şükela:  tümü | bugün
  • semptomları konsantrasyon eksikliği, huysuzluk, yerinde duramama vesaire olan, sanılanın aksine normal veya normale yakın iqye sahip çocuklarda görülen hastalık.

    beyinle ilgili fiziksel bir sorundan kaynaklanır, sadece ilaçla tedavi edilebilir. yaş ilerledikçe yoğun hareketlilik durumu azalır, dikkat eksikliği baki kalır.

    (bkz: hiperaktivite) (bkz: hiperaktif)
  • (bkz: bart simpson)
  • ilk farkedildigi zamanlar cocugun anaokulu ve/veya ilkokul ilk yillardir.. ailenin en buyuk yanilgilarindan biri, bunun gecici oldugunun dusunulmesi ya da halk arasinda yaygin oldugu sekilde haylazlik olarak tanimlanmasidir.
    onemli gostergelerinden birisi, cocugun ayni konuda farkli zamanlarda farkli tepkiler vermesidir. mesela okuma/yazma ogrenimine baslayