şükela:  tümü | bugün
  • bugüne kadar sözlükte tanımı yapılmamış olmasına şaşırdığım zeka türü. oysa özellikle milliyetçi görüşten gelen insanlar zamam zaman kullanıyor.

    devletin, istihbarat kurumları ile beslenen ve güncellenen, bürokratları ve gelenekleri ile hafızasında taşınan, siyasetçileri ile yorumlanan ve devletin hareket tarzına yön veren, yazılı olmayan bir bilinç olarak algılıyorum ben bunu. sağ gelenekte, devleti kutsamak ve önem arz etmek için de kullanılan hatta yüzlerce binlerce yıllık geçmişe dayandırılan bir kavram bu.

    mesela suriye'ye girmek, ya da fetöcüleri ayıklamak, ya da güneydoğu politikaları gibi sivri uçlu, zor konulara dair bir karar alındığında ya da tam tersi topluma ters gelebilecek, örnek veriyorum, kck'dan yargılananlar serbest kaldığında hemen birileri çıkıp bu gizemli "devlet aklı"na referans veriyor. sanırım bu bir tür güven ve huzur duygusu da getiriyor: "bizim göremediğimiz ama devletin gördüğü şeyler var. onlar en doğru kararı verir." falan. oysa daha iki ay önce devleti yönetenlerin en yakınındaki yaverlerin devletin mücadele ettiği terör örgütüne mensup olduğu ortaya çıktı. bu nasıl akıl??

    overrated bir kavram.
  • bazen kişiyi ales'e evinden 30 km uzaktaki okulda sokarken sınava ulaşım kartıyla girmeyi yasaklamasıyla gösterir kendini, bazense bir adliyede 1 dakikalık bir işi 5 ayrı birimle uğraştıktan sonra 1 saatte bitirirken.

    pek pratik bir şey değildir.
  • (bkz: raison d'etat)
  • erdoğan'ı kontrol eden güç.
  • son 14 yılda kapasitesini bir hayli zorlasa da hala efektif algoritmasını koruduğunu düşünüyorum. aydınlık gazetesine 96 yılında yaptırılan "abromovitz tayyip görüşmesi" haberinden sonra gelişen olaylar ve kurgular aklın sınırları çerçevesinde gelişmese de hala işlerliği olduğunu kanıtlayan bazı gelişmeler var.

    yakın süreçte; fetocuların tarihe hain olarak geçtiği olaylar silsilesi, ordu içindeki sürek avı, tarikat-cemaatlerin halk nezdinde itibarını yerle bir eden gelişmeler... aslında bilincinin ne kadar sağlam ve yerli yerinde olduğunu gösteriyor.

    peki, erdoğan hakkında dillendirilmeye başlayan dedikodular için bu aklın ne kadarı devrede? biraz geçmişi yoklarsak belki çözüm bulabiliriz! milli talebe birliğinin bu akıl tarafından fişleme ve rejim karşıtlarının kontrol edilmesi amacıyla kurulduğunu eski mit mensuplarından duyduk. 80 sonrası ise bu birlik cia bünyesindeki düşünce kuruluşları için bir arka kapı oldu. başarılı ögrencilerin ingiltere, kanada gibi ülkelerde kolaylıkla eğitim görüp ülkeye dönüşlerinde siyasi zeminde tutunmaları, abdullah gül gibi medya yıldızları olmaları mttb' nin uzun süre önce takibe girdiğinin kanıtıdır.

    abromovitz erdoğan görüşmesi mttb için neden önemli? gizli olması gereken ancak afişe edilen bu görüşmeden sonra erdoğanın takibe girmediğini düşünmek, oyunda çift taraflı bir aktör olduğunu düşünmemek sadece saflıktır. mttb bünyesindeki öğrenciler, cia tarafından özenle geliştirilen fetonun, devlete sızmasına ve kontrol etmesine yataklık etsin diye yetiştirildi. başarılı oldularda. ancak devamında, aklın devreye gireceği hesaba katılmamıştı...

