şükela:  tümü | bugün
  • ne zaman biri bu oyun hakkında bir entry girse başka birileri bu oynu bilgisayarına tekrar yükler.
  • oyunda ki bosslar ve özel karakterler hakkında bilgi vermek gerelirse:

    act i:

    raven bollod: hell de toplu imha kitle silahlarınız yoksa zorlar, yanında ki zibil zombinin yanından kendisine ulaşmak ve o esnada yere sermek zor zanaattir. zorluk: orta şeker.
    * rakanishu: tristrama portal açılan yerde ikamet eder kendileri. ufak tefek, kıçı kırık bi demon lan ne olacak diyen nice barbarları paladinleri yere sermişliği vardır. yüksek lightning enchanted sahibi bu deyyus düşük resistli bir melee karakter iseniz ufak çaplı bir pendik faciası yaşabilirsiniz. ''abi ufak tefek bi şey vardı bi koydum sonra bi ışık gördüm bi bakmışım cain * nin yanında buldum kendimi'' dersiniz dikkatli olmakta yarar var tabi. zorluk: önce tedbir sonra tevekkül
    griswold:diablo birden kalma sempatisini, undead olmasından mütevellit kaybetmiş bu abimiz her karakter ve zorluk derecesinde rahat alınır, alamayan bizden değildir. zorluk : al bunu alamaz mısın
    countess: güzel rune ler düşürmese yüzüne bakılmayacak ucube hatun kişisi. zorluk :uğraşmaya değmez
    the smith:diablo birdeki butcher havasında bi abimiz iri kıyım bi zebellah. yerin dibindeki ocağında kime kılıç kalkan yapıyor, kime satıyor, ne biçim bi müşteri portföyü var sorgulamadan direk yarın... zorluk: eh işte...
    andariel: tüm karakterlerle ve tüm kademelerede normal nightmare hell en rahat tokatlanan boss hanım ablamız biraz poison resistle birilkte pek bi güzel tokatlanır. zorluk: abi yenge de erik gibiymiş kütür kütür

    actii:

    radament: yerin altındaki horadrik scroolu saklıyan abimiz, skill point vermese yüzüne bakılmaz ama neyse hatrı var hellde zibil imbune arasında yanına ulaşması dert. zorluk: hahambaşı
    maggot queen: odayı temizleyip kendisine bi güzel girişiniz efendim. necro abimiz için en kolay boss da diyebiliriz, malum oda patlatılmak üzere hazırlanmış zibilyon tane ceset bulunmaktadır. zorluk: papa ikinci john paul
    * fangskin: yamulmuyorsam staffla birleştireceğimiz amulet bu gudubetin mahzeninde bulunuyordu. biliğiniz yılan lan bu, deyip hor görmeyin, efendi gibi ''abi bi bakar mısın'' diyerek kalabalığın arasından çağırın ama haberiniz olsun çok pis itekler, böle geri geri bi bakmışsınız townda cain: hello my friend stay a while and listen* derken bulursunuz kendinizi. zorluk: bir kere o eli indir
    summoner: uzay mı uzay ne arar la diabloda diyenler için gelsin bu boss abimiz. yerini bulması derttir. şansınız varsa ilk sokakta karşınıza çıkar. yanında sesizce yellenseniz bile rahatlıkla ölür ama yanına gitmesi dert tabi. zorluk : amann bu da boss mu ayoll (amazon - uzay programı 2005)
    duriel : işte geldik işin en cancanlı kısmına. dar alandaki bu ucubet yaratık, gelen geçeni, her zorluk derecesinde inim inim inletir. amazonsanız içeri çırıl çıplak girip belirli şeylerinizden taviz vererek geçebilirsiniz. paladin barbarsanız uğraş dur. sen ona vur, o sana vursun, iç potion, tekrar... turn based hesabı, genede dert. necro abimiz ise bir iron maidene bakar. zorluk: çin işkencesi

    act iii:

