şükela:  tümü | bugün
  • yazlık mekan diye tabir edilen ve anlaşılamayan bir şkeilde bodrum ile kıyaslanan bu beldenin gerçek yüzünü içler acısı bir şekilde kitlelere sunan gerçek olmayan bir magazin programı.!*
    programda, altınkum sahilinin gündüzleri delicesine dolan taşan zazalarına ufak bir bakışın ardından hemen geceler moduna girilir.!
    programın bu bölümünde altınkum sahilindeki yürüyüş yolundaki kitlelerin nasıl bir o yana bir bu yana ( medusa disco dan liman denen gazinomsu yere kadar) yürüyüşleri örnek insanlarla gösterilir, açıklamalar yapılırken bir yandan da röportajlar vtr ler şeklinde programda yerini alır.!
    gecenin mekanı hep ya medusa disco yahut ali bar olsada gönüllerdeki mekanhep sahil olur.!
    oysaki bünyeniz ve ruhunuz için en doğru seçim için ;
    (bkz: yazlıkta bilgisayar kullanmak).!
  • turist olarak didim'de geçirilen bir tatil boyunca geceleri edilebilecek keyiflere "didim geceleri" diyoruz.
    apollon tapinagi karşısındaki balık lokantalarında hem ucuz, hem lezzetli bir yemek yiyerek başlayabilirsiniz geceye. ardından yalı caddesindeki roof top bar'a gidip minderlere yayılmak ve içkinizi yudumlamak keyifli olabilir. ya da "güneşi batırmak" için, yemek öncesinde keyfini sürmek için de pek iyi bir seçimdir. müzik sıradan liste müzikleridir ama rahatsız edici de değildir. dans edip kurtlarını dökmek isteyenler flamingo'ya, kumlar üzerinde son içkilerini içip romantik isteyenler 3. koya... sonra da artık doğru yatağa!

    ingiliz turist yoğunluğu ile karaoke bar çılgınlığının ele geçirdiği bu beldede de geceleri türkiye'nin heryerinde olduğu gibi isteyen pek de güzel eğlenir. tarz meselesi, o ayrı...
  • (bkz: didim tv)
  • b- ve c sosyo ekonomik sınıf ailelerin, orta direk esnaf koca arayan kezban kızlarının fink attığı gecelerdir.

    bodrum yarımadasından kuzeye doğru, böyle uzaktan uzaktan altın kum sahiline bakınca, çok etkileyici görünür didim ama içine girince, kezban cehennemine düştüğünüzü anlarsınız.

    anadolu'nun en ücra, fakir kırsalları bile didim kezbanlarından çok daha delikanlı ablalarla doludur.

    bi ara ülkenin en doğu noktalarından birinde bir kasbaya yolum düşmüştü. götümde de çıban çıkmış, ayıbdır söylemesi... nasıl da acıyor, götümün üstüne oturamıyorum. bu arada çıban da üzüntüden, dertten çıkar, artık anlayın durumumu. ablanın biriyle manyak bir aşk yaşadığım yıllardı ve bu abla beni artık öyle üzmüş, öyle üzmüş ki, götümde çıban çıkmış. buradan ona da selam ediyorum. neyse... dedim böyle olmicak, gittim sağlık ocağına, açtım popomu, doktur dedim bu çıbana bir hal çare bul. doktur da sağolsun, hemen antibiyotik kremi yazdı. bi hafta sür bunu, derdin hallolur, dedi.

    aldım reçeteyi eczaneye gittim. eczanede de bi eczacı abi var, bi de yanında çırak diye tabir ettiğimiz, eczanenin ayak işlerini yapan bir genç ablaceğimiz oturuyor. ama yüz hatlarından, sert, köşeli kemik yapısından, dudaklarından, yeşil gözlerinden, şivesinden belli, abla klasik kürt. dedim, ablam benim adım hıdır, reçetem budur, bana bu ilacı veresin.

    abla aldı reçeteyi, bilgisayara girdi, ben de beklerken etrafıma bakınıyorum, eczane böyle bi acayip... göz gezdiriyorum falan. bi yandan da bekliyorum ki, abla kalksın bana kremi versin...

    fakat abladan ses çıkmıyor, böyle bana bakıyor, bakıyor. sonra böyle çok sessizce, utanarak, böyle çekingen çekingen, biraz yaklaşabilir misiniz dedi... allah allah dedim, ablanın yanına doğru gittim. bu yine böyle utanarak, sıkılarak, ama duyurmamaya da özen göstererek, bana fısıldayarak, beyfendi sigortanızda borç görünüyor, sgk ilacınızı vermiyor, demesin mi?

    ah canım ablam ya, ah benim nazik, kibar, ince düşünceli, insanları rencide etmemek için utanan sıkılan ablam. 5 liralık krem için tabi ki sgk kullanmayacağım, ülkenin orasından oraya koştururken, bir iki ay sgk'yı yatırmadım diye tabi ki, ilaçsız kalmayacağım, bastırıcam 5 lirayı alıcam ilacımı ama işte tabi bu abla sanmış ki, ben yöredeki müşkül durumdaki, bütçesi sınırlı yerel halktan biriyim, canım ya, hiç görmemiş nakit para verip ilaç alan adamı. utana sıkıla durumu nasıl anlatacağını düşünmüş.

    peki dostlarım, aynı olay bu koca bulmak için gecelere akan kokkoş didim kezbanlarının, yıl boyu çalıştığı istanbul'da bir eczanede yaşansaydı ne olurdu dersiniz?

    o kezban abla, eczanenin ortasında bağıra bağıra, sigorta borcunuz var, size ilaç veremyiz diye azarlardı beni, tabi ki...

    işte, hep diyorsunz ya, ya nedir bu kezban, nedir bu kezban diye... kezbanlık fakirlik değil, cahilliktir dostlarım.

    o zaman buradan, tüm fakir, fukara, çaresiz ama güzel yürekli anadolu kızlarına gelsin mi, haydi eller havaya canım ablalarım: https://www.youtube.com/watch?v=sf6dpibsnbq
  • bodrum geceleri gibi çılgın ötesi geçmeyendir.
    (bkz: aşk bodrum'da yaşanıyor güzelim)