şükela:  tümü | bugün
  • saygıdeğer türk büyüğü devlet bahçeli beyefendinin, bundan çok uzun yıllar geçmeden politika ve siyaset konularında mihenk taşı oluşturacak siyasi hayatının seceresinin, türk toplumunun son 20 yılı üzerindeki hissedilebilir etkisi ve türk kimliğinin gücü hakkındaki isabetli sözlerini içermektedir.

    kendisinin özgeçmişine bu adreste birinci ağızdan ulaşabilir, http://www.devletbahceli.com.tr/…le.php#pg_ozgecmis
    yazdığı kitapları ise bu adresten, ücretsiz bir şekilde elde edebilir ve okuyabilirsiniz,
    http://www.devletbahceli.com.tr/…le.php#pg_kitaplar

    yani aslında düşündüğünüz kadar çok kadın programı izlemediğini söyleyebiliriz.

    kaldı ki olayın magazinel tarafı her ne kadar hepimize çekici geliyor olsa da, bu durum sayın bahçeli'nin yaklaşık 50 yıldır kolektif bir fikri, zaman zaman milyonları etkisi altına alabilecek şekilde yürütmeyi başarmış olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

    19 yaşında ankara iktisadi ve ticari ilimler akademisi'nde öğrenciyken ülkü ocağı kurucu ve yöneticisi olmuş, akabinde aynı fakültenin iktisat bölümünde asistan olarak eğitim hayatına devam etmiş, üstüne gazi üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak 39 yaşına kadar görevini sürdürmüş birinden bahsediyoruz. bu bağlamda uygun koşulları oluşturduktan sonra, iktisadi ve idari çalışmalarını siyaset zemininde sürdürdüğünü de söyleyebiliriz.

    siyasi kariyeri boyunca renkli simalarla ilişki kurmakta zorlanmadığını da söyleyebiliriz. nitekim buradaki durumu, partinin başkanı olması üzerinden henüz iki sene bile geçmeden milliyetçi hareket partisi'nin 18 nisan 1999 seçimlerindeki başarısını koalisyon hükümetinde taçlandırmasında apaçık görebiliyoruz. zira kendisi şanssız bir dönemde ipleri eline almaya karar vermiş olabilir, ya da burada kendisinin vatanseverliğinden bahsedebiliriz. fakat insanları bazı konularda ikna etmek tahmin edebileceğiniz üzere o kadar da kolay değil. dolayısıyla olayın duygusal boyutları beni pek ilgilendirmiyor. konulara siyasi çerçeveden bakarak yüzde yüz isabetli ve objektif yorum yapmak zaten mümkün değil.

    ardından recep tayyip erdoğan ve adalet ve kalkınma partisi iktidar bayrağını devralıyor. burada zat-ı âli'nin yaklaşık bir 10 sene boyunca, halkın demokratik tercihlerine saygı duyan bir muhalefet partisi imajı çizmeyi tercih ettiğini görüyoruz.

    burada mutlak demokrasi aşkıyla yanıp duran romantikler kalkıp toplumun bir kesimiyle hiçbir bağlamda aynı düzlem üzerine gelmesinin mümkün olmadığını söylemeye kalkarsa da; mutlak demokrasi diye bir şey yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır, çoğunluğun görüşü esas alınır ve ona uyulur. lakin herkes birbirinin düşüncesine saygı duymak zorundadır; buysa ancak düşünce zihinde var olmayı sürdürürse mümkündür, aksi takdirde yazıya dökülürse bir fikre dönüşür; onu da burada tartışmanın bir manası yok.

    gelgelelim konumuza dönecek olursak bir şekilde partisinin varlığını sürdürürken, diğer yandan kendi iktidarını da sağlam tutmayı başarmış, en başından beri her şeyi nizami ve kurallar dahilinde yapan; maaşını bağışlayan, mütevazı kişiliği herkesçe bilinir bir siyaset adamının, bir şekilde iktidar partisi tökezleyince tekrar koalisyon potasına gelindiğinde (7 haziran 2015 genel seçimleri), geçmişte yaptığı hataları tekrarlaması ve mütevaziliğini elden bırakması beklenemez. burada mütevazilik, 13 yıl boyunca titizlikle kurulmuş bir dişli setini yıkıp geçmek yerine, bazı çarkları istediği gibi döndürme şartıyla hareket etmesinden rahatça çıkarılabilir.

