şükela:  tümü | bugün
  • günlerden bir gün, köylerden birinde bir çiftçinin eşeği kör kuyuya düşer.

    eşek saatlerce acı içinde kıvranır ve bağırır. sesini duyan sahibi gelip baktığında zavallı eşeği kuyunun dibinde görür.

    çaresiz çiftçi köylüleri yardıma çağırır. köylüler kör kuyudaki eşeği kurtarmak için ne yapacaklarını düşünürler ama sonuçta onu kurtarmanın imkânsız olduğuna ve bunun için çalışmaya değmeyeceğine karar verirler. tek çare, kuyuyu toprakla örtmektir. herkes ellerine aldığı küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atar.

    zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkerek dibe döker. bir süre sonra ise ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükselir ve sonunda yukarıya kadar çıkar. köylüler kuyudan dışarı çıkan eşeğe çok şaşırır. işte hayat da bazen bizim üzerimize yüklenir ve üzerimiz toz toprakla örtülüyormuş gibi olur.

    bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. kör kuyuda olsak bile.
  • küçük eğlencelik romantikliğinizi köşeye bırakın ve siktir olun gidin.

    dibe vurmak iyiymiş de, muhteşem duyguymuş da, ivmesiymiş..
    siktirin gidin lan özenti herifler..

    dibe vurmak nedir gidin onu 3 ay önce evladını kaybedip, dün oğlunun mezarı başında intihar eden çok sevdiğim halama sorun...

    tavsiyeymiş..
    senin gibi bebelerin vereceği tavsiyeyi sikeyim..
    siktir git sümüklerini koluna sür az ötede...

    not: halamızın şuan tedavisine devam ediliyor hayati tehlikeyi atlattı.
    şimdilik kurtuldu.

    edit 2: canım halamızı 2021 yılında covid'den kaybettik. yüreğimiz yaralı umarım evladına kavuşmuşsundur , çilekeş halam.
  • adamın biri batan gemiden kurtulmuş ıssız bir adaya düşmüş. günler, haftalar, aylar derken bakmış ki kurtuluş yok adadan. derken binbir emekle bir ev yapmış ağaçtan. bir gece de fırtınada bir şimşek çakmış evi cayır cayır yanmış. türlü felaket yaşamış derken üstüne de bu…artık her şeyden bıkmış. tanrıya sitem ile bırakmış kendini.
    sabaha doğru bir de bakmış ki kıyıya bir gemi yanaşıyor. kayıklarla karaya çıkmışlar adamı kurtarmışlar. adam heyecanla sormuş kendisini nasıl bulduklarını.

    -ateşi gördük!

    hani bazen öyledir. felaket gibi görünür ama kurtuluşu beraberinde getirir olup bitenler.
    umudu yitirmeyin.

    buna benzer bir hikayeydi.
    burada mı okudum, başka bir platformda mı bilemiyorum.
  • "allah bi kapıyı kapatırken diğer bi kapıyı da kapatabilir. allah sonuçta ne diyebilirsin ki?" şeklindeki efsane tiviti hatırlayın.
  • bunu okuyabiliyorsanız bilgisayar ya da cep telefonunuz, internetiniz, zamanınız, takatiniz ve dikkatiniz var demektir, bu elde dursun.