    aslında 15 temmuz bu akıl için küçük bir step. çünkü asıl düşmanlar hiç açık vermedi ve tereyağından kıl çeker gibi işten sıyrıldıklarını düşünüyorlar. ön planda kullandıkları kukla hain memurlar, kadın ve para tutsağı gazeteciler sadece siperdi.

    sonuçta hiç açık vermeden, sınır ötesi örgütlerden daha iyi çalışarak bugünlere geldikleri belli. daha zorlu bir dönemden geçeceğimiz aşikar. bu aklın muzaffer olmasını beklemekten başka çaremiz yok.
  • hukuk devletinin zıddı. eskilerin ifadesi ile "hikmet-i hükümet". almanca: staatsrasion, fransızca: rasion d'etat kavramlarının türkçedeki karşılığı. bu kavramı hikmet-i hükümet yerine kullanan ilk yazar ise mithat sancar . peki ne demektir devlet aklı? hangi tür devletler için kullanılır?

    hangi zaman diliminde olursa olsun, yeryüzünün neresinde bulunursa bulunsun bütün devletler, varlıklarını açıklayacak bir meşruiyet kaynağına ihtiyaç duyar. yönettikleri insanların kendilerine karşı isyan etmemeleri, devletlerin varlıklarını devam ettirebilmeleri için devletlerin "neden devlet denilen bir şey var" sorusuna vatandaşlarının ikna olacağı bir cevap vermesi gerekir. uzun yıllar bu konuda pek bir sorun yaşanmaz. ister hristiyan dünyası, ister islam dünyası olsun, 16. yüzyıllara kadar devlet tanrının yeryüzündeki gölgesidir. o dönemler boyunca devletler neden var oldukları sorusuna bu cevabı vererek meşruiyetlerini sağlamışlar, varlıklarını devam ettirebilmişlerdir. ama 16-17. yüzyıla geldiğimizde batıda işler karışmaya başlamış, bağzı dosyalar kaybolmuş (bkz: pardon). nelerin olduğu çok uzun hikaye ama yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan ve kilisenin tahakkümünden kurtulmaya çalışan merkezi devletler tanrıdan başka bir meşruiyet kaynağı aramaya girişmişler. işte gel zaman git zaman bağzı düşünürler(bkz: machiavelli) (bkz: hegel) demişler ki devletin meşruiyetini sağlaması için ayriyeten başka hiçbir meşruiyet kaynağına ihtiyacı yoktur, devlet bizatihi devlet olduğu için meşrudur. yani devlet tanrı içindir anlayışından devlet devlet içindir anlayışına bir zıplama olmuş. işte devlet aklı dediğimiz şeyin kaynağında devlet devlet içindir anlayışı yer alır. bu fikri savunan düşünürlere göre devlet kendisini tehlikede gördüğü her durumda varlığını devam ettirebilmek için her türlü tedbiri alabilir. (bkz: susurluk) o devletin vatandaşları bu tedbirlere uymak, gerektiğinde devletin bekası için herşeyden vazgeçmek zorundadır. devlet devlet içindir anlayışının bir sonucu olarak insanlar da doğal olarak o devlet için yaşar sonucuna varılır. tabi bir tarafta devleti tanrının elinden kurtarıp ona kutsallık atfedenler vardır ama diğer tarafta da bir burjuva sınıfı vardır. ticaretten çok deli paralar kazanan bu sınıf (öyle böyle paralar değil) çoktan aristokrasinin karşısına dikilmiş ona meydan okumaya başlamıştır. yarın ne yapacağı belli olmayan, istediği zaman istediği şeyi yapma hakkına sahip olan bir devlet anlayışı, geçimini ticaretten kazanan bu burjuva sınıfının pek işine gelmemiş (evde çocuklar ekmek bekliyor, ne yapsınlar?). ve biz bu devletin boynuna bir yular geçirelim, öyle istediği zaman istediği şeyi yapamasın diye düşünmüşler. çözümü de kendisini hukukla sınırlayan (ne demek şimdi bu?) bir devlette bulmuşlar. ve hukuk devleti dediğimiz şeyi ortaya çıkarmışlar. tabi bu işler öyle entry yazmak gibi kolay olmamış. çok kan akmış, insanlar ölmüş, ama bir kaç yüzyıl süren bu mücadele sonunda devlet kendisini burjuva sınıfının istediği sınırlara çekmiş. (tabi batıda olmuş bu olay. doğuda neden devlet hukuka uymuyor diye soruyoruz ya işte bundan dolayı. bu topraklarda burjuva sınıfı hiç olmamış da ondan. e tabi burjuva sınıfı neden doğuda değil de batıda ortaya çıkmış diye haklı olarak insanın aklına bağzı sorular gelmiyor değil ama sorunun cevabı burası değil, şimdi tadımız kaçmasın). peki bu burjuva sınıfı ne talep etmiş devletten? bu olayların yaşandığı dönemde bağzı düşünürler (bkz: john locke) (bkz: hayek) "devletten önce insan vardır aga" demiş. sen öyle kafana göre iş yapamazsın demişler, devlete. mülkiyet hakkı, yaşam hakkı kutsaldır, sen devlet bile olsan bu hakları ihlal edemezsin demişler (bkz: doğal hukuk) ve devletin bu hakları koruyacak kurallar koymasını, kendisinin de bu kurallara uymak zorunda olduğunu söylemişler. hukuk devleti denilen şeyin esprisi de bu. dolayısı ile hukuk devleti dediğimiz şey aslında kapitalizmin bir talebi. kapitalizmin gelişmiş olduğu topraklarda doğal olarak hukuk devleti anlayışı da gelişiyor.

