şükela:  tümü | bugün
  • 1974 nevşehir doğumlu. bilgi yayınevinden çıkmış bir kitabı var -en azından benim elimde bir tane var-: karla gelen. 1997 behcet aysan şiir odülünü almış bu kitapla. ilk kitabı epitaph çankaya belediyesi yayınlarınca basılmış ve bulması pek mümkün değil sanırsam.

    bir yanlışlık oldu, büyüdüm;
    hiç çizgi roman okumadan,
    futbol oynamadan. daha tekerlemesi bile
    bitmeden masalımın, korkulara sürüldüm.
    bir uyku tünelinde geçti çocukluğum.

    saatim yoktu. ölçemedim ömrümü,
    her doğum günüme bir müzik kutusu kurabildim.
    otuz yıl öncesine randevu verdim kadınlara.
    kimseler gelmedi. bir yanlışlık oldu bekledim,
    pir parantez içi gibi kaldım geçmişte.
    son baskıya yetişmedi umudum.

    bir itiraz dilekçesi buldum kendime
    müziki sinema ve edebiyattan; içime iğneledim.
    bir yığın "maddi hata" bulundu düşlerimde.
    aşk bir ağır ceza suçuymus, bilemedim.
    bir yanlışlık oldu, öldürülmedim.

    param yoktu, yalnızca bir kap mide spazmı
    alabildim. en yoksul kafiyesi oldum çağımın.
    güncelleştirilmemiş bir yazıt gibi yaşadım.
    bir yanlışlık oldu, büyüdüm. ta başından
    yakalandım hayata; mağara resimleri çizerken
    rahim duvarlarına annemin.
  • edip cansever hakkında bir tez çalışması içinde olduğu duyulmuştur. kapıdaki şiiriyle de büyülemiş bir şairdir kendisi.
  • soyle bir siiri mevcut.

    penguen celiskisi

    biri bir gun
    butun kumunu cekerse altından
    nereye duser bu deniz
    ya biz nerelere gideriz

    ne ucucu bir ozelligimiz var
    ne ucan bir haliya yagmur
    dokuyacak parmaklarimiz.

    inanmiyorum bitmelerin yalnizligina
    buz sicak, kanatlar sizabilir
    kalbindeki catlaktan
    dip gecikebilir

    kollarin penguen celiskisi
    ki gunese en uzak
    bir uzun akiyor ikaros’un kutuplarina
    bir uzun, seninle ne kadar
    berbat yakisiyoruz.

    yollar capaksizdi da
    adimlarimiz mi peltek
    onlemim yok nasil diner girdap
    nasıl yuzulur yuzukoyun
    devrilmis bir denizde

    suyun yaniti kum gereksinimi
    sordukca disleri kaniyor dehsetin
    doga sarlatan, yalniz ask derinlestirir
    olmek mi, sevgili kus
    kum kadar panigim yok

    dip yoksa ucmak da imdat!
  • önsözünde belirttiğine göre 2007 yılında tamamladığı "phoenix'in evrimi: edip cansever'de dramatik monolog" başlıklı doktora tezini bazı kısımlarını gözden geçirerek, bazı eklemeler yaparak, bazı bölümleri yeniden yazarak mayıs 2013'te metis yayınlarından ölümü gömdüm geliyorum adıyla kitaplaştıran şair.
  • edip cansever'in şiirini dramatik monolog bağlamında incelediği ölümü gömdüm, geliyorum- edip cansever şiirlerinde varolma biçimleri isimli yapıtı metis yayınları'ndan çıkan şair.
  • "edip cansever okuyan şair ne kadar kötü şiir yazdığını fark eder" diyen şair.
  • gökyüzü matkapçısı
    sen de ibrahim
    sen de bir yanlış notasın
    dolaşıp durma artık, 45'lik yüreğinle
    seyyar bir antikacı dükkânı gibi
    kayıp şarkılar arasında.
    sen woodstock değilsin ibrahim
    kapama gözlerini, öyle soyu tükenmiş bir
    festival gibi her yağmur dönüşlerinde.
    bir hayat geçti ibrahim
    bir hayat geçip gitti dışardan
    biz günbatımını seyrederken sinemalarda
    kaç bin karanlık gün doğurdu dünya,
    onlarca bunak ülke ve ölü gezegen.
    nicedir aydan haber yok ibrahim
    ve nicedir yıl 1969 değil.
    kerouac "yolda"
    biz zaman yolculuğunda
    olmuyor böyle ibrahim, duralım biraz
    biraz tay durabilen çocuklar bulalım.
    içmesek bu gece kurur muyuz
    rock dul mu kalır, ölürse alkol
    ah ibrahim, yine bozuldu musluklar
    hıncahınç yalnızlık doluyuz.
    değilsin ibrahim
    sen bu günler değilsin
    öyle ölüm ilanı gibi durma karşımda
    bak kırdım iğnesini pikabımın
    matkabına taktım. bir kez olsun
    delme şu göğü yanlış yerinden,
    dünyam bunaldı ibrahim
    bunaldım kül ve katran seslerinden.
    müzik bu ibrahim
    öyle esip geçmelere benzemez
    bir deldi mi en demir yerinden göğü
    geçmişinden başlar adamın
    adamı uçurum gönüllüsü yapar.
    artık çıkalım şu evden ibrahim
    çıkaralım tüm şarkıları cebimizden,
    kimbilir, bu akşam belki birkaç
    ibrahim daha düşer gökten.

