şükela:  tümü | bugün
  • cumhurbaşkanlığı seçiminin boykot edilmesi yönünde bildiri yayınlayan parti. bildiri

    chp'nin son dönemlerde iyiden iyiye sağ-muhafazakar yapılarla giriştiği ittifakın tahlili çok önceden yapılmıştı ve orayla ittifak hiçbir zaman gündemde olmadı.

    hdp'ye ise benim çok olumlu bulduğum bir çağrı yapılmış ve hdp'nin cumhurbaşkanı adayının tüm ezilenleri kapsayacak, türkiyeli emekçilere sahip çıkacak bir aday göstermesi durumunda dip'in cb seçimlerinde hdp'yi destekleyecegi beyan edilmişti. fakat kürt hareketi tüm ittifak girişimleri ve seçim süreçlerinde olduğu gibi yine küstahça bir tavır takınıp seçimlere kendi adayıyla girmeyi tercih etti. şimdilerde chp'nin memnuniyetsiz orta sınıfından oy çalmaya çalışmakla meşguller.

    sonuç: aldıkları boykot kararını desteklediğim parti.
  • 1 mayısa ilginç bir orak çekiç sembolü getirmiş parti.
  • kp ve hkp'den 10 kat daha ilkeli, tutarlı ve aklı başında açıklamalar yapan parti.
  • türkiye'de marksizmin ilkelerini özümsemiş ve bunu da somut bir biçimde politikalarına yansıtan parti.

    türkiye siyasetinde devrimci olduğunu iddia eden örgütlenmelerin sayısı oldukça fazla. fakat kabaca bu örgütleri ikiye ayırabiliriz. bunların birincisi kürt hareketine iltihak olmuş, bir ölçüde post-marksizmin programını benimsemiş, benimsemese bile sınıf siyasetinin yerini radikal demokrasi ve kimlik siyasetiyle değiştirme meselesine çok da soğuk bakmayan partilerden oluşuyor. bu "iltihak" öyküsünün ardında iki tane büyük sebep var. birincisi türkiye'de gündemi işgal eden "en büyük" meselenin ulusal sorun olduğu şeklindeki kanı. ikincisi de hdk içinde varlığını sürdüren yapıların kürt hareketinden bağımsız olarak varlıklarını sürdüremeyecek kadar programsız ve marksizmden savrulmış olmaları. sol hareketteki ikinci grup ise, "burjuva sosyalist" ideolojinin temsilcileri. laiklik, aydınlanmacılık vurgularından tutun da başörtüsü meselesinde, kürt hareketine yaklaşımda bolca kemalizmden, ulusalcı solun okumalarından etkilenmiş bir damar var türkiye solunda. onlar da bu damar olmadan "kitle desteği" kazanamayacaklarını düşünüyorlar, mutsuz, laik ve milliyetçilikten bir ölçüde arınabilmiş kesimler üzerine oynuyorlar.

    bu iki grubun politikalarında ne yok? emek-sermaye çelişkisi yok! dost sohbetlerinde marx'tan, lenin'den, sınıftan bahsederler elbette ama bu bahsi geçen grupların "sınıf siyaseti" yaptıkları anlamına gelmez. çünkü her iki grup da insanların her gün maruz kaldığı "sınıf sömürüsüne" hitap etmiyor, diğer başka siyasi reflekslerinden beslenmeye çalışıyor. sınıf bilincini inşa etmek günümüz dünyasında ne de olsa zor bir iş. o yüzden böyle çetrefilli işler yerine zaten toplumda var olan siyasi reflekslerin "üzerine" koyarak bir siyaset inşa etmek oldukça basit.

    özet: bir tanesi toprak ağası olman önemli değil kürt siyasi önderliğine destek veriyorsan tamam deyip, "toplumsal ve komünal toplumun inşası" adlı çalıştayı diyarbakır sanayi ve ticaret odası'nın öncülüğünde organize etmekte bir sakınca görmüyorken*, diğer cephe yalnızca chp faşist bir adayla seçmen karşısına çıktığında "ortak sol" aday çıkarmayı akıl ediyor. (onda da chp'nin adayı oy kaybetmesin diye seçim çalışması yapmıyorlar ya, o da ayrı bir mesele) sisteme karşı duruşlarının "hırsız, gerici akp" düzleminde şekillenmesi de cabası.

