şükela:  tümü | bugün
  • iş görüşmesinde maria braun'a sorarlar;

    - ingilizceyi nerede öğrendin?
    - yatakta
  • filmin karakterlerinin bunalınca ikinci dünya savaşında harabeye dönmüş olan ve birlikte ilkokulu okumuş okudukları binaya gidip sohbet etmeleri güzeldi. yıkık bir geçmişin muhasebesi de ancak orada yapılabiliyordu galiba...
  • fassbinder'in berlin alexanderplatz ı çekmeden evvel arada çekip bitireyim diye öylesine giriştiği, buna karşılık kendisine dünya çapında bir ün sağlamış, brd trilojisinin ilk filmidir. diğer ikisi lola ve die sehnsucht der veronika voss'dur.
  • "doğru zamanda doğru kişiye söylenen sözler mucizeler yaratabilir."
    "sadece mutsuzluğu bildikten sonra hala umudun olur."
    "insan şuuru gerçek gelişimin ardında saklıdır."
    "ben sev diye başka bir adam olmak istedim."
    "sadece büyük aşkı olanlar başkalarının büyük aşkına saygı duyabilir."
  • ikinci dünya savaşı sonrası almanya' sını bir kadın karakter üzerinden anlatmak ve toplumun yani almanya' nın durumunu gözler önüne sermek muhtemelen rainer werner fassbinder' in en büyük başarısı. refahı yücelten yeni alman toplumu ruhunu kaybediyor maria braun karakteri üzerinden. fassbinder gene kadın portresi çizmek konusundaki ustalığını sergiliyor. film, brd (federal almanya) üçlemesinin de ilk filmi ayrıca. fassbinder' in bu filminde de douglas sirk' ün melodramlarından etkilenen biçimsel yapıyı ve kendine has soğukluğunu görmekteyiz fakat asla duygusallık tuzağına düşmüyor fassbinder.
  • eduardo galeano'nun el futbol a sol y sombra'da anlattığı 3-2'lik almanya - macaristan maçı rainer werner fassbinder'in maria braun'un evliliği'nde (1979) de görünüp spikerin anlatması duyuluyor.
  • "kaygısız olmalıyım ki hermann beni beklesin ve benimle gurur duysun. perişan bir kadını ne kimse arzu eder ne de onunla gurur duyar."

    işte maria braun'un motivasyonu.

    fassbinder'ın en sükse yapan filmlerinden.

    ikinci dünya savaşı'nın sonlarına doğru hermann ile evlenen maria beraber "bir yarım gün ve bir tam gece" geçirdikten sonra hermann'ın cepheye dönmek zorunda olmasından dolayı kocasından ayrı kalır. bu sırada şehirleri devamlı bombalanmaktadır hatta nikah törenleri de bu zor şartlar altında kıyılmıştır.

    savaş biter ve maria büyük bir umutla kocasını beklemektedir. yalnız, gelen giden yoktur. bu sırada savaş sonrası almanya'da da türlü türlü ekonomik sıkıntılar vardır. para değerli değildir, en basit ihtiyaçlar zorla karşılanır. maria da bir yolunu bulup annesi ve dedesine peynir, odun, sigara vb. tedarik etmeye çalışır. sonunda yalnızca amerikalı askerlere hizmet veren bir barda garson olarak işe başlar. burada siyahi bir amerikalı asker kendisine ilgi duyar ama maria'nın aklı fikri hermann'dadır. bir gün savaştan dönen bir arkadaşından hermann'ın öldüğü haberini alınca teselliyi siyahi amerikalı askerde bulur. ondan ingilizce öğrenir ve hamile kalır. bir gün oynaşırlarken hermann çıkar gelir ve işler karışır. amerikalı asker hermann'ı tutmaya çalıştı sanmıştım da meğersem kavga ediyorlarmış ve bu sırada maria amerikalı askeri öldürür.

    falan filan filmin hepsini anlatmayayım ama filmin özellikle en sonunda, yapılan her şeyin hermann ve maria'nın birbirleri için yaptıkları fedakarlıklar olduğunu öğreniyoruz. maria birçok erkek ile yatsa da aslında hermann ile yaşayacakları güzel bir gelecek için yapıyor bunu... hermann da spoiler olacak bir hareket yapsa da o da maria için yapıyor bunu en sonunda görüyoruz.

    açıkçası büyük bir aşk var ortada ve maira braun'un talihsiz bir evliliği var. savaş sonrası, yıkılmış almanya'da her şey çok zor. arka planda "almanya bir tarım topluluğuna dönüştürülmeli" diyen amerikalı yetkiliden, konrad adenauer'e ve kurt georg kiesinger'e birçok önemli kişinin sesi duyuluyor ama ön planda savaş sonrası almanya'da en iyi şekilde hayatta kalmaya çalışan bir kadın var.
  • mutsuz olduğunda, tüm insanlar biraz edepsiz görünür..
  • ...
  • hermann hesse öyküsü tadı veren bir rainer werner fassbinder filmi. karakterlerin sevme tarzları, yalnızlıkları, nevrozları, histerik dünyaları itibariyle hesse'nin metinlerini çağrıştırdı bana epey. ya da almanların sürekli bir şeylere canı sıkılıyor, bilemedim şimdi. bazı sahnelerde prodüksiyonsuzluk nedeniyle izleyicinin gözünü kanatan mizansenler ortaya çıksa da hiçbirini umursamıyorsunuz, çünkü filmin gerçekten akıcı bir senaryosu ve dolu dolu yazılmış diyalogları var. filmde hem daha çok arthouse filmlerde görmeye alıştığımız tarzda bir hassasiyet ve incelik, hem de anaakım sinemaya mensup filmlerdeki gibi bir akıcılık ve konu bütünlüğü mevcut.

    henüz film hakkında burada yazılanlar dışında bir şey okumadım ama sanıyorum maria braun karakteri ve eşi hermann'la olan ilişkisi üzerinden savaş sonrası almanyasının politik atmosferiyle ilgili bir sembolizasyon ve milliyetçi bir alt metin de sözkonusu. yönetmenin politik duruşunu da pek fazla bilmediğim için filmi bu veri üzerinden değerlendiremiyorum ama en azından savaştan mağlup çıkmış almanyanın işgal altındaki bir devlet olmaktan ulusal bağımsızlığını kazanmaya giden süreçte insanlarda oluşan hırçın bir milliyetçiliği,daha doğrusu vatanseverliği yansıtan bir damar var sanıyorum filmde. karakterlerin davranış biçimleri ve klasik dönem romanları gibi iki boyutlu tasarlanan, niyeti ve işaret ettiği yerler çok belli olan olay örgüsü açıkça bunu gösteriyor çünkü.

    bu film daha önce ali: angst essen seele auf filmini izlediğim ve pek ısınamadığım fassbinder'in sinema tarihinde kendisine nasıl bunca saygın bir konum bulduğunu anlamlandırmamı sağladı diyebilirim. şahsen kokain reyizi bundan sonra daha yakın takibe alacağım, zira kendisinde ender rastlanacak düzeyde kuvvetli bir anlatım tarzı, özgün bir duruşu, kısacası dört dörtlük bir auteur yeteneği varmış hakikaten de. her neyse ya, saat 2 olmuş ben burada hala arthouse sinema kovalıyorum. yarın mesai var mesai! sanki maaşımı fassbender verecek. hiç valla. izleyin filmi güzel film. hadi ben kaçtım.