    8 yıl önceydi, eşimden boşanmıştım, ailem bunu kesinlikle onaylamıyordu, annem kusuru bende buluyordu (ne olup bittiğini bilmiyordu. bir erkek bir kadını boşadıysa sorun kadında demekti ona göre. küçük bir ayrıntıyı ne kadar vurgularsam vurgulayayım kabul etmiyordu; boşanma davasını açan bendim.) bu yüzden aile desteği görmüyordum. üstüne annem yanına gitmem ve onunla yaşamam için baskı yapıyordu. yalnız yaşamam söz konusu bile olamazdı ona göre.
    evimde çamaşır makinası, bulaşık makinası ve buzdolabı gibi beyaz eşya hatta halı bile yoktu. boşanabilmek için her şeyi bırakmıştım. ayrıca akıllı telefonum ya da internetim de yoktu.
    hiç beklemediğim arkadaşlarım sırtını döndü. boşanmak hoş değilmiş onlara göre. bizi çift olarak seviyorlarmış.
    benimle muhabbeti sürdüren arkadaşlarımın da eşleri ağzıma sıçmaya çalıştılar. yakın olursak nifak tohumları ekeceğime inandıklarını açık açık söylediler. evliliklerini tehlikeye atmamam için uzak durmamı istediler.
    sürekli dikkat gerektiren ve yoğun stresli bir işte çalışıyordum. benimle ilgili olmasa da bazı şeyler kötü gidiyordu, proje başarısız olmak üzereydi ve üzerimizde çok baskı vardı. ortamdaki rekabete bulaşmasam da gerginlikten kaçmam mümkün değildi.
    yetmezmiş gibi, yaşadığım binada güvenlik sorunları vardı. öyle ki, bir süre sonra herkes korkup taşındı, bi tek ben kaldım. taşınacak halim yoktu, binada ödüm kopsa da taşınamadım.
    ha bi de sağlığım... yeni ameliyat olmuştum, tedavim devam ediyordu.. .
    işte tüm bunların arasında ankara'nın kör soğuğunda, apartmanda kimse olmadığı ve ben de ancak akşamları geldiğim için tesisatta sular dondu, elektrikler kesildi, kombi de çalışmaz hale geldi.
    buz gibi havada yatağın içine büzüştüm. öğrencilik yıllarımı düşündüm. o başarılı, her yıl takdir teşekkür getiren öğrencinin geleceği yer burası mıydı diye. aç, üşüyen, yalnız, karanlıkta, dostsuz, eşsiz, kimsesiz. dipteydim. böğürerek ağlamaya başladım. sesimi duyacak kimse yoktu nasılsa. ciğerlerimden çıkan son sesle ağladım. 'burası dip.' diye diye uyuyakalmışım.
    sonrasında...
    olabilecek en nemrut insanlardan biri oldum. selam vermek dışında kimseyle konuşmadım. sadece işimi yaptım evime geldim. aylarca işim dışında tek kelime etmeden yaşadım. kapıda oturan komşular muhabbet açmaya çalıştıklarında yüzlerine bakıp vaktim olmadığını söyleyip geçtim. hakkımda kendini beğenmiş, ukala, kibirli gibi sözler söylendiği iletildi. sorun değil dedim. insanlar, onları beğenmediğin için muhatap olmuyorsun diye düşünüyor dendi. kendi fikirleri dedim geçtim. adım asosyale çıktı.
    daha sonrası...
    annem baskı düzeyini arttırınca ipler koptu aramızda.
    annemle ipler kopunca birkaç yılı alan bir tereddüt dönemi yaşadım. benle diyaloğu sürdürmesi için tek şartı mutlak itaatti. yanına gidecektim ya da evladı değildim.
    annesizliği seçtim.
    seçimimi yaptığım andan itibaren bir şeyler değişmeye başladı.
    farklı bir alandan teklif aldım, o teklifi kabul edince taşındım.
    hayallerimi gerçekleştirmek için eşek gibi çalıştım. yeniden dostluk kurmak kolay olmadı. ama kurduklarıma karşı açık oldum, yarı yolda bırakacak insanlarla, gerçekten dost olanları ayırt edebilmeye başladım.
    babam ölmüş olmasına rağmen onunla yüzleştim. ölmüş baba ile nasıl yüzleşilir, psikodrama diye bir yöntem var, bunun için dünya kadar terapi aldım. babamla aramızın bozuk olmasındaki her ilmiği tek tek çözdüm. çok şükür ki babam affedilebilecek biriydi. belki en büyük şansım buydu. babamı yeniden sevebilmek ve saygı duymak. dip, aynı zamanda ayağımı yere bastığım zemin oldu. hayatım paramparça olmuştu, ben elimdeki parçalardan istediklerimi alıp devam ettim...
    elinde cep telefonu ya da bilgisayar ve interneti olan arkadaş... burayı okuduğuna göre dipten çıkmak için çözüm arıyorsun. demek ki bulacaksın. ama bulduğun şey aradığın şey olmayabilir...
    bu konuda (bkz: serendipity).
  • bir işe yaramaz.

    dibe vurmuş insana tavsiye/öğüt verene gıcık kaparım. tavsiye/öğüt vereceğine, elini uzat; belki bir yardımın olur.

    biz de geçtik bu yollardan...

    yıllar önceydi. ilk startup'ımı batırmışım. borç içinde yüzüyorum. alınan krediler batmış, kredi kartları zaten dibine dayanmış. telefonlarım zırıl zırıl ötüyor. o zamanlar, şimdi ismini vermeme gerek yok, yabancı bir banka, sadece aramakla yetinmiyor, elinde kocaman bir dosya olan tahsilat elemanını da ofise gönderip hesap soruyordu (gerçi, bizimkiler o elemanları az paket etmediler, az karakolluk olmadık).