    ''ccc ismail vilehand ccc'' türkün gücünü dünyaya gösteren abimiz saygılar... zorluk: kaçın lan kaçın sahibi geldi
    mephisto: kardeşlerin en eziği en işe yaramazı, gel gelelim en fazla türbünlere oynayanıda budur görünüşü itibari ile en kallavi abimizde bu sayılır. filhakika iş er meydanına gelince iki çizikte düşer bu abimiz iyi item vermesi, sevip sayılmasınada zemin oluşturur d2 camiyası tarafından. zorluk: var gibi yok gibi

    act iv:

    izual: boss desem değil, adam desen değil, böyle kara kuru, yancı gibi biri. vur babam vur sabaha kadar. oyundaki belki de ''emin değilim'' en yüksek hp bu abimizde olabilir zorluk: karın ağrısı
    * * hephasto: mephistodan çarptığımız soul gemi bize kırdırmamaya yeminli gulyabani. bulunduğu ortamı temizleyip ya da tek başına bu zatı muhteremi çağırıp bi güzel köteği verin. necro yahut sorc iseniz fiziksel temastan kaçının düşük hp li karakterler için sorun teşkil edebilir. zorluk: gulyabani diye bir şey yoktur ama olabilir de
    diablo : necro abimizin tek zorlandığı boss bizzat kendisidir yaratılan orduları bir ring of fire bakar yere serilmesi. amazondaki vermiş olduğum taktiği diabloyada deniyebiliriiniz (ödün vermek) oyuna ismini vermesine rağmen abartıldığı kadar değildir fire ve lightning resisti az olanlar içinse; gavur ızdırabına eştir orası ayrı. zorluk: bumuymuş lan diablo, diablo dediğiniz ( bir asssasin mühürleri açarken - 2007)

    act v:

    * shenk the overseer: larzuk abimizin münasip bi yermizde socket açmasına yarayan görevin müsebbipi zat. böyle yemiş yemiş sıçamamış, obez, yanında bir sürü yancısı olan birini görürseniz bilin ki bu overseer'dir. gidin dalın deyyusa, kalabalıkmış, yancıları varmış filan hepsi boş. kuru kalabalık. yancılarını halledince yediklerini sıçana kadar vurun kafasına kafasına, eric cartman hesabı. zoruk: çağımızın hastalığı obezite
    nihlathak : ilk gün anlamıştım ben bu denyoda bi işler var diye ama köy muhtar heyetini inandırmamıştım. rune düşüren bir kaç bostandır. oyundaki mlvl en yüksek karakter baal ipnesiyle bu zatındır. necro dışındaki tüm karakterlerin ızıdrabıdır. zorluk : sikerim böyle bossu kardeşim (bir paladin - 2004 ağrı dağı)
    * frozenstein: götü boklu kezban anya'yı kurtarmak için girdiğimiz mağrada bulunun soğuk mendebur. bu ipneye verecen fire, verecen inferno öyle sik gibi suratınıza buz hoh'lamadan oracığa suyunu çıkaracaksınız.. zorluk: buz gibi amlar sikimde patlar.
    tepede ki üç barbar: (unuttum bak isimlerini) neyse efendim siz anladınız onu. life steal olmadan her karater için işkencedir bunlar. özellikle hell de hem imbuneler hem attıkları amplify damage ten ötürü ne olduğunu anlamadan leşinizi serer bu üçüz denyolar necronun ağladığı nadir yerlerdendir (malum ortalıkta ceset yok) zorluk: teker teker gelin lan...
    minions of destruction: allah belanızı versin ne diyeyim sana bilizzard, allahından bul. bunu yapan insan olmaz. daha başka ne yazayım, gg olmasın diye kendimi tutuyorum. zorluk: sizin yapacağınız işi sikeyim (bir sorceress - çırılçıplak kaçarken 2006)
    baal: herkesi önünüzde diz çöktürdükten sonra girmiş olduğunuz aşk odasında en rahat kesilen boss'tur kendisi. artık o ufacık odada yapabileceğiniz fantaziler, sizin hayalgücünüze kalmıştır zorluk: kolay len...

