şükela:  tümü | bugün
  • hep birilerinin yardimina kosmasi beklenen, hep sikayet edilen, hep veryansin edilen hayali kisilik. (bkz: devlet ana)
  • (bkz: devlet abi)
  • devlet, ataerkil toplumlarda, "baba"dır zaten...kısaca hem sever, hem dover...eve para getirir...bu paranın nasıl harcanacağına karar verir...sevdiği çocuklarına iyi davranır, onları ödüllendirir...kendisine karşı çıkanlara veya eleştirenlere, yani sevmediği çocuklarına karşı gaddardır...onları itina ile cezalandırır...
  • cogu siyasetcinin cocugu olmadigi dusunuldugunde iyice garip gelen tanimlama.
  • baba annemize halellenen* kimse ise devlet baba topumuzun annesine iyi kötü muamele çekendir... alıcılarımızın ayarıyla oynamamız lazım, bir zaruri algıda allah vergisi...
  • monarşiden gelme bir "yönetimi kişiselleştirme" alışkanlığının fonetiğe dökülmüş hali

    (bkz: who is your daddy)
  • hani yabancı filmlerde yüksek burjuvazi ya da aristokrasiye ait aileler anlatılırken "siz" diye hitap edilen babalar vardır, herhalde öyle bir babalık devletinki. derdinizi anlatmak, buna derman bulmak gibi bir şansınız yoktur bu babayla beraber, o hep biraz yukarıda durur (örgütlenme hakkı ve yargıda aksaklıklar var galiba).

    hesabını vermek zorunda kalmadan, sebebini açıklamadan dövmek, şiddet uygulamak hakkını kendinde bulmaktan da geliyor olabilir bu babalık, zira babalar doğrusunu bilir, hem sever hem döver.

    illa bir babalık aranacaksa benim aklıma josef fritzl geliyor, hani öz kızını 24 sene hapsedip ondan faydalanan, ona eziyet eden baba. çeşitli yollarla eli kolu bağlayan, insanları çaresizlik ve itaat mecburiyetinde bırakan ve çeşitli şekillerde bu aciz bırakılmış kişilerden faydalanan (!) bir babaya benzemiyor mu bazen devlet baba?

    devletin kadir-i mutlaklığının hane içindeki temsili değil midir baba? o iktidarı ve ondan korkmayı öğreten ve nasihat eden değil midir? hikmet-i devlete inanır gibi inanılması beklenmez mi babanın bilgeliğine (!) ? baba devleti besliyor, devlet babayı. peki çocuklara ne oluyor?

    o zaman sözü bir bilene bırakalım, güzel tarif etmiş pierre joseph proudhon:

    yönetilmek, ne bunu yapacak hakka, ne bilgeliğe, ne de erdeme sahip yaratıklar tarafından, gözaltında tutulmak, casus gibi izlenmek, idare edilmek, yasalara bağımlı kılınmak, sayılmak, kaydedilmek, fikir aşılanmak, vaaz verilmek, denetlenmek, hesaplanmak, değer biçilmek, sansür edilmek ve emredilmektir. yönetilmek her türlü işlemle, her türlü hareketle not edilmek, kayda geçirilmek, sıraya alınmak, değeri belirlenmek, lisans verilmek, yetki verilmek, nasihat edilmek, yasak koyulmak, reformdan geçirilmek, düzeltilmek ve cezalandırılmaktır. yönetilmek, kamu yararı gerekçesiyle ve genel çıkarlar adına yükümlülüğe bağlanmak, yetiştirilmek, soyulmak, sömürülmek, tekellere bağımlı kalmak, zorbalığa maruz kalmak, köşeye sıkıştırılmak, gizemlerle büyülenmek ve yağmalanmaktır; en ufak bir direniş ya da yakınma sözcüğü karşısında baskıya uğramak, ceza görmek, aşağılanmak, taciz edilmek, takip edilmek, istismara uğramak, sopayla dövülmek, silahsız bırakılmak, hapse atılmak, yargılanmak, mahkûm edilmek, kurşuna dizilmek, sürgüne gönderilmek, feda edilmek, satılmak, ihanete uğramaktır; alay edilmek, gülünç düşürülmek, öfkelendirilmek, onursuz bırakılmaktır. devlet budur, onun adaleti budur, onun ahlakı budur.
    (general idea of the revolution in the nineteenth century. sayfa: 293-294 )
  • çocukların aile içindeki otoriteden çekinmeleri gibi anne baba da toplum ailesi içinde devlet babadan korkar, (devlet toplum içinde yaşadığı için herkes birbirinden korkar), onun emirlerini yerine getirmeye çaba gösterir. korku bu noktada temel dinamiktir; ki özellikle baskı altında tutulan, etnik, cinsel, dini vb. kesimler açısından bu çok somut bir şekilde işler.