    haciz üzerine haciz geliyor. gecem gündüzüm kalmamış. dibe vurmuşum. cebimde de para yok. öylesine, boş boş dolaşıyorum sokakta. çok sevdiğim bir arkadaşımdan da borç almıştım. kızcağız, bana kendisi teklif etmişti. o kız aradı ve dedi ki, "annem, üç hafta içine ameliyat oluyor. bana bu ay içinde parayı çıkabilecek misin? inan, ihtiyacım olması istemem, ama ameliyat parasını denkleştirmem lazım. kusuruma bakma, abi" demişti. nasıl içim parçalandı, biliyor musunuz? insan canı ulan! annesinin canı... o an sat deseler, hiç düşünmeden böbreğimi satacağım (aklıma da gelmedi değil hani).

    neyse... çok sevdiğim (rahmetli) abim, rusya'dan adana'ya, tatile gelmişti. ben de antalya'dayım o zamanlar. abimi aradım ve dedim ki, "abi, bir sürü borcum var. hiçbirini ödeyemiyorum. borçları siktir et, canım gibi sevdiğim bir kardeşimin annesi ameliyat olacak. o kızcağız, benim borcumu ödememi bekliyor ki hastaneye para yatırabilsin". abim, beni dinledi ve sonunda, şu numaraya kredi kartı ekstrelerini, borçlarına ait evrakları vs. faks çek. bir bakalım ne yapabiliyoruz, dedi. dünyalar benim oldu. adam, rusya'daki kadın arkadaşına mercedes ve bildiğiniz müstakil ev alıp hediye etmiş. benim (günümüzün parası ile 25 bin tl olan) borcumu mu ödeyemeyecek? peh!

    ertesi günü abimden ses çıkmadı. alacaklılardan dolayı cep telefonumu açamıyordum. o gün, sırf abim arayacak diye açık tutmuştum. o aramayınca, dayanamayıp ben aradım. abim, "şimdi", dedi, "sen şu şu şu konularda gereksiz harcamalar yapmışsın. böyle olmuş, şöyle olmamalıymış. neden böyle yapmışmışım" devam ediyor. iki saat kadar bana tavsiye üzerine tavsiye verdi.

    ulan borçlarımı ödüyor olabilsem, kafam rahatlasa, zaten ne yapacağımı iyi biliyorum. her gün ensemde biten avukatlık büroları ve icra memurları yüzünden bir bok yapamıyorum ki? postacı da her gün bir tebligat getiriyordu. pis pis gülen postacı, "bugün yine tebligat var sana. ödesene olm borçlarını. ne borç takıyon millete" deyince, adama saldırmış ve yine karakolluk olmuştum. öyle pis bir dönemdeyim amk. tavsiyeye değil, yardıma ihtiyacım var...

    özetleyecek olursam, abim, tavsiye verdi ama para vermedi. o rus karıdan daha az değerimiz varmış demek ki. bir de beni anneme şikayet etmiş. annemden de bir sürü azar işittim. abim, ödeyemezsen, üç ay içerde yatarsın. sen alışıksın. bir şey olmaz. çıkınca yeniden başlarsın falan dedi...

    telefonu duvarda parçaladım. nasıl küfrediyorum. hani, çığrından çıkmak derler ya, o derece. duvarlara çarpıyorum kendimi. öleyim de kurtulayım hesabı. ölmedim. gözüm karardı. hastanede açtım gözümü. kötü haberi söylemediler. büroya ve eve haciz gelmiş zaten. bulduklarını götürmüşler.

    iki gün sonra kız kardeşim geldi ziyaretime. hiçbir şey sikimde değil. hastane bahçesine çıktık. bir sigara ver, dedim. vermedi. amı götü dağıtmışım. abi, dedi. baktım o güzel yüzüne. bir torba verdi elime ve bir de mendil. torbada bilezikleri vardı. anamın aldığı bilezik-altın ne varsa elime tutuşturdu. bir de, birikmişini verdi. bir şey diyemedim.

    kardeşimin hakkını ödeyemem. diğer kız kardeşim de bankadan benim için para çekti. eşiyle de papaz olmuş. eşi, olmaz, o herif sorumsuzun teki, bizi riske atamazsın, demiş; ama, ablam dinlememiş onu. iki bacımın yardımları ile borçları kapadık. o kızcağızın parasını da verdik. biraz da bana kaldı. adana'ya geri dönmek istemedim. bir süre ankara'da, küçük bacımın yanında kaldım.

    sonra, hayata geri döndüm. gerekli dersler de alınmış oldu. allah bir daha beni o duruma düşürmesin. hayatta hiçbir şeye boyun eğmem, ezilmem; ama, borçlu duruma düşünce, telefonun diğer tarafında sanki bankanın sahibi gibi benden hesap soran o orospu çocuğunun beni ezmeye çalışması o kadar batıyor ki...

