şükela:  tümü | bugün
  • erich fromm isimli beyneldübel sevgi adamının, "arkalar anlayışlı olalım, sanat dediğin sevgiyle war, canlı canlı diri diri olalım ki, hep sevilelim" gibi öğütler werdiği, her çeşit genç kızın; romantik, disiplinsever ve dinci erkeklerin başucu kitabı.
  • erich fromm'un seviniz, guzellesiniz dedigi kitabi.
  • erich fromm usta bu kitabında, zamanında üzerinde çok düşündüğüm "bir kişiyi ihtiyacımız olduğu için mi severiz, yoksa sevdiğimiz için mi ona ihtiyaç duyarız" problemini irdelemiş ve beni huzura erdirmiştir. sevginin çok çeşitli hallerinden bahseden enteresan kitaptır. neden çok okunanlardan biri olmamıştır bilinmez.
  • fromm'un sevme sanati (art of loving) adli önemli eseri, ne leo buscaglia'nin dümdüz sevgi reçetelerine benzer ne de sev kardesim elin ver bana tarzinda içi bos polyannacilik hikayelerine.

    öncelikle bu kitapta -her ne kadar adinda bas bas bagirsa da- anlasilmayan ya da bilemiyorum anlasilmak istenmeyen bir yön var: fromm sunu açikça der ki sevebilmek sanattir, sevme edimi de ayni sanatta yetkinlige ulasmada oldugu gibi ögrenilmeyi, üzerinde uzun uzun çalisilmayi, pratik yapmayi gerektirir. ona göre sevgi dogru kisi ile karsilasilmasi sayesinde ortaya çikmaz. sevmeyi bilmeyen bir kisi asla sevemez. yani sorun nesne degil, yetenek sorunudur. ama elbette hayalinin askini arayan romantiklerin çokluguna bir de kisisel kar mekanizmalarinin acimasiz bencilligi, ask pazarlari eklenince sevgiyi ve sevme eylemini nesneye yönlendirmek günümüzde çok siklikla karsilasilan bir tutum olmustur.

    sevmeyi bir eylem olarak tanimlamak, onun bir seyin "içinde olmayi" belirttiginin, "kapilmayi" kastetmediginin açikça altini çizer. içinde olmanin sarti da almak degil öncelikle vermeye dayanir. ve bu veris, sevginin üretken yönünü, yani emege dayali yönünü vurgular. peki sevgi ne üretir? elbette gene sevgi. fromm'a göre, seven kisi sevdigine ilgi gösterir, ondan kendini sorumlu hisseder, ona saygi duyar ve onu tanir, hakkinda bilgi sahibidir. ilgi ve sorumluluk burada etken bir varolusçu edime isaret eder. bu "ilgi" ve "sorumluluk" çiçekleri sulamak gibidir. ama "saygi"yi içermeyen bir sorumluluk da son tahlilde kendine baglamaya dönüsecektir. döndüncü ve son bilesen olan "bilgi" ise hepsinden ayri bir öneme sahiptir. bilmeden saymak ve sevmek kör eylemlerdir. yoldan geçerken görüp hoslandiginiz birini "seviyorum" demek bu baglamda tutarsiz bir söylemdir. fromm'un önemle altini çizdigi bir diger husus, dünyayi ve yasami anlama ve ögrenme dürtüsünün sevgiyle olan ilintisidir. fromm'un verdigi örnege benzer bir örnek verirsem, bir çocuk ilk kez gördügü ve tanimadigi bir kaplumbagadan, muhtemelen önce korkar; ama merakini gidermek için onu bir sopayla dürter, olmadi ters çevirir, eziyet eder, kendi algi düzeyiyle onu çözdügünden belki de öylece birakip gider. çogu zaman bir televizyonu, oyuncagini kirip içine bakmak istemesi de bu ilkel meraktan kaynaklanir. sir çözülünce egemenlik de kurulmus olunur. çogu zaman cinsel çekiciligine kapilinan kisinin kisisel sirlari çözülünce bir uzaklasma egilimi içine girilmesinin de özünde bu yatmaktadir. ancak bu sevme degildir. çünkü sirri çözmek bilmek demek degildir. dünya'daki tüm bilgilere ulasan bir insan hala kendini bilmiyor olabilir. iste sevmek, bir anlamda karsisindakine ilgi, sorumluluk ve sayginin esliginde etkin bir bilme, ögrenme ve son tahlilde kendini kesfetme edimidir. yararlanma, zorbalik, sömürü ya da baski kurmak degildir. sevilenin kisiligine özen göstermektir, bir olmaktir. bu açidan da emekle bire bir iliski içindedir.

