şükela:  tümü | bugün
  • filmden yeni çıkmış birisi olarak heyecanla yazıyorum ki umut dolu, keyifli bir film izleme deneyimi yaşattı bana. günümüz ilişki anlayışını eleştiren, zorlama ilişkiler yerine hayatına rastlantısallığın övgü düzen bir film.
  • peki, filmin adını "aşkı beklerken" olarak çevirenler ne yaşıyorlar? filmin aşk ile alakası yoktu. filme gelince kesinlikle senaryo ve görsellik bakımından bayat olduğunu düşünüyorum. yönetmen bir şey anlatmak istemiş lakin başarılı olamamış. anlatmak ya da göstermek istediği her ne ise, ucu açık kaldığı gibi sunmak istediği önermeyi de verememiş.
    4/10.
  • uzun süredir beni bu kadar iyi hissettiren bir şey izlediğimi hatırlamıyorum.

    ben sinema eleştirmeni, sinefil, sinemadan çok iyi anlayan falan biri değilim ama kendimce her hafta bir adet filme gitmeyi kendine misyon edinmiş bir film-severim. ve hayata biraz pozitif yandan bakmayı becerebilen bir insanın bu filmde verilmek istenen şeyi gayet de alabileceğini düşünüyorum. (yönetmenin bi şeyler verme derdinde olduğunu da düşünmüyorum, herkese kendisini ve kendimizi gösteriyor.)

    -buradan sonrası bence spoiler içermiyor ama ufak ufak şeyler içeriyor. sonra niye uyarmadın diye kızmayın, ama bence filmi izlemeden evvel okumanızdan zarar gelmez.-

    film öncelikle çok gerçek. yani bir çok açıdan, yapay hiç bi şey görmüyorsunuz neredeyse. bakkal sahneleri, remy’nin çatıda nugget’i aradığı sahne, melanie’nin yerlere kustuğu sahne... hepsi o kadar gerçek ki, sanki yönetmen o sahneleri hazırlamamış da bu insanların başlarına bu şeyler gelsin de ben karşılarında kamerayla çekeyim diye beklemiş.

    iki kahramanımızın da aileleriyle olan ilişkileri çok güzel verilmiş. (melanie’nin annesiyle telefonda konuştuğu on saniye sanki aralarındaki tüm ilişkiyi anlamamıza yetiyor gibiydi, ama remy’de bu bir kaç sahneyle yaratıldı. çünkü öyle olması gerekti.)

    bir çok mesaj da vardı, göçmenlerle alakalı, gelişen teknoloji, işsizliğe gidiş, şehirleşme vs. bunları ben burada anlatmayayım herkes anladığı kadar anlasın.

    en çok hoşuma giden sahne ise, remy’nin dağdayken amiens’teki küçük şehir ortamında siyahi bir kızla çıktığı için insanların onunla dalga geçmesi hikayesi üzerine söylediği cümle idi, (fransızca olduğu için hatırladığım şekliyle aktarıyorum) “paris’in havası amiens’inkinden daha kirli olabilir, ama yine de orada nefes alabiliyorum.”