şükela:  tümü | bugün
  • maksadı vatandaşı ev sahibi yapmak değil ki; vatandaşı bankaya borçlandırmak. ne kadar çok borçlanıp müteahhitleri zengin ederseniz o kadar iyidir neticede.

    bu piyasada kredi çekip ev alanın aklına şaşarım. iki üç yıl sonranın ne olacağı belirsiz. yiyecek ekmeğe muhtaç kalmama garantin ne ki? ipotekli evini de altından bankalar çekip alacaklar, olacak tertemiz.
  • bi finansçı olarak size naçizane bi ikitavsiye
    2.el konut almanız elinizde nakit oranı düşükse daha verimli olur neden mi müteahhitler yüksek fatura kesmek istemez çünkü bu onlara vergi ve ceza olarak döndürürüz. ikincisi bu mortgage paketi sizin için değildir bu paket sizin cebinizden alınacak paranın banka yerine müteahhide aktarılarak bir nevi gelir transferidir. üçüncüsü işler her zaman daha kötüleşecek hazırlıklı olun
  • yapılabilecek o kadar şey varken yapmamalarının çaresizlik, serbest piyasa, halkın ibneliği olarak açıklanmayacağı aşikar.

    devlet bunu tercih ediyor.
    benim tuzum kuru.
    ancak 1+1 ev alabilmek , kot1, kot2 de olsa bir yuvam olsun çoluk çocuğum muhanete muhtaç olmasın diye çırpınıp bunun için 15-20 yılını veren insanları gördükçe vicdanım sızlıyor.
    biraz şehrin dışında ama ucuz konut da var denilen yerler sizin hizmetinizi yapmak için 3 aktarmayla 60 km yol gelinen mesafeler oldu artık.
    inşaat 30 sektörü besliyor bu sektör sakın durmasından başka b planınız da olsun gözünüzü seveyim.
    kıymetli hazine arazilerini emlak konuta devredip arsaları ihaleyle satıp gelir paylaşımıyla (bu nasıl paylaşım ki geliri ekgyo'ya kalıyor ama arazi hazinenin yani halkın olmasına rağmen halka uğrayan birşey yok) lüks konut üretip fiyatların taammüden yükselmesini sağlıyorsunuz. bunu yaparken hiç vicdanınız sızlamıyor mu yani. bakın sadece istanbulda toplu taşımada ayakta günde 2 saat geçirerek şehrin bir ucundan bir ucuna seyahat eden en az 2,5-3 milyon insan var.
    söyleyecek yazacak çok şey var.
    ama bıktım usandım aynı etkisizlikle duvara karşı konuşmaktan.
  • devletin sorumluluğu adaleti ve güveni tahsis etmesidir. ama bilin bakalım ne eksik.
  • yahu müdahale etmesin eyvallah da şu vergi kaçıran lavukları biraz ufalasın bari dediğimdir.
  • zannedildiğinin aksine türkiye tam olarak serbest piyasa ekonomisi değildir. sosyalizm ve kapitalizmin karışımı olan hali hazırda kapitalizmin daha ağır bastığı * ekonomidir. yani devlet uygun gördüğü durumlarda piyasaya müdahale edebilmektedir.

    ekleme: adam smith’in piyasayı düzenleyen ; farklı sosyolog-iktisatçılar tarafından farklı tanımı da olan, * kavramı ancak adalet, eğitim ve hakkaniyet korelasyonlarının olduğu yerlerde tam anlamıyla düzgün işlemektedir.*
  • inşaat sektörü ve bu sektör üzerinden beslenmeye çalışılan sermaye sınıfı nedeniyle müdahale edilmemektedir.

    aslında genel olarak bir devletin herhangi bir piyasaya müdahale etmesi serbest piyasanın ruhuna aykırıdır ama bazı durumlarda daha iyi bir işleyiş adına gerekli olabilir.

    mesela gıda fiyatlarına müdahale de bunlardan biridir hem de sadece iç değil dış piyasada da bu geçerlidir. mesela herhangi bir gıda kaleminin ithalatını önleyecek yasaları devletler işleyebilir.

    uluslararası ticaret kuralları ve gümrük birliği gibi özel anlaşmalarda gıda hariç tutulmuştur. bunun nedeni gıdanın devletler ve milletleri için daha hayati bir konumda olmasıdır. gerçi şu an dünya ticaretinde ayar bozuldu isteyen istediği kadar ek tariff uygulayabiliyor ayrı konu.

    emlak fiyatlarına gelecek olursak, bazı ülkelerde ciddi önlem alınıyor. bunun nedeni kara para aklanmasının önüne geçilmek istenmesidir. yanlış hatırlamıyorsam abd’de böyle bir uygulama var. her gayrimenkul için bir alt ve üst bandı var ve bunun dışında isteseniz de satamıyorsunuz.

    temel amaç ise şudur. illegal bir şekilde kazanılan para gayrimenkul alım/satımı üzerinden kolaylıkla aklanabilir. şöyle ki,

    ben yasadışı bir şekilde para kazandım, ya da yasal olarak kazandım ama vergisini ödemek istemiyorum. para cash olarak bende duruyor ama sisteme sokamıyorum.