    bonus:

    cow king: bildiğin inek lan bu, böyle boss mu olur mına koyim. hem bana hiç bir zaman adam akıllı bi item düşürmedi pezevenk, yok set tamamlıyormuş da, yok efendim çok iyi exp veriyormuş da hikaye hepsi. melee karakterlerin parmak kası olimpiyatlarına katılmak gibi bir fantazileri yoksa hiç uğraşmasınlar, necro ya da sorc iseniz sırf eğlencesine girilir, bi kaçı kesilir, diablo 2 kurban farzınızı yerine getirmiş olursunuz o kadar. zorluk: şaban...

    edit: unutulmuş, kenarda kalmış, ilgiye muhtaç bosslar için özür diler, gerekli editlere açığızdır efendim.

    edit ii: çok abartmışsın, bosslar bu kadar zor değil diyenler için; karakterler /players 8 hell dikkate alınmıştır, bilgilinize.
  • tamamen mizahi soyle bir yonu vardir:

    +sagol kahraman, koyumuzu kurtardin sayende yasiyoruz. ama sana kotu haberlerim var (baska gorev)
    - (konusacak birsey yok, oyun rpg degil zaten)

    monolog bitince:
    -bana ordan iki potion atsana bacim (bir replik yok da, potion almaya calistiginda olsaydi boyle olurdu)
    +30 altin
    -staff?
    +100 altinla 10000 altin arasi.

    lan iki dakika once koyunu ben kurtarmadim mi? sayende hayattayiz diyen sen degil miydin? seytani zebanisi basip alayinizi rencide edecekti ben olmasaydim. iki dakikada hemen kapitalist oldun yine. ben olmasam o potionlari kime satacaktin it? sokmazlar miydi yuvarlak siseleri staff'lari bir tarafina o seytanlar zebaniler? onumde secde edecegine hala kar marji hesapliyor terbiyesiz. nereye gidersen git her koyde durum ayni,

    ayrica ustunde kiyafet bile olmayan iskelet ve daha beteri havada ucan, yerde kacan faremsi, yarasamsi yaratiklar da bildigin kapitalist, ac gozlu, paranin kopegi olmuslardir, uzerlerinden boyuna altin cikar. ne yapacan lan sen o altini? yemek desem zaten olmussun, kiyafet desem derin bile kalmamis, markete gidip karpuz mu alacaksin da zindanlarda daglarda uzerinde altin tasiyorsun? hadi iskeleti gec de, ulan yarasa/fare gibi(gercek fare ve yarasa degil, benziyorlar iste) hayvanlar ne ayak? gercek dunya bu kadar paragoz degil (hala iyilik guzellik diyenler var gerci onlar da her zaman dayak yiyorlar). lan fare sozum sana, uzerinden cikan 140 altinla ne alacagini soyle ben alacam soz, peynir mi alacan? bir de siz ucunuz nerenize sokuyorsunuz lan bu altinlari? fareden 140 altin nasil cikar oglum? hadi onu da gectim, ucan yarasamsi sey, yuzugu nerene takiyorsun sen?

    ek: bu iskeletler bir de bot ve zirh derdine duser, lan sen zaten olusun, bi deri bi kemik kalmissin bile diyemiyorum sadece kemik kalmissin, daha cok olecem diye mi korkuyorsun? olusun oglum sen, bir kere gebermissin zaten, hala farkedemedin mi?

    neyse isin mavrasi bunlar, ve evet biliyorum pek cok oyunda benzeri vardi, ama bu turu ("keselim hacim keselim, esya toplayalim") bugunku noktasina getiren ve en cok bilinen bu oyundur o yuzden sey ettim. zamaninda bu oyunu oynayanlar bugun wow turu oyunlari seviyorlardir herhalde, bu oyunun birincisi yerine daggerfall'i secenler ise hala daggerfall (olmadi morrowind) oynarlar (oblivion guzel degil de ondan). item cilginligini birincisi degil bu oyun baslatmistir, sevenleri "daha cok keselim daha fazla esya gorelim" dusturuyla yasarlar. seveni cok fazladir, fanatiktir, hala ragbet gorur, ben pek sevmem, turune rpg oyun diyeni de fizban carpar(buyusunu hatirlayabilirse).
  • diablo 3'ü bekle bekle zaman geçmiyor, bekledikçe titremeler, sinir krizleri geliyor. tekrar buna başlamalıyız diye düşündük. lord of destruction'ıydı patchiydi lan'ıydı herşeyi kurup oyuna daldık. yeni bir necromancer karakteri açan arkadaşım, çocuğu doğmuşcasına gözlerle ekrana bakıyordu. yüzü gülüyordu. ben de demonların arasından yılansı kıvraklıkla sıyrılayım diye düşünerek assassin açmıştım.