    sol ve sola yakın kesimler bu haldeyken, devrimci işçi partisi'nin ana sloganı ise "taşeron kaldırılsın", "kent toprakları kamulaştırılsın" oluyor. kürt ulusal hareketini ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesi düzleminde destekliyor, laiklik vurgusunu yalnızca devletin din işlerinden ayrılması için değil, dinin "sermayeden" boşanması gerektiği gerçeğine referansla yapıyor. dinin sermayeden boşanmasının ancak sosyalist bir devrimle mümkün olacağını, bunun gerçekleşmediği durumlarda ise muhafazakar-laiklik karşıtlığının ve salt bu düzeyde yürütülen tartışmaların hakim sınıflara hizmet edeceğini vurguluyor. kitlelerin "üretim"den gelen güçlerinin yalnızca türkiye siyasetini değil, dünya siyasetini de alt üst edebileceğinin farkında olarak emekçilerin örgütlenmesini politikalarının ve çalışmalarının merkezine koyuyor.

    bu özellikleriyle devrimci işçi partisi hem türkiye solu içinde, hem de türkiye'de özgün bir siyaseti temsil ediyor.
  • dsip'le dip'i karıştıran cahillerin "devlet kapitalizmi" dediğini sandığı parti. ayrıca adamlar yazılarında açıkça yazmışlar "sscb'nin kazanımları vardır, sahip çıkarız, tümden reddetmeyiz" diye.
  • ekşisözlük'ün ilgisini çekmemiş ancak yeni akit tarafından, gazetelerine yakışır bir biçimde hedef gösterilmiş siyasi parti.

    burada

    metni burada
  • türkiye sosyalist solunda, burjuvazinin çağdaş katma değer (ve tabi sömürü oranını) artırma yöntemlerine karşı farkındalığı en yüksek olan partidir. işçi sınıfının bir sonraki ileri atılımının bunun aşılmasında olduğunun farkındadır.
    kitleselleşememe, örgütlenememe sorunu vardır ki naçizane görüşüm, "birim örgüt içinde asgari proleter sayısı" uygulamasının elzem olduğu yönündedir. zira işçiyi, işçi örgütler. bu sayı davası partiyi sınıfla iletişime zorlayarak kitleselleştirecektir.
  • yayınladıkları emek, barış ve demokrasi katliamından, patlamanın hemen ardından çekilmiş sansürsüz görüntüler 'in altına "sorumlu akp'dir.." demiş partidir:

    "sorumlu akpdir

    türkiye hızla suriyeleşiyor. devletin himayesindeki teröristler ülkenin başkentinde on binlerce, belki de yüz binlerce insanın orta yerinde iki bomba patlatıyor. onlarca ölü. seçim öncesi mersin, adana, diyarbakır patlamalarını ve 20 temmuz suruç patlamasını seyreden, en ufak bir ciddi adım atmayan bir akp hükümetinin türkiye’sinde yaşanıyor bu katliam. failleri kişi kişi tespit etmeden bile parmağınızı rahatlıkla akp’ye ve hükümetine doğrultabilirsiniz!

    amaç sadece türkiye’nin, doğusuyla batısıyla iç savaş örgütlerinin, tekfircilerin, mezhepçilerin at oynattığı bir ülke haline getirmek değil. akp ve tayyip erdoğan artık geleceklerini bu tür örgütlere bağlamış durumda. daiş’le şu anda bir danışıklı dövüş söz konusu. ama daha ne örgütler var sırada: ibda-c mi istersiniz, hüda-par kılığında kürt hizbullah’ı mı, osmanlı ocakları mı istersiniz, türkmen birlikleri mi? bu katliamın bombasını kim koydu diye sormayın. bu bombaların kullanılmasını türkiye politikasının ayrılmaz bir parçası haline kim getirdi diye sorun. o zaman parmaklar bir kez daha tayyip erdoğan’a ve akp hükümetine dönecektir.

    evvelki hafta ankara’da stk adıyla bir miting yapılmıştı. “teröre hayır, kardeşliğe evet” diyorlardı güya. sonra istanbul’da bir akp-devlet mitingi yapıldı, aynı doğrultuda. rize’de organiz suç örgütü lideri sedat peker, erdoğan’ın resimleri önünde “teröre lanet” mitingi yapıp oluk oluk kana akacak diye konuştu kürsüden. siz devlet teröründen haber versenize! bugün ankara garı’nın önünde patlayan bombalar konusunda, mersin’de, adana’da, diyarbakır’da, suruç’ta patlayan bombalar konusunda konuşsanıza. ölülerimizin üzerine bile gaz atılmasından, insanlar yardıma koşarken havaya silah sıkılmasından bahsetsenize.

    katliamın anlamı açıktır: türkiye’de miting yasaktır. daha doğrusu tayyip erdoğan ve akp yanlısı olmayan mitingler yasaktır. gitmeye cesaret edeni yakarız denmiştir!