    peki pratige önem atfedenler için madem sevgi bir sanatsa bu nasil ögrenilir? fromm, es kosuldugu kimi sözde sevgi üstatlari gibi hazir reçeteler sunmaz, sunamayacagini da bilir. sevgi, kültürel sartlardan, kisisel egilim ve aliskanliklardan hatta iktisadi kosullardan tecrit edilemeyecegi için böyle bir hazir reçete anlamsiz kalacaktir. "kisi sevmeyi kendi kendine ögrenir". hiç kimse kisiye kendini anlatamaz.

    yeri gelmisken fromm'un cinsel istege dair anlattiklarindan da bahsetmek yerinde olacaktir. asik olmanin yakici deneyimi ile sevgi arasinda çok belirgin bir ayrim vardir ona göre. hizli bir yakinlasmaya eslik eden aradaki tüm barikatlarin yikilmasiyla devam eden süreç -yukarida da bahsettigim gibi- hizli bir sogumayi ve yabancilasmayi beraberinde getirir. cinsel birliktelik ile bu ayriligi yok etmeye çalismak kimi zaman kendi kisisel yasamindan konusarak, çocukça davranarak ya da dis dünyaya genel bir ilgi gösterilerek de tekrarlanir; ama fromm'a göre kisi en nihayetinde sevgiyi yeni birilerinde bir yabancida aramaya baslayacaktir. yeni bir ask ve zafer istegi kabarir, derken yine bir sönüsle sonuçlanir. sevgi bir olmak içindi, kisi cinsel birlesme yoluyla da bir olmanin asilacagini düsünür. ama cinsel istek bir duyguyken, sevgi bir duygu degil, bir tutum, bir yargi, bir sözdür.

    fromm tüm bunlari söylerken kapitalist toplumun kar eksenli ve bireysel çikar temelinden hareket eden yapisini gözardi etmez. zaten, sevgi ile kapitalist bir toplumdaki yasamin bagdasmayacagini kendi de belirtir. ancak, gene de sistemin karmasik ve bireysel karsi çikislara kismen olanak saglayan yapisi nedeniyle bunun pekala mümkün oldugunu savunur. sevme sanati -her ne kadar yasadigimiz çagda karanlikta kalmis da olsa- fromm için en temel gereksinimlerden biridir. daha da önemlisi sevgi, diger sanatlar gibi yalnizca ayricalikli kimi bireylerin gerçeklestirebilecegi bir etkinlik degil aksine sosyal ve katilimci bir varolusla temellendirilmis bir olgudur.
  • erich fromm'un, türkçe'ye sevme sanatı diye çevrilmiş olan kitabının orjinal ismi olsa gerek, sözlük öyle yönlendirdiğine göre bir bildiği olmalı.
  • ingilizce'si the art of loving olan kitabın orjinal ismi.
  • türkçe'ye sevme sanatı olarak çevirilmiş orjinal ismi die kunst des liebens olan erich fromm kitabının ingilizce ismi. kitapta çoğu yerde "kişi" erkek, karşı cins ise "kadın"dır. eşcinselliği sapma olarak almış, "çocuk" derken de erkek çocuklara odaklanmış kitap. bu ayrıntılara saplanıp kalmadan okunabildiği sürece sevginin sahiplenme olmadığını bünyede oturtmak adına bireye çok yardımcı olacağına inandığım kitaptır.

    bireyin kitaptan öğrenebileceklerinin bir kısmı:

    fromm'un önsözde de belirttiği gibi; "kitap sonunda insan kesinlikle sevme'yi öğrenir" diye bir kaide yok. ama insanın sevme kavramına bakış açısını değiştirebilir.

    sevgi nesneden bağımsızdır.

    kendini sevmek narsizm değildir (freud'la çeliştiği nokta), kendini sevmek de diğerlerini sevmenin bir parçasıdır.

    ataerkil toplumlar baba sevgisiyle anaerkil toplumlar anne sevgisiyle ilişkilendirilebilir. (baba sevgisini kazanmak için çocuk kardeşleriyle rekabet eder, anne sevgisi ise koşulsuz sevgidir, çocuk kardeşleriyle her zaman eşit derecede sevilir.)

    vermek almaktan üstün olduğu sürece sevgi gerçekleşir.
  • "sevme sanatı" şu alıntı ile başlar;

    "hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez
    hiçbir şey yapamayan, hiçbir şey anlamaz
    hiçbir şey anlamayan, değersizdir.
    oysa anlayan kişi aynı zamanda sever, farkına varır, görür...
    bir şeyin aslında, ne kadar bilgi varsa daha fazla sevgi vardır...
    tüm yemişlerin böğürtlenlerle aynı zamanda olgunlaştığını düşünen kişi, üzümlere ilişkin bir şey bilmiyor demektir."