    ancak arkadaşın aklı battle.net'teydi. "olm hızlı hızlı level atlayıp battle.net'e akalım uğraşmayalım questle falan" isteklerini savuşturup. act 1 senin, act 2 benim, peşimden koşturuyordum necromancer'ı. o önüme savunma kuruyor, ben trap yağdırıyordum. unique item düşüyor, satıyor para biriktiyor, belki hayatta yapmadığımız kadar tasarrufa önem veriyorduk. teamspeak'te "quest sonu çiş, 5 saat sonra yemek molası babs" cümlesi olağan hale gelmişti. o anda eski günlere bir portal açıldı adeta. kafamı bu portala uzattığımda bundan seneler önce yine aynı modda f1+f2+f3+sağ klik+1+2 tuşlarıyla geçen yıllarımdaki kendimle yüzyüze geldim. hiçbir şey değişmemişti. piyasaya çıkan hiçbir oyun, diablo 2 ve cm 01-02'nin yerini dolduramıyordu. zaman, tüm zevklerim üzerinde değişikliğe gitmişken, hızına dayanamayanları yenip tarihten silerken, bir assassin'le necromancer'ı yenemiyordu.

    gözlerimin altı mosmor, günde 4.5 litre ice tea içerek, dört günde 5'er saatte bir ara verilerek oynanan bu seansın verdiği zevki, ne seksten ne futboldan alamadığımı düşünürken, beni kendime getiren bir cümle her şeyi özetliyordu; "şu kafanı oyuna ver boss üstüme bindi sikicem he".
  • gecenlerde "du bakiyim bu nasil bir seymis" diye oynamaya basladim da zor kalkabildim basindan.

    hersey oyunun basinda kendime bir barbarian karakter yaratmakla basladi.

    once barbar'a tikladim sonra bir isim yazdim ve iste artik bir barbar olmustum. o halde kendime herseyiyle tastamam kilik kiyafet, sekil semal yapmaliydim. allaha sukur, ucu besi denklestirdik, ecinnisini canavarini patakladik, ganimeti topladik, boyle şıkır şıkır miğferiydi burma örgü zirhiydi, kristal kiliciydi ne var ne yok gecirdik ustumuze. sonradan bir de okcu kari aldim ki yanima konsepti sahene tamamladi. akabinde hemen cektim kenara hatunu, vurdum omzuna, hadi bakalim dedim, gazamiz mubarek ola...

    neyse, ben hala saniyorum ki sekli semali yaptik, konsepti tamamladik, nefsimizi korelltik isi bitidik. nerde mina koyim... daha bunun level'i varmis, skill'i varmis gorevi varmis, varmis oglu varmis.

    bir iki amcamla muhattap oldum, yok sunu kes, sunu bic. yok bunu kurtar falan paso is veriyolar. haci dedim hadi tamam anladik sahene bir sekilde giyindik kusandik ama isi sapa sarmayalim be guzelim. ne guzel takiliyoruz iste. bu gorev morev isi bozar bizi falan dedim. baktim ki hemen yok son umudumuz sensin, yapsan yapsan sen yaparsin bu isi edebiyatina girdiler. e gururlu bi barbariz, hacim uykum geldi lan, baksana saat kac oldu hala bilgisayarin basinda oturuyoruz da diyemedik.

    eh peki babacim sizi mi kiricam dedim de hay demez olaydim arkadas. kesiyorum kesiyorum bitmiyor bu ipneler yaw. sabahin dordu oldu artik uyku gozumden akiyor, ben bi ayak yolunma gidiyim geliyorum hemen diyip kaciverdim anasini satiim.