    bu böyle devam etmeyecek. suyunuz kaynıyor. bütün suçlarınızın ortaya döküleceği gün gelecek. sadece iktidardan düşmeyeceksiniz, yargılanacaksınız!

    türkiye hızla suriyeleşiyor. devletin himayesindeki teröristler ülkenin başkentinde on binlerce, belki de yüz binlerce insanın orta yerinde iki bomba patlatıyor. onlarca ölü. seçim öncesi mersin, adana, diyarbakır patlamalarını ve 20 temmuz suruç patlamasını seyreden, en ufak bir ciddi adım atmayan bir akp hükümetinin türkiye’sinde yaşanıyor bu katliam. failleri kişi kişi tespit etmeden bile parmağınızı rahatlıkla akp’ye ve hükümetine doğrultabilirsiniz!

    amaç sadece türkiye’nin, doğusuyla batısıyla iç savaş örgütlerinin, tekfircilerin, mezhepçilerin at oynattığı bir ülke haline getirmek değil. akp ve tayyip erdoğan artık geleceklerini bu tür örgütlere bağlamış durumda. daiş’le şu anda bir danışıklı dövüş söz konusu. ama daha ne örgütler var sırada: ibda-c mi istersiniz, hüda-par kılığında kürt hizbullah’ı mı, osmanlı ocakları mı istersiniz, türkmen birlikleri mi? bu katliamın bombasını kim koydu diye sormayın. bu bombaların kullanılmasını türkiye politikasının ayrılmaz bir parçası haline kim getirdi diye sorun. o zaman parmaklar bir kez daha tayyip erdoğan’a ve akp hükümetine dönecektir.

    evvelki hafta ankara’da stk adıyla bir miting yapılmıştı. “teröre hayır, kardeşliğe evet” diyorlardı güya. sonra istanbul’da bir akp-devlet mitingi yapıldı, aynı doğrultuda. rize’de organiz suç örgütü lideri sedat peker, erdoğan’ın resimleri önünde “teröre lanet” mitingi yapıp oluk oluk kan akacak diye konuştu kürsüden. siz devlet teröründen haber versenize! bugün ankara garı’nın önünde patlayan bombalar konusunda, mersin’de, adana’da, diyarbakır’da, suruç’ta patlayan bombalar konusunda konuşsanıza. ölülerimizin üzerine bile gaz atılmasından, insanlar yardıma koşarken havaya silah sıkılmasından bahsetsenize.

    katliamın anlamı açıktır: türkiye’de miting yasaktır. daha doğrusu tayyip erdoğan ve akp yanlısı olmayan mitingler yasaktır. gitmeye cesaret edeni yakarız denmiştir!

    bu böyle devam etmeyecek. suyunuz kaynıyor. bütün suçlarınızın ortaya döküleceği gün gelecek. sadece iktidardan düşmeyeceksiniz, yargılanacaksınız!

    devrimci işçi partisi merkez komitesi"
  • adini ilk kez duydugum parti.

    ama su noktada haklilar, memleket onlarca teroristin at oynattigi bir yere dondu. pkk'si bir yandan, isid'cisi bir yandan, an-nusra'cisi bir yandan. komsu ulkeden memlekete 3-5 roket attirabilecegini soyleyen istihbaratcisi obur yandan.

    gene bir secim musameresi izliyoruz. sozde serbest secim, ama secimlere giren en onemli parti etkinlik duzenliyemiyor. 7 haziran'da hdp'ye yonelik 400 saldiri yapilmis, hicbirinin faili bulunmamis. diyarbakir'da, suruc'ta, simdi ankara'da yuzlerce partili oldurulmus ve devlet yone "yok".

    tum bu rezilligin ortasinda "demokrasi, secimler, sandik" diyoruz. siz bu sandiktan ciksaniz ne, cikmasaniz ne?

    evet, bu ulkede teror var, hdp'ye ve destekcilerine teror uygulaniyor. yeni de degil, failleri yakalanmasa da aslinda bunlarin kimler oldugunu herkes biliyor.
  • 1 kasım seçimlerine dair açıklaması şöyledir:

    "1 kasım oylamasının sonuçları akp'nin yeniden tek başına iktidar olanağına kavuştuğunu gösteriyor. hdp ise az bir farkla barajın üstünde ama bu sefer milletvekili sayısıyla üçüncü parti konumuna yükselmiş durumda. mhp'nin oy oranlarında dramatik bir düşüş göze çarparken, chp'nin yerinde saydığı anlaşılıyor.