    bize baktığımızda ise biz ne osmanlı devleti zamanında, ne osmanlıdan sonra cumhuriyet döneminde, ne de 14 yıllık akp iktidarı döneminde hiç bir zaman hukuk devleti olmamışız. aslında daha doğrusu şu: hukuk devleti anlayışı, bizim kültürümüzde hiçbir zaman yer etmemiş. ister islamcısı olsun ister kemalisti, bizde devlet kutsaldır. yeri geldiğinde devlet her şeyi yapabilir (bkz: kardeş katli). anayasalarda, şurada burada hukuk devleti yazması hiçbirşey ifade etmez. bizde güçlü, güçlü olduğu için haklıdır. bu anlayış bizim toplumsal zihniyetimin kılcallarına kadar işlemiştir. hani avrupa'ya gidenler ballandıra ballandıra anlatırlar ya yaya geçitlerinde araçların durup yayalar geçiyor diye, ha işte hukuk devleti dediğimiz şey bu anlayışın olduğu toplumlarda var olabilir. orada güçlü (araç sahibi), güçlü olduğu için haklıdır kuralı işlemez, güçlü gücünü önceden konuşmuş kuraldan (yaya geçidinde yol hakkı yayanındır kuralı) alır. güçlüsü de zayıfı da bu kurala uyar. ama bizde ne araç geliyorsa yaya geçidinden geçebilirsin, ne de devlet ben şunu yapacağım dediğinde ona karşı koyabilirsin. biz hukuka değil güce taparız. biz de böyle bir milletiz işte.

    sonuç olarak devlet aklı denilen şey, kendisini hukukla bağlı görmeyen, kendi varlığının devamı için yapılması gereken her şeyi yapabilen devlet anlayışı için ve olumsuz bir anlamda kullanılır. ama ne olursa olsun devlet aklı zihniyetine sahip bir devlette bile en az iki şey vardır: devlet ve akıl. bazen öyle durumlar olabilir ki insanlar devlet aklı anlayışına sahip bir devlete dahi muhtaç durumlara düşebilirler. tabi bu söylediğimin bizim devletimizle uzaktan yakından alakası yok. biz, anayasamızda da belirtildiği gibi hukuka saygılı bir devlet ve milletiz. bu da böyle biline.