    ne pis oyunmus lan.
  • değerlendirmesi acaip bir oyundur. iyi oyun kavramı olarak neyin kabul edildiğine, iyi bir oyundan ne beklendiğine göre ya süperdir, kraldır ya da rezildir, rüsvadır. bir oyunun bağımlılık yaratması kendi içinde iyi bir şey değildir, insan uykusundan olmak, işinden gücünden kalmak istemez. bazı oyunlarsa hem üreticileri tarafından hem de oynayıp beğenenler tarafından tam da bu özelliğiyle övülür, çünkü oyunun bunu başarması çok iyi bir oyun olduğuna işarettir.

    oysa diablo'nun bağımlılık yaratması oyunun iyi olmasından değil, oyuncuyu oyuna bağlayan unsurların ustaca düşünülüp uygulanmasıyla kaynaklanıyor. oyuna bağlayan unsur derken, grafikleri, gameplay'i, senaryoyu falan kastetmiyorum. oyuncuyu bağlamaktan başka fonksiyonu olmayan detayları söylüyorum. bu çok iyi gerçekleştirilmiş unsurlar neler?

    -daha iyi item bulma/yapma hırsı. gerçekten elinizdeki silah, sırtınızdaki zırh araç olmaktan çıkıp amaç olabiliyor.

    -save sistemi. yapılan her şey save ediliyor, çıkmadan save etmek yok. oyundan çıkılınca temizlenen her yer sıfırlanıyor. save edilince otomatik olarak kasabaya dönülüyor. bu unsurlar sayesinde oyunu yarım saat oynayıp kapatma gibi bir olay yok. minimum iki saatinizi harcıyorsunuz. diyelim bir şeyleri başardınız, save edip çıkabilirsiniz ama on-yirmi dakika daha oynayasınız var. ya "save sistemi sağolsun bir halta yaramaz" diyeceksiniz ya da on-yirmi dakika değil bir saat daha oyunun başındasınız.

    -birden çok karakter sınıfı ve sınıfların skill seviyesi yükseltmeye dayalı tasarlanmış oluşu, ayrıca skill'lerin çok yavaş ilerleyişi.

    bu unsurlar sayesinde deliler gibi oyunu oynarken bir yandan da "ne yapıyorum lan ben?" diyorsunuz. hatta oyunun başında değilken aynı anda hem "ne moron oyun" hem de "uff açıp oynasam şimdi, bakalım elde kalan iki yüzükle birlikte kübe atacak yüzük bulacak mıyım?" diyorsunuz. yani uzun bir süre sıkılmadan, başından kalkılmadan oynanıyor olmayı ön planda bir kriter olarak alıyorsanız oyun harika bir oyun. ancak oyunu bilgisayar başında vakit geçirmek için değil kendisi için oynamak istiyorsanız, veya bir oyunu gereksiz şekilde haftalarca oynamak yerine aynı sürede birkaç tane iyi oyunu oynamayı yeğliyorsanız hiç de süper değil, çünkü:

    -oyun 4 act'e ayrılmış, bu 4 act'de altışar quest ve bir miktar harita var. mekanlar, atmosferler değişiyor ama tüm haritalar, quest'ler ve act'ler birbirinin aynı. bir şey mi bulunacak? bulunduğu yere gir, nesneyi bulana kadar her şeyi öldür. bir yaratık mı öldürülecek? bulunduğu yere gir, yaratığı bulana kadar her şeyi öldür, yaratığı öldür. bir yere mi ulaşılacak? her şeyi öldüre öldüre oraya kadar git. her quest'in hikaye kısmı değişik ama istedikleri kadar şöyle oldu böyle oldu, bunu yapmalısın, şunu öğrenmelisin desinler, tek yaptığınız gidip öldürmek. (bu ille de kötü bir şey değil ama oyunun uzunluğunu düşünürseniz zayıf kalıyor)

    -senaryo var aslında ama var demeye dilim varmıyor. senaryo menaryo yok kardeşim. zaten senaryo olup olmaması da önemli değil, çünkü nasılsa yapacağınız şey gidip her şeyi öldürmek. şeytan var, birilerini kendi savaşçısı haline getirmiş. çok eskiden çok güçlü büyücüler varmış, şeytanlardan birini hapsetmişler. bu çok eski büyücülerin güçlü artifact'leri varmış, onlar toplanacakmış... böyle her oyunda olan senaryo öğelerinden oluşan bir oyun kendisi.