    yeni oluşan meclis aritmetiğinin olası sonuçları kuşkusuz çok önemli etkiler yaratacak. ama bu yeni meclis hiçbir şekilde halkın yaptığı bir seçimin sonucu değil! türkiye bir seçimden geçmedi! türkiye bir oylama yaptı. propagandasız seçime seçim denmez. genellikle paranın her şeyi satın alma gücüne sahip olduğu günümüz kapitalist sisteminde bile böyle seçim görülmemiştir. 1 kasım seçimleri kötü şöhretli 1946 seçimlerine eşdeğerdir. yani en ufak bir demokratik değeri yoktur. bu seçimlerde akp propaganda yapmış, öteki partilerin elleri kolları bağlanmış, hdp seçim mitinglerini dahi iptal etmek zorunda kalmıştır. şayet propagandanın bir anlamı olmasaydı kimse o kadar çok para ve emek harcayıp başka seçimlerde de propaganda yapmazdı! öyleyse, seçim değil, oylama yapılmıştır.

    her şeyden önce akp 7 haziran'da almadığı hükümet yetkisini, fiilen gaspetti. geçen süre boyunca gerek yeni hükümeti kurmayarak gerekse de anayasa maddesi uyarınca oluşturulan seçim hükümetini, hdp'li bakanları kuşatıp, yıldırıp istifaya zorlayarak, bağımsız olması gereken bakanları, bırakın akp yandaşı olmayı düpedüz akp ve erdoğan militanlarından seçerek fiilen bir akp iktidarı haline getirdi. gasp ettiği iktidarın nimetlerini de seçim sürecinde sonuna kadar kullandı.

    tüm devlet olanakları yine akp için seferber edildi. devlet televizyonu yine akp propaganda bürosu gibi çalıştı. trt ekranları, davutoğlu'na 30 saat, erdoğan'a 29 saat açılırken, aynı ekranlarda muhalefet partilerinden chp 5, mhp 1 saat yer bulabilmişti. hdp'ye sadece 18 dakika ayrıldı. muhalif yayın yapan burjuva medya organları bile tehdit edildi, hürriyet gazetesi basıldı, ahmet hakan saldırıya uğradı. seçimlere bir hafta kala cemaatin muhalif yayın yapan gazete ve televizyonlarına kayyuma devredilme adı altında akp tarafından el konuldu. dünyanın hiçbir yerinde bu koşullarda gidilen bir seçimin adil olduğu iddia edilemez.

    7 haziran'dan 1 kasım'a kadar geçen süreçte akp ve erdoğan'ın ikbal savaşı son derece belirleyici oldu. bu aşamada yükselen savaşın milliyetçi kamuoyunu ne şekilde etkileyip akp'nin oy oranlarını arttırdığını tartışmak için erkendir. öte yandan bu savaş ortamı içinde hdp'ye yönelik 400'den fazla saldırı yapıldı. linç girişimleri ve kundaklamalar organize edildi. suruç'ta sosyalist gençler akp gözetiminde katledildi. barış için yapılan barışçıl bir mitingde patlatılan bombalarla yine tüm kanıtlarıyla ortada olan biçimde akp'nin gözetimi altında türkiye tarihinin en büyük katliamı yaşandı. bu katliamın bir gün öncesinde mafya lideri arkasında erdoğan'ın dev posteri olmak üzere oluk oluk kan akıtma tehdidinde bulunuyordu. bu katliamın ardından ise, akp sorumluluğu kabul etmek, katliamın üzerine gitmek bir yana seçimin hemen öncesinde beyaz toroslarla halkı tehdit ediyordu. bu tehdidin arkasında 7 haziran'dan beri akp iktidarının türkiye'ye yaşattığı savaş ve katliamlar gerçeği vardı. yani yaptıkları yapacaklarının teminatı idi. tabii bunu bu şekilde değil tek başına iktidar yoksa huzur da yok diyerek ve istikrar vurgusuyla yaptılar. böyle bir seçimin dünyanın hiçbir yerinde adil bir seçim olduğundan bahsedilemez.

    akp'nin ve erdoğan'ın ikbal savaşının yarattığı siyasal ve psikolojik ortam bir yana kürt illerinde hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kürt seçmenini fiziki olarak sandıktan uzaklaştırdığı görülmektedir. tüm türkiye çapında seçime katılım oranları artarken, akp iktidarının kuşatmalarla, sokağa çıkma yasaklarıyla, sivil katliamlarıyla cehenneme çevirdiği şırnak, hakkari, diyarbakır, muş ve daha pek çok kürt ilinde seçime katılım oranı azalmıştır. bunun tek sebebi kuşatılan şehirlerden ve ilçelerden yoksul halkın kitlesel şekilde göçe zorlanmasıdır. bu yoksul insanlar en azından 1 kasım'da kendilerine reva görülen zulme tepkilerini sandıkta gösterme olanağından yoksun bırakılmıştır. böyle bir seçimin adil bir seçim olduğu dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir koşulda iddia edilemez.

