şükela:  tümü | bugün
  • askeri gazinoda çılgınlar gibi eğlendiğim akşamlardan biriydi.

    eti negro ve meyva suyu almıştım. tam gömmek üzereyken yanıma ekrem geldi. "film başlamak üzere, gel de izleyelim" diyerek kolumdan çekiştirmeye başladı. aktivite bolluğu yaşadığım bir mecrada bulunmadığım için onunla birlikte salona doğru ilerlemeye başladım.

    tam girecekken kapıdaki asker beni durdurdu ve içeride yiyecek tüketmenin yasaklandığını söyledi. bunun üzerine, meyva suyunu hızlıca içtim. eti negroyu ise daha sonra yemek üzere devasa kamuflaj cebine sokuşturdum. cepler ziyadesiyle büyük olduğu için tamamını sığdırabilmiştim.

    koltuğa oturarak bol kafayla lekelenen ekrana bakmaya başladım. akışta herhangi bir değişiklik olmamış gibiydi. salonda, ekseriyetle amerikan futbolunu konu edinen filmleri oynatırlardı ve yine onlardan birisini koymuşlardı. koltuğunun altına topu sıkıştıran bir dizi adam, habire rakamların üzerinde koşturmaktaydı. yedinci san'at olan sinemanın bu güzide örneğini yavan suratlarla izliyor, adamların birbirine "kocaoğlan" diyerek hitap etmelerini yarı kapalı gözlerle takip ediyorduk.

    takriben onuncu dakikadan sonra oynattıkları disk takılmaya başladı. ayrıca, diski kazağa silerek tekrar oynatma girişimleri de başarısız olmuştu. bunun üzerine video oynatıcıdan sorumlu olan asker boğazını temizleyerek kalabalığa seslendi: "beyler, bugün rütbeliler izinli. ne dersiniz? bir porno koyup felekten bir gece çalalım mı?"

    kalabalık çılgına dönmüştü. hep bir ağızdan onaylamaya başladılar. bense, ekrem'in omzuna dokunarak müsaade istedim. ekrem "oğlum mal mısın? niye izlemiyorsun ki? mis gibi porno!" diyerek itiraz etmeye çalıştığında onu dinlemeyerek kapıya doğru ilerledim. bu arada ses sisteminden gelen inlemeler tüm askeri gazinoyu titretir hale gelmişti. öyle ki, kantinci bile görev mahallini boş bırakarak kalabalığa dahil olmuştu.

    bu koşullar altında salonun dışına açılan perdeyi araladım ve "ah, uh" sesleri eşliğinde adımlarımı yavaşça atmaya başladım. o anda karşıda bir siluet belirdi. yaklaştığımda yıldızları seçebildim ve onun bir yüzbaşı olduğunu öğrendim. düşük rütbeli bir başka askerle bir şeyler konuşarak sağa sola bakıyor, askeri gazinonun niçin boş olduğunu çözmeye çalışıyordu.

    selam vermeye kalktığımda geriye doğru birkaç adım atarak uzaklaştı . bir şeylerin yanlış olduğunu hissettim. zira, böyle bir sahnede sersemleyerek geri geri gitmesi gereken bizzat bendim.

    tekrar selam vermeye yeltendiğimde beni görmemezlikten geldi ve yanındaki askere şöyle seslendi: "bunu sabit nöbete yazın. bu haldeyken etrafta dolaşırsa mehmetçiğin morali bozulabilir."

    dışarı çıktığımda yaşananlara anlam vermeye çalıştım. elimi cebime attığımda gelen hışırtıyla irkildim. varlığını unuttuğum eti negro hala oradaydı. başımı indirerek inceledim.

    kasıklarımdan diz kapağıma doğru uzanan bir kabartı halini almıştı.