    yaşadığım ülkenin vatandaşı olmayan herhangi biriyle anlaşarak, vergi cenneti ülkelerden birinde ona hesap açıyorum. o daha sonra parasını yaşadığım ülkeye sokuyor ve aynen yukarıda anlatıldığı gibi ben bu adama esenyurt’taki evimi 20 milyon dolara satıyorum.

    evi aldığım tarihin üzerinden 5 yıldan uzun süre geçmişse, tapu harcı dışında vergi falan da ödemiyorum. bütün parayı akladım.

    tabii şunu fark ettirmek önemlidir. parayı legal ya da illegal olarak kazanmış olabilirsiniz. legal kazanmış ama vergi vermek istemiyorsanız paranızı aklamış olursunuz. illegal olarak kazanmış iseniz kara paranızı aklamış olursunuz.

    birindeki tek suç vergi kaçırmakken, diğerinde suç işleyerek o parayı kazanmışsınızdır. birinde karşınızda mali polisi bulmanız beklenirken diğerinde terör, narkotik vs artık ne suç işlediyseniz o polisi bulmanız beklenir.

    parası rezerv para, ekonomisi hayvani boyutta olduğu için de abd’nin emlak piyasasına bu tarz kısıtlamalar getirmesi anlaşılırdır. çünkü satımdan elde edilen kara yüksek vergi de getirse kara para aklanmasının önüne geçilemezdi.

    türkiye’deyse durum biraz farklıdır. çünkü türkiye’de inşaat sektörü sermaye yaratım mekanizmasının kalbi haline getirilmiştir. aslında her ülkede iktidarlar kendilerine yakın sermaye sınıfı yaratmak isterler ama bu pek azında inşaat sektörü olur. bizdeki fark buradan çıkıyor.

    1) türkiye’de emlak sadece ihtiyaç için alınmıyor. para piyasalarının ve sermaye piyasalarının devlet kontrolünde olması nedeniyle tasarrufları değerlendirebilecek emlak dışında bir alan yok.

    2) sürekli artan nüfusun emlak talebi bitmek bilmiyor.

    3) verimsiz ekonomik yapı nedeniyle üretilen katma değer de metropollere sıkışmış bir durumda olduğundan arazi rantı çok yüksek.

    4) özellikle iran/ırak/suriye sınırlarında türlü kaçakçılık işleri yoğun ve bunu engelle(ye)meyen devletin kısmi bir göz yumma durumu söz konusu olunca bu paralar emlak üzerinden aklanabiliyor.

    5) sermaye birikim mekanizması tamamen inşaat sektörü üzerinden işliyor. sektörü vergilendirmek demek bu sektördeki para devir hızını yavaşlatmak demek, bu da aynı zamanda sermaye birikim hızını yavaşlatmak oluyor. devletin göremediğiyse şu, sermaye birikim hızını yavaşlatmaktan imtina ettikçe niteliksiz sermayenin finansal karşılığı devalüasyon üzerinden eriyor. yani yavaşlamayan sermaye birikim hızı, memlekette üretilen katma değerin fazlasını emmeye çalıştıkça dolar kuru tutulamıyor ve sermaye birikimi yine sekteye uğruyor.

    bu koşullar altında emlak fiyatlarına doğrudan ya da vergiler üzerinden dolaylı olarak müdahale isteği pek güçlenemiyor. başbakanlığı döneminde davutoğlu bu yönde bir adım atmaya niyetlendiği anda neye uğradığını şaşırdı.

    vergilendirme sadece değer artışı kazancı üzerinden ikinci el piyasasında uygulanabildi. bu da göstermelikti çünkü menkul kıymetlerin aksine gayrimenkul yatırımları likit değildir, paraya kolay çevrilmez. bu nedenle de zaten uzun vadeli yapılırlar. 5 yıl dolduktan sonra vergi ödenmeyecek olması da bunun ispatıdır. yine de, bu vergiden en çok etkilenecek olan hala daha bordro mahkumu çalışanlar olacaktır.

    bunlara ek olarak türkiye’de devasa bir kayıtdışı ekonomi dönüyor. burada biriken kapitalin en net etkisini gördüğünüz yer işte emlak piyasasının ta kendisidir.

    bu şartlar altında, benim türlü illegal yolla elde ettiğim geliri esenyurt’taki 2+1 dairemi 20 milyon dolara satarak aklayabileceğim bir mekanizmaya devlet neden müdahale etsin ki?

    tabii o illegal geliri elde ederken devleti görmemişsem.

    yine de, her para aklayan parasını kör gözüm parmağına der gibi esenyurt’taki gayrimenkul üzerinden yapmıyor. emlak talebi şişkin emlak piyasası derin olduğu için külliyen emlak fiyatları yükseliyor. sonuçta her para aklayan da bu sürece devleti ortak edecek değil ya?