    adaletsiz bir seçimle ve bu adaletsiz seçimin sonuçlarıyla karşı karşıyayız. daha önceki seçimler de ve tabii ki 7 haziran seçimleri de adaletsizliklerle maluldü. bilgi tekelinin, devlet gücünün kullanımının, paranın iktidarının etkisi kapitalist düzende bütün seçimlerde görülür. ama bu seçim farklıdır. bu seçimde hukuk karşısında burjuva eşitliği de ayaklar altında çiğnenmiştir. bu seçim değil oylamadır! 7 haziran’da akp tek başına iktidar olacak çoğunluğu elde edememişti. buna rağmen yetki gaspıyla tek başına iktidarlarını sürdürdüler. şimdi ise genel seçim sonuçlarını arkalarına alarak tek başına iktidar olacaklar. bu açıdan değişen bir şey yoktur. ancak muhalefet cephesinde çok şey değişmelidir. sermaye çevrelerinin, emperyalist odakların ve akp içi muhaliflerin hızla yeni iktidara yanaştıklarına tanık olacağız. muhalefetin chp kanadı çareyi yine sağcılaşmakta arayacak. mhp bu kez daha az milletvekili ile akp ve erdoğan'a koltuk değneği olmayı sürdürecek. halkın bunlardan bekleyeceği bir şey dün de yoktu yarın da olmayacak.

    ancak hdp 7 haziran sonrasında istikrar adına akp ve erdoğan'ın üzerine tüm gücüyle gitmemenin, meclisi çalıştırmamanın hesaplaşmasını yapmalıdır. tartıştığımız konu hdp'nin oy oranları değildir. türkiye'nin siyasi tarihi, 1 kasım seçimlerinin yapıldığı adaletsiz koşullar düşünüldüğünde bu oy oranının tamamen başarısız olduğundan söz edilemez. hdp'ye verilen oylar türk ve kürt emekçilerinin kardeşlik köprüsüne ateş altına konulmuş taşlardır. son derece değerlidir. bu kardeşlik köprüsü yine mücadele ateşi içinde güçlendirilecektir. ancak istikrar politikasının, tüsiad'la el sıkışmaların, nato'yu göreve çağırmaların, koalisyon adı altında burjuva siyasetine adapte olmanın artık türk ve kürt emekçilerine hiçbir şey kazandırmadığı ve kazandırmayacağı görülmelidir.

    akp'nin aldığı oy oranına bakıp umutsuzluğa kapılmak için bir gerek yoktur. gezi isyanını, kobani serhildanını, metal grevlerini akp'nin tek başına iktidarı altında yapan bu toprakların emekçi halkı yeniden aynı mücadeleyi yükseltme gücüne sahiptir. tüm güçle bu mücadelelerin birleştirilmesi için mücadele edilmelidir. bugünden çıkarılacak tek ders budur. akp'yi iktidardan indirecek ve erdoğan'ın suçlarından hesap soracak güç de burada gizlidir. bu gücün açığa çıkarılmasında seçimlerde oy verdiğimiz hdp'nin oluşturacağı meclis grubunun katkı sunacağını umuyoruz. ancak devrimci işçi partisi olarak, hdp grubu dahil parlamento içi dengelere değil sınıf mücadelesinin kendi öz dinamiklerine göre hazırlığımızı yaptık ve bu temelde fabrikalarda öncü işçilerden oluşturulacak her bir komitenin herhangi bir milletvekilinden daha etkili olacağı bir döneme girdiğimizin altını çizmek istiyoruz. ihtiyaç olan isyanı, grevi ve serhildanı birleştirecek ve anti-emperyalist ve sosyalist bir rotaya sokacak bağımsız bir sınıf politikasıdır.

    yapılacak çok işimiz var. hesabını soracağımız suçların, katliamların listesi kabarmaya devam edecektir. akp ve erdoğan'ın elde ettiği gücü sömürüyü ve baskıyı arttırmak için kullanacağına hiç şüphe yoktur. haklı olarak burjuva düzeninden umudunu kesmiş olanlar ve eşit ve özgür bir gelecek için mücadele etmek isteyen herkes için çağrımız emekçi halka ve işçi sınıfına güvenmeleri ve örgütlü bir yaşamı tercih etmeleridir."