    -grafiklere ayrıca değinmiyorum bile. diablo 1'den daha kötü, ayrıca direkt çok kötü.

    -oyunu bu kadar başarılı kılan o save sistemi var ya... ağzına edeyim ben o sistemin. ne lan o? (ekstra: insan bir "are you sure" koyar oraya)

    yani oyunu ne kadar sürükleyici olduğuna göre değil de kalite unsurlarına göre inceleyince dökülüyor. cidden dökülüyor.

    blizzard insanları çok kötü bir oyuna deli gibi bağlamayı başarmış. uyuşturucu işine girmemelerini umuyoruz.
  • internet kafelerin internet kafe olduğu yıllarda (bkz: #68681634) takribi 2002'de keşfedip sardığımız, deli gibi oynadığımız, internet kafeye giderken save dosyalarını disketlerde sakladığımız oyun. saatlerce oynadıktan sonra yolda giderken bir kenarda kırmızı, diğer kenarda mavi küre varmış gibi görünürdü yorgunluktan.*

    bahsi geçtiğinde kendi çevremizdeki aşmış karakterleri andığımız, yağmurlu havalarda cam kenarını ve winamp'tan yükselen nağmeleri hatırlatan oyundur. hala ara sıra kendini özletip oynatmaktadır.
  • diablo 3 videosunun gazına kuranlardanım. yeni karakter açarken, senelerdir hiç paladin oynamadığımı hatırlayıp paladin karakter yarattım. oyun başında stat, skill dokunmadan bi level 5 oldum. sonra açtım skill tree'yi. sacrifce'a ve might'a birer tıkladım. hipnotize olmuş şekilde oyuna devam ettim. ilerleyen levellar'da da sadece stat point dağıttım. skill pointlere dokunmadım zira paladin bilmiyorum, ne yapacağımı da kestiremedim bir de resmen dalmışım oynamaya öylece devam ettim.

    neyse efendim böyle böyle ben kendimi andariel'in karşısında buldum. sadece 3 health, 3 tane de antidote potion harcayarak andariel'i öldürdüm. ve evet sadece iki skill'e birer puan vermiştim. andariel'i bu kadar rahat harcadığım başka bir oyun da hatırlamıyorum. ikinci act'e geçtikten sonra bu sefer bilinçli olarak yeni skilleri kullanmadım. duriel'i de aynı kombinasyonla ve 5-6 potion harcayarak dürüdüm resmen. ki bu duriel bundan önceki bütün karakterlerimi barbar demeden, amazon demeden, potion-portal manyağı etmişti. bu saçma sapan paladinleyse geçtim karşısına adamın asıldım tokatı, asıldım tokatı.

    şu an tamamen aynı skill'lerle yani +1 sacrifice ve +1 might ile kurast semalarında dolaşmaktayım. azmettim bu build ile oyun bitirmeyi deneyecem. eğer başarılı olursam, çokça küfür edecem. böyle iş mi olur lan diye soracam. oyunun adının da "paladin 2" olarak değiştirilmesini talep edecem.
  • lord of destruction'la birlikte ancient ones geldi. bir geldiler pir geldiler maşallah. ulan 66. level karakter, "nightmare" seviyesinde, 3 tane götten bacak var karşısında kılını kıpırdatamıyor, kılıç kaldıramıyor kardeşim. hayvan gibi paladin ya, zeal 15. seviyede, 18. seviyede fanaticism var. minimum 31 maksimum 97 koyabilen 11 ayri ozellik getiren tel ellik kılıç, 276'lik bir paladin kalkani, 659'luk bir zirh var, hepsinin de beraberinde getirdiği özellikler, yok resistance'lar için vs. yok yahu olmuyor. bu ancient ones piçlerinden bir tanesi bir koyuyor, tek bir kez dokunuyor yani, direkt nakavt. 3 aydır 3 tane zibidiyi geçemedim, town'dakilerin yüzüne bakamıyorum artık, "talk" diyorsun ancient ones hakkında, "hadi koçum yaparsın" falan tarzı şeyler söylüyorlar. bir bilen varsa nolur söylesin şu ancient ones nasıl geçilir, yoksa kafayı sıyırıp ekmek bıçağını alıp giricem oyunun içine.
  • dünyanın en iyi oyunudur. şaka şaka. galaksinin en iyi oyunudur. yok lan olur mu öyle şey? evrenin en iyi oyunudur be kardeşim.