    bu muazzam akışın yaratıcısıdır.
  • “karla gelen” şiirinin şairi.

    karla gelen
    geldiğin gece kar yağmıştı kentin üstüne
    gökyüzünden sorular düşüyordu hiç durmadan.
    nasıl da kalabalıktın sen; bütün kollarımla
    sarılıyordum da vücuduna, kapıda kalıyordu
    yine de bir yarın... ilk o zaman anlamıştım
    bu eve fazla gelen bir yanı vardı bu buluşmanın
    ve daha o geceden belliydi, aşkımızın
    boyumuzu aşan yüzlerce ayak izinden
    ve kar sıcağı sorulardan yapıldığı.

    alıştığımız bir şey değildi oysa, karda tipide
    sulara düşmek bir ateşin ağzından,
    yeni bir ejderha oluvermek buzul çağında
    ve ansızın çatlatabilmek zamanı
    en ağır yerinden.

    yüreğini düşürmüş binlerce sevgiliden
    kopuşa kopuşa mı buluşmuştuk seninle,
    beynindeki canavarı mı öpmüştük
    kentin bütün "kitap yüklü merkepler"inin?"1
    ne çok avcı yağmıştı gözlerinin peşinden
    ve ne çok çığ dayanmıştı kapımıza.
    görmüşlerdi seni saksofon çalar gibi öptüğümü
    ve yıllarca düş kırıklığı toplayan şairin
    yerin altında artık bir aziz
    kent maketi kurduğunu.

    o gece ilk defa, aşkın bu kente
    yenilmediği bir yerdi sokağımız.
    ahlak masasına yatırılmış ömürlerden
    çılgın saatler çalıyorduk çünkü hiç çekinmeden
    ve bir gecede kimbilir kaç bin yıl yaşamıştık
    unutulmuş bir uçurumu emzirirken.

    lanetlenmiş yüksek tansiyon vakitlerinde
    kalbimiz ancak bu kadar hızlı koşabilirdi
    ve az kalsın yanıt verecekti durgun sulardan:
    nedir çocuk ölmek her şey yaşlanıyorken.
    gelişin çünkü kutsal bir okyanusu
    yutmak istemesiydi iki küçük balığın;
    kapı kolu, ip ve korkudan ibaret bir öyküyü
    yere çalmasıydı çürük diş şövalyelerinin.

    sen beni tuzlar kadar sevmiştin,
    ben seni karlar kadar, sevgim sevginde erimiş
    sevişmiştik, erimiştik kaynar sulara.
    oysa bilirsin nicedir
    bir yağmur bedduasıydı aşklar
    ve her şey ne kadar da aşağılıktı.

    geldiğin gece kar yağmıştı kentin üstüne
    gökyüzünden gözlerin düşüyordu hiç durmadan,
    kar sıcağı sorular kadar tehlikeli gözlerin.
    ne kadar güzeldin, bütün resimlerin ve eşyaların
    sözünü kesiyordu yüzün. bedenin dolusu
    karadeniz kokuyordun... sendin elbet hayatın
    altımdaki iskemleye vurması yakın bir ânında
    kirpikleriyle ipimi kesen peri; soluğunu
    tehlikeyle sıvayan kadın.

    gözlerin her şeyi değiştirebilir miydi?
    salıncağa binmiş bir zerre gibi kimbilir
    kaç kez esrimiştim inanabilmek için buna.
    ve yalnızca kellemi değil, bütün bir
    bedenimi almıştım koltuğumun altına.
    donmuş kan damardan kovulmalıydı çünkü
    "böyle olmalıydı ve oldu işte." 2

    tabulardan koleksiyon kurmuş bir kent için
    elbette ki toplumsal bir sorundu kalbin.
    bütün avcıları peşine takacak kadar
    çok sevmiştin çünkü uçmayı, yasaklı
    serüvenler getirmiştin. ve nasıl da kalabalıktın
    bu eve fazla gelen bir yanın vardı senin,
    bütün kollarımla sarılıyordum da vücuduna
    kapıda kalıyordu yine de bir yarın.

    belli ki toplamadan gelmiştin ayak izlerini,
    kilitlenmiş adımlarla örtülü bir kente
    yalnızca kabına sıkışmış bir kıpırtı
    kalmasın diye eyleminden...

    o gece anlamıştım: her yerinden yüreği
    taşan bir kadındır bir şaire gereken;
    bir karla gelendir, bir kardelen.