    keskin çizgileri tüm kamuoyuna mal olmuş birinin, kendi güvenli dairesini inşa etmek üzere yaptığı hamleler elbette ilgi çekici olmak zorundadır. bu sebeple öncelikle kendisine en yakın halkada, parti içinde, bir yerlere varması mümkün olan herkesi dışlayıp, birlikte hareket edilebilecek bir ekip kurmasına ön ayak olmuştur. bunları yaparken iktidar partisiyle ilişkisini şahsi düzeyde arttırıp, devlet işleri uğruna defalarca ayaklar altına aldığı karizmasını yükseltmeyi tercih etmiş, karşılığında da terör örgütünün demokrasi kılığına girmiş sirk soytarılarının biletini kestirmiş, ülküsünün peşinden gitmeyi sürdürmüş, türk kimliğine olan hayranlığından ödün vermemiştir. tüm bunları yaparken de inandığı dinin tüccarlığına soyunmak gibi ucuz numaralar peşinde koşmamış saygın bir eğitimci olmayı sürdürmüştür. ve dersini vermeye devam etmektedir.
  • özetle: (bkz: siyaset nasil yapilmaz?)
  • "politikacılar halkın çıkarlarından farklı çıkarlara sahip olan insanlar topluluğudur."

    abraham lincoln
  • (bkz: alttan ders)
  • bana verdiği en büyük ders bir daha (bkz: mhp) nin kapısından geçmeme dersidir.
    tayyip'e yaranmak için chp ile hükümet kurmaya yanaşmadığı günleri unutmadık. unutmayacağız.
  • matematik dersi vermesin de gerisi önemli degil
  • yoktur... çok basit! yoktur!

    biz devlet adamlığıyla-siyasetçiliği birbirine karıştırıyoruz. kalabalıkları gazlayacak konuşmalar yapıp-hamaset üzerinden oy toplamak, höt höt konuşmalar, sürekli meydan okumalar. bunlar siyasetçiliktir. ama devlet adamlığı belirli bir kültür ister. oturman-kalkman-duruşun vs çok farklı bir şeydir.

    devletler büyük toplumsal hareketler içerisine çoğu zaman kitleyi kendi çıkarlarına göre yönlendirecek ajanlar yerleştirirler. sıklıkla ingiliz istihbaratı kullansa da; bu, oldukça eski bir taktiktir.

    ülkücü hareket gibi, devrimci-sol hareket gibi, islamcı hareket gibi toplumda geniş taban bulan/ bulabilecek olan hareketlere yerleştirilmiş adamlardan biridir devlet bahçeli ki son başbuğ türkeş ölmeden önce bunu gayet net biçimde belirtmiştir. bunlara sol-sosyal demokrat tayfa için doğu perinçek-deniz baykal ya da kürt siyaseti için öcalan örnek verilebileceği gibi, islamcı kanat için de erbakan grubunun içine özenle yerleştirilmiş arınç-gül-erdoğan triosu da eklenebilir.

    saydığım isimleri dikkatlice düşünün... yaptıkları eylemler ve sonuçlarını hatırlayın.
    hepsi "istenmeyen" yönlere gidebilecek toplumsal hareketlerin içinde yükselmiş ve yeri gelince o hareketleri parçalamış, yeri gelince de sahneden çekilmiştir.

    erbakan, demirel, ecevit, denktaş gibi ciddi eğitim almış, iyi derecede yabancı dil bilen, hukuk bilen yani görece daha kaliteli siyasetçileri hatırladıkça devlet bey ve günümüz siyasetçilerinin kimseye ders verecek çapta olmadığını düşünüyorum.