    yine de devletin kafayı taktığı bir vatandaşıysanız sizi her türlü enselerler, max weber’e ait devlet tanımı öyle diyor.

    buradan suçu ya da suçluyu övmemek adına her türlü suçun aşağılık ve pis, vergilendirilmiş kazancın ise sevapların en büyüğü olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim.
  • neden devlet müdahale etsin ki istenen de buydu zaten. evi alış ve satışınız arasında devlet enflasyona bakar ve ona göre kazançtan vergi alır. fiyatlar enflasyon doğrultusunda arttığında vergi oranı sıfıra yaklaşır ama haspel kader böyle suni bir artışça artış enflasyon oranının çok üstünde olacağı için sevgili devletimiz ev sahibinin kârına ev fiyatına bağlı olarak %15-30 arasında ortak oluyor.

    kısacası ev sahibi ve devlet güzelce yiyor faturayı da evi alana sokuyor.
  • kredi faizlerinin düşmesiyle birlikte emlakçıların ve müteahhitlerin, satılık daire fiyatlarını keyfekeder %20-%50 artırmalarına devletin sessiz kalması.

    300 bin tl olan daireler artık 380 bine ilana konuluyor.

    ayrıca müteahhitler sıfır binalara yüksek miktarlarda kredi cektirmiyorlar. yani diyelim ki 300 bin tl olan bir daire icin gidip 300 bin cekeyim derseniz, muteahhit sana o daireyi vermiyor. cunku adamlar o dairenin degerini devlete atiyorum 150 binden satmis gibi gösteriyor ki vergiyi az ödesin. eger tamamini krediyle ödeyecem derse vatandaş, muteahhit mecburen daireyi 300 bine sattigini devlete bildirmis olacak. o durumda da devlet soracak; "sen benzer daireleri 150 bine sattigini soylemistin bana, simdi bu niye 300 bin, sen hayirdir?" diyecek diye yanaşmıyorlar. özetle muteahhitler vergi kacirabilsinler diye kredi cekilemiyor.

    faizlerin dusmesinin hicbir anlami kalmadi.

    belki cozum olarak devlet belirleyebilir emlaktaki fiyatlari, bunun disinda tapuda herhangi bir devir islemi yapilacagi zaman izin vermemeli. oyle "benim dairem bence 500 bin tl" diyememeli vatandas 200 bin liralik dairesi icin. devlet "sen şu fiyattan satacaksin, yoksa satmayacaksin" demeli.

    tabi bu sistemin de dezavantajlari cok olacaktir. her halukarda orta sinif (ki halen oyle bisey kaldiysa), su anda hicbir turlu ev alamiyor. kira odemeye mahkum kaliyor.

    edit: serbest piyasa ekonomisine ters oldugunu soyleyen arkadaslara soruyorum: devlet bazi durumlarda tavan fiyatlari belirlemiyor mu duzenli olarak? buna en yakin örnek, maskeler. tuketiciyi korumak icin dedi ki şu fiyatin ustune satamazsiniz, işinize gelirse.. baska urun ve hizmetlerde de tavan fiyati devlet belirliyor şu anda.. yok öyle "tamamen serbest piyasa" durumu.. benim bahsettigim olay, bunun emlak piyasasina da uygulanabilecegi. mesela her satis isleminde tapudan birine gorev verilir, gider eksper gibi eve fiyat bicer.

    ha, o durumda da satici devletin belirledigi fiyata uymuş gibi yapar, ama alici ile anlaşir, yine yuksek rakam ister.. bunun onune gecmek cok zor.

    belki şöyle olabilir: alım satımı tamamen yasaklar devlet, vatandaş devletten onay almadan hicbir turlu satış yapamaz.. daire almek ve satmak isteyen herkes devlete basvurur. dairesini satacak olanin evine memur gider, bir fiyat belirler. diger tarafta, daire almak isteyenler de cebindeki parayi veya cekecegi krediyi ornegin edevlet gibi bir sistem ile bildirirler devlete. ayrica kriterlerini de soylerler, şu mahallede istiyorum, şu kadar metrekare, 3+1, vs gibi.. devlet bir eşleştirme yapar, daire fiyatlari ile butcesi buna uygun olan insanlari eşleştirir. aha, senin alabilecegin daire bu. git, bak, begeniyorsan bunu alabilirsin der. boylece acgozlu insanlarin insafina kalmadan, devlet bir duzen ve adalet getirmis olur emlak işine.
  • serbest piyasa ekonomisinde olanaksız olandır. mal kiminse satış değerini o koyar. alıcı bulamazsa fiyatı düşürür. fiyatlarda bir denge oluşur.

    mesela esenyurt'ta 1. kat bir apatman dairesinin sahibi, malını 20 milyon dolardan satmak ister. bu, adamın en doğal hakkıdır. peki alıcı bu parayı verir mi? elbette vermez. bu durumda mal sahibi, malını alıcının almayı tercih edeceği bir fiyata çekecektir. aksi taktirde o da para kazanamaz.