    o yüzden, tekrarlıyorum, dibe vurmuş insana tavsiye falan vermeyin. kimsenin sizin tavsiyenize falan ihtiyacı yok. elinizden geldiğince maddi-manevi o insanın yanında durun.
  • ara sıra ziyaretime gelin.

    valla bak, şaka yapmıyorum, örneği var...

    mehmet diye bir arkadaşım vardı, garsonluk yapardı. her gün 22.00'de işten çıkar, soluğu yanımda alırdı. bir kaç muhabbet eder, bazen bir iki bira içerdik, iyi geceler deyip giderdi. baba ölmüş, kimi kimsesi yok, bir gariban annesi var uzaklarda, bir ben varım, bir de unutamadığı eski sevgilisi var, ismini koluna dövmeyle kazımış mal... yeni birisiyle tanışacaktı, olmadık formüller düşündük kapatmak için, hayvan kadar dövme, en son parasını ben verdim, üstünü kapatacak bir dövme yaptırdı da kurtuldu. dünya üzerindeki tek varlığı motoru, ama motorun ahı gidik vahı kalık, muayenesi yok, polise kaptırmamak için bırakır, kilometrelerce yürür, geri döner, alır falan filan... bir gün dedi ki,

    "bunca yorgunluğuma rağmen neden her gün seni ziyaret ediyorum biliyor musun?"
    "bilmem, muhabbet etmek içindir niye olacak, arkadaşız sonuçta" dedim.

    "yok abi, o da var tabi ama, her gün geliyorum, seni görüyorum, halime şükrediyorum 'ulan bu dünyada benden kötüleri de var' diye, mutlu oluyorum, yatağa huzurlu giriyorum" dedi.

    espri yapacak zeka da çok yok, bildiğin ciddi.

    vay amk ya... hani bir de haklı olmasa... saf dediğimiz adama bak, beleşe terapi yöntemi bulmuş ibne...
  • sakin olun, sakin kalmayı öğrenin.

    yaklaşık 16 yaşından beri çeşitli sebeplerle antidepresan kullanan, terapi alan bir kimse olarak söylüyorum. 34 yaşına girdiğimden beri tek düşündüğüm şey bu, sakin kalan insanın kimseye zararı olmaz. kendisine verdiği zararı da minimuma düşürür.

    sakin olun. çünkü sakin insan düşünebilir, fikrini şekillendirebilir, daha iyi fikir bulabilir. araştırmaya, gelişmeye ve başarmaya daha yakın olur.
    gizli bir ajandanız olmasın. üslubunuzu koruduğunuz sürece kafanızdan geçenleri söylemekten çekinmeyin. her zaman fikriniz onaylanmayabilir, belki de fikriniz doğru değildir. muhakemesini kurun, yanlış bir şey söylediyseniz-düşündüyseniz ısrar etmeyin. özür dileyin, affedin ya da kendinizi affettirin.

    kıskanmayın, kıskandığınız şeylerin ne kadarını yapabilirsiniz bunu düşünün.
    şu an her şey bombok olabilir. belki bir sene daha bombok gidicek, belki iki sene daha... ama bir zaman sonunda "kaybeden" değil ufacık bir şeyi bile kazanan olmak istiyorsanız ısrar edin. ısrar ettiğinizi kimseye kanıtlamak zorunda değilsiniz. insanlar zaten sizi dinlemezler çoğu zaman, kendileri çalar ve kendileri oynar. sadece kendi söylediklerini dinleyenleri söküp atın hayatınızdan. kimse kimseye mecbur değil. sınırlarınızı koymayı da deneyebilirsiniz.

    günde bir saat kitap okuyun, sizi açacak muhabbetlerin içine girin. (bu muhabbet siktiriboktan bir magazin muhabbeti de olabilir. önemli olan sizi içinde olduğunuz stresten uzaklaştırması.) insanlara ve belki de tanımadıklarınıza bile yardım etmekten çekinmeyin. en azından ufak bir şeyi bile başarsanız hem kendiniz, hem o insan için sevinebilirsiniz.