    hayatımda kutulu olarak para verip aldığım ilk oyundur kendileri. milli oluşumuz steam falandan çok önce yani.

    sene 2006 falan. o zamana kadar internet kafelerde trilyon saat oynadığım oyuna kutulu sahip olduğum zamanlar. adsl falan da gelmiş. battle.net akıyor maşallah. gel zaman git zaman okul vs bitince ayrı düşüyoruz. defalarca da pc falan değişiyor ama kutu duruyor.

    neyse 2017 ortalarında ben bi gaza geldim evde deli gibi diablo ii cdmi arıyorum. ama yok. yok allahım çıldıracağım. aramadığım yer kalmıyor sabahtan yatana kadar. soner sarıkabadayı olma evresindeyim. derken çekine çekine anneme soruyorum. alacağım cevap o kadar “attım ben onu” olacak ki, kafamda o anda üzüleceğim şekli bile planlıyorum. soruyorum ve diyor ki atmadım. üzüntü planım birden timsah yürüyüşüne dönmüşken bursadan gelmeyen gol haberine timsah yürüyüşü yapan fenerli gibi kalıyorum çünkü oyun 65 km uzaktaki bağ evinde benim çizgi roman bok püsur olan kutuların birindeymiş.

    hafta sonu geldiği gibi atlayıp gidiyorum. kutuların içindeki o eski anılarla biraz haşır neşir olduktan sonra nihayet kendisiyle tekrar karşılaşıyorum. seneler önce terk eden eski sevgilim o an dönse yüzüne bakmam öyle bir sarılmaca. cdyi alıp eve geliyorum. takıyorum. yüklüyorum. battle.net’e bağlanı- derken bağlanmıyor... tıpkı eski sevgilim gibi. onun da bağlanma sorunları vardı. ama bu sefer karşımda koskoca şirket var. döşüyorum maili bol ağlamalı. eski sevgil- öeh dur şimdi. döşüyorum işte bak benim key bu ühü diye.

    4 gün sonra bir mesaj, seni yeniden aramızda görmek güzel diyor mesajda. ahanda şu şekilde bağlanacaksın diyorlar. deniyorum, çat bağlanıyorum. gözlerde yaş, kalpte bir sızı... unutmadım seni immortal man diyorum... gülmeyin olum sene 2001 ve henüz 15 yaşındayım. bu ismi koymuşum barbarıma.

    yine bir barbar açıp dalıyorum act i’e. ama ne dalmak. buralar eskiden bizimdi deyip veriyorum kutsalı.

    sonra bir bıkkınlık geliyor üzerime iş hayatının ve yaz mevsiminin gelmesiyle. öyle bir “ara” veriyorum. diablo ii bırakılmaz hem olum ara verilir.

    sonra o bıkkınlık geçen pazartesi sona eriyor. ama ne ermek. atamın 28 ekim 1923’te “beyler yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz” demesi gibi. yıllardır bu anın geleceğini zaten bilerek ama bir o kadar da birden ve ansızın. bir gece ansızın geliyorum ve 01 adana, 02 diablo. o kadar!

    işte tam 5 gecedir akşam 10’dan taa bu saatlere kadar deli gibi, yarın yokmuş gibi, sanki oyun tam da yeni çıkmış gibi, her köşeyi gezerek; her cenevarı keserek, her böcükten kan alarak ilerliyorum. ama ne ilerlemek. daha act iii’e az önce geçtim.

    level 25 barbarianımla gidiyorum mephisto’ya.

    bekle oğlum diablo. kancık kelleni ödlek bedeninden ayırmaya geliyorum!