    -paracelsus

    baştan sona "sevme"den bahseden, fromm'un pek çok kitabında ele aldığı konulardan sevgiye dair olanları toparladığı, yeni düşüncelerle destekleyerek farklı açılımlar getirdiği bir kitaptır. örneğin yazar şöyle demiş;

    "sevmenin etken özü, sevginin her türü için geçerli olan belli temel unsurlarla da ortaya çıkar. bunlar, ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgidir.

    sevginin içerdiği ilgi, en açık biçimiyle annenin çocuğa gösterdiği sevgide görülebilir. eğer bir annenin, çocuğuna az ilgi gösterdiğini, onu beslemeyi, yıkamayı, rahat ettirmeyi savsakladığını görürsek, sevgisinin içtenliğine göstereceği tüm kanıtlar bizi doyurmaz. bizi, çocuğuna ilgi gösterirken gördüğümüz annenin sevgisi etkileyebilir. çiçeklere ya da hayvanlara duyulan sevgi için de durum farklı değildir. bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının, çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek "sevgisi"ne inanmayız.

    sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken ilgidir. bu etken ilginin bulunmadığı yerde sevgi de yoktur.

    kişi, uğruna emek harcadığı şeyleri sever ve kişi sevdiği şeyler için emek harcar."
  • sevgi ve aşk hakkında yazılmış en sağlam kitaplardan biri. erich fromm'unda en çok tanınan kitabı yanılmıyorsam. sevgi konusuna teorik olarak bir bakıp, aile ve anne kavramına değinir. daha sonra sevgiyi değişik nesnelere ayırıp anne sevgisi, kardeş sevgisi, ilahi sevgi, cinsel sevgi ve romantik sevgi kavramları altında inceler. modern toplumlarda sevginin neden ve nasıl yozlaştığını açıklayıp kısaca pratikte nasıl uygulanması konusuna dokunur. yalnız kitabın ismi sevme eylemi ve sevgi hakkında hazır ve pratik bilgiler edineceğini zannedenleri yanıltmaktadır. aslında insanların neden sevemediği ve sevgi ile aşk konularında neden başarısız oldukları hakkında daha doyurucu bilgiler vermektedir (önsözünde yazdığı gibi "...bu kitap, belli bir olgunluk düzeyine erişmeden kişinin sevgiye ulaşamayacağını amaçlamaktadır").

    geleneksel toplumlarda varolan baskıcı kurallar ve normlar içersinde zaten tarih boyunca deneyimlenemeyen aşk, edebiyat ve sanattan da kazandığı fonksiyonla, kendini kültürümüzde ulaşılması güç, mitolojik bir kavram olarak canlandırmıştır (leyla ile mecnun, romeo ve juliet, beyaz atlı prens, ölümsüz aşk kavramları, aşk filmleri, şarkıları vs). oysa ki aşk insanın kendi benliğini anlayıp, cinsel ve bireysel kimliğini keşfettiği ve belli bir olgunluk düzeyine eriştiği anda yaşayabileceği bir kavramdır. modern toplumun geçirdiği değişim ve insanların kazandığı özgürlükler bir anlamda insana bu olgunluğu sağlayan kapıları aralasa da modern insan aşk konusunda her zaman çuvallamaktadır. burda "neden peki?" deyip fromm'u dinliyoruz bizde.

    orijinali 1957 yılında basılmış olmasına rağmen şu an için hala geçerli sayılabilecek çıkarımlar yapmıştır fromm. aşk kavramını sosyal, psikolojik ve ekonomik açılardan ele alarak aşkın günümüz toplumunda nasıl bir meta haline dönüştüğünü, modern bireyin sevgi sorununu bir yetenek sorunu değil bir nesne sorunu olarak gördüğünü açıklar; insanlar sevme yetileri olduğuna ama sevebilecek objeyi/kişiyi bulamadıklarına inanmaktadırlar. halbuki modern insan sevme yetisinden yoksundur. kitabın ilerleyen sayfalarında, "olgun aşk" ve "olgunlaşmamış aşk" kavramından bahsederek insanların sevme yetilerindeki bu eksiklikleri vurgular fromm, "sevgiden doğan ihtiyaç" ile "ihtiyaçtan doğan sevgi" arasındaki farka dikkat çeker. "sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum" (olgun aşk) ile, "seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var" (olgunlaşmamış aşk) arasında ferhat'ın deldiği dağlar kadar fark vardır.