    her şeyi kaybettin, elinde kocaman bir sıfır mı var?
    sıfır eksiden iyidir. o sıfır beş, on, yüz yapmak sizin elinizde.
    emin olun, sizin elinizde.
  • dibe vurmak iyidir. şayet gerçekten de şu hayatta üzülmeye değer bir şeyler yaşıyorsanız adam gibi dibe vurmalısınız yalnızca bir defa. hem de sağlam bir şekilde vurup en dibe batmanız muhteşem bir şeydir. bu vurmanin ivmesiyle yükselmek kolaylaşacağından; dibe vurmak hala düşüyor olmaktan daha iyi bir duygudur. ve ordan çıkmak için çabalamayın öyle hemencecik. zira bir gün gelir ve size hiç kimsenin birşey yapamadığını gördüğünüz zaman acıların da bir kaldırma kuvveti olduğunu farkedersiniz kendi kendinize.
  • algınızı değiştirin:
    bir süreliğine sıradan olun. programlı yaşamayı deneyin. genellikle diğerlerinden farklılaştıkça veya kıyasladıkça kötü hisseder insanlar. bu başarısızlık, ayrılıklar, farklılık, düşünce ayrılığı, değerinizin azaldığını düşünmeniz, yediğiniz kazıklar, öfke, "bunu bana nasıl yapar düşüncesi" olabilir.

    boş durmayın.
    araştırmalara göre insan en fazla bir şey yapmadığı zaman negatif düşüncelere dalıyor.
    kendinizi kendinize ispatlayabileceğiniz işler yapın, bir günde bir kitap okuyamaya çalışın? ilgili olduğunuz konun bayiden gidip dergilerini alın. sırf onları okuyun. normalde kendi işinizle yapabileceğiniz ve en az 1 hafta sürecek bir işi 3 günde bitirmeye çalışın. risk odaklı basit işler yapın. örneğin en yakın markete değil, bir sonrakine farklı bir yoldan gidin. öğlen yemeğinde ya da bir buluşmada geri dönmeniz veya yetişmeniz gerekirken yakındaki değil, daha uzaktaki kafeye gidin. risk hayatı zenginleştirir. düşünceninizin odak noktaları değiştikçe, siz de farklı düşünmeye başlayacaksınız.

    iletişim ve sosyalleşme yaratın.
    kendi derdinize gömülmeyin. başka insanları dinleyin. bazen öyle insanlar karşınıza çıkıyor ki onun derdini dinlerken kendinizinkini unutuyorsunuz, bir nevi terapi gibi oluyor. üstelik onun sorununa yapacağınız basit br yorum sonunda alacağınız "teşekkürler iyi geldin" cümlesi bile iyileşmeniz de büyük bir adım. kendinizi tekrardan eskiden olduğu gibi önemli ve yararlı olduğunuza kendinizin inanması lazım. araştırmalara göre sadece ortalama üstünde kazanan veya zeka seviyesi yüksek kişiler çöküş yaşarmış. bu sebeple sırf bunu yaşamanız bile sizin yararlı olabileceğinizi ve muhtemelen olduğunuzu veya potansiyelinizi gösteriyor.

    tarihe yön vermiş değerli insanları okuyun:
    büyük düşünürleri örnek alın, sizin yerinizde şu an einstein olsa veya camus olsa ne düşünürdü? oturup böyle ağlar, zırlar mıydı? bu beni hep iyi hissettirmiştir. o da bir insandı, mükemmel değildi ve sizin yaptığınızı yapmazdı. bilmiyorsanız kitaplarını okuyun, bir çok farklı yazarı okuyun. farklı görüşler, düşüncelerinizi ve sizi zihinsel olarak geliştirir.

    spor yapın ve iyi beslenin:
    spor yapın, erkekler için o testosteronu yükseltmenin en kolay yanıdır. bir kas grubunuzu düzenli geliştirmeyi deneyin, valla öyle bir oluyor ki mucize yaşıyorsunuz. örneğin "hiç bu kadar kol kasım olmamıştı, vücutum şekilleniyor" dedikçe iyi hissedeceksiniz. ne yerseniz o olursunuz. iyi beslenirseniz, vücudunuzdaki hormonlar ona göre sentezlenir ve iyi hissedersiniz. şurada açıklamıştık:
    (bkz: depresyon döneminde yenilen yiyecekler/@karanlikruya)

    sonuç:
    bekleyerek dipten çıkamazsınız, evet belki depresyon döneminde elinizden bir şey gelmeyecek ama bir yerde buna dur demelisiniz, emek sarfetmelisiniz. fark edeceksiniz ki yaptıkça daha rahat yapıyorsunuz. sizin sadece kendinize ihtiyacınız var. emin olun siz fiziksel ve zihinsel gelişimi yaşadıkça sosyal çevreniz bile yeniden şekillenecek, bir noktada neye üzüldüğünüzü bile hatırlamayacaksınız.

    ilgili diğer bir konu için:
    (bkz: aşk acısı/#103665101)

    debe edit: geçmiş olsun.
hesabın var mı? giriş yap