    "...sevmek bir eylemdir, edilgen bir duygu değil. bir şeyin içinde olmaktır bir şeye kapılmak değil. en genel biçimiyle sevginin etken yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir."

    bu noktada fromm insanın aşk konusundaki problemini tam can evinden vurmuştur:

    modern insan kendiyle yabancılaşmış, dolayısıyla duygularını etken hissetme yetisinden de uzaklaşmıştır. "zamana ve hayata" kapılıp giderken aslında çıkış yolunu arayan çocuklar gibidir modern insan. sevgiyi ve aşkı aramaktadır ama gerçekte sevebilme yeteneğinden mahrumdur, çocuklar gibi sadece verileni almaya hazırdır. o yüzden hissettiği sevgi tek taraflıdır, olgunlaşmamıştır. tek taraflı sevgi ise bir an yaşanılıp sönen saman alevi gibidir, geçicidir. içinizi ısıtan, ayaklarınızı yerden kesen bir haz yaşarsınız ama bu aşk'ı aşk yapan dinamik bir duygu yoğunluğu değildir. insanların büyük çoğunluğu da bu noktada yanılmaktadır zaten (benim yorumuma göre işin kötü tarafı, insanlar bu duygunun neden geçici olarak yaşandığı gerçeğini de kavrayamamaktadır, çünkü kendisi ile yabancılaşmış birey kendi duygularını objektif olarak değerlendirmekten bile uzaktır).

    uygarlığımızın ve modern toplumun kurulu olduğu, karşılıklı kar ve çıkar alışverişine dayalı düzen içersinde çağdaş insanın mutluluğu, "sahip olma" olgusuna dayalı bir nesneye dönmüştür. mağaza vitrinlerine bakmaktan hoşlanan, satın aldığı ve sahip olduğu mallardan haz alan bireyler, kadın veya erkek, insanlara da aynı gözle bakmaya başlamışlardır. bu anlamda aşk yaşanılacak bir eylem olmaktan çıkmış, sevgili kavramı kişilik pazarlarında aranan ve gerekli niteliklere sahip bir nesneye dönmüştür. ne zaman ki kişi bu nesne'yi bulur o zaman bir sevgi değiş tokuşu içine girer. ama bu değiş tokuş aşkın dayanması gereken dinamik varoluşdan yoksundur. bu noktada bir "ilişki", toplumsal kurallar beklentiler ve kaygılar çerçevesinde belirlenen "iş anlaşması" mantığı içerisinde partnerlerin birbirleriyle yapay bir uyum gösterdikleri beraberlik haline döner. biraz olsun kendi özgürlüğünü kazanmış bireyler ise, bıçak kemiğe dayandığında, bir zamanlar yaşadıkları aşk'ı kurban etmekten çekinmemektedirler. insanların kazandığı bireysellik ve özgürlük geleneksel toplum kurallarını kırıp kendi duygu ve hislerini daha dürüst yaşamalarını -ya da yaşadıklarını sanmalarını- sağlasa da, aşk konusunda devamlı hata yapıp başarısız olmalarını engellememiştir.

    dolayısıyla ya ilişkilerini kısa süreli yaşayan ya da finansal-ekonomik bağımlılık, sosyal-biyolojik zorunluluk veya çocuk sahibi olmak gibi nedenler yüzünden aşkın olmadığı bir ortamda gitgide birbirlerine yabancılaşarak bir beraberlik sürdüren partnerler, sağlıksız bir toplum düzeninin de temelini oluştururlar. aşkın ve sevginin gerçek anlamda yaşanamadığı bir aile ve toplumda yetişen bireylerin aşk konusunda devamlı çuvallaması da garip olmasa gerek.

    insanın nasıl sevip, aşkı yaşayabileceği konusunda ise kesin bir pratik çözüm üretmez fromm (çünkü böyle bir çözüm yoktur bence). insanın kendisiyle yabancılaşma sorununu çözüp, sevmenin aktif bir eylem olduğunu gerçek anlamıyla kavraması, aşkın bir sanat gibi deneyimlenip, disiplinli bir şekilde emek gösterilmesi ve pratik edilmesi gerektiği sonucunu çıkarır, ama bunun nasıl yapılması gerektiğini göster(e)mez. zaten herkese uygun bir formül koymak imkansız ve saçmadır, insan ilk önce kendini anlamalı, aşk bir sanatsa herkes kendi sanatını yapmalıdır. ama sanat gerçekten disiplin, azim, yoğun bir emek ve enerji isteyen bir uğraştır. işin ironik tarafı ise, hayatlarındaki her şeye sonsuz bir enerji ayırıp harcayan insanların, aşk söz konusu olduğunda bu enerjiyi göstermemeleridir.

    daha bir sürü şey de söyler fromm. bir elinizde bu küçük kitap, bir elinizde de taocu sevişme sanatı olsun bence. aşk laf kalabalığı değil eylem işidir.
  • herşeyi olduğu gibi sevmeyi de ancak "yazı"dan öğrenebilecekler için başarılı sayılabilecek bir kitap. insan olansın, algın, duygun muhakeme gücün yok mu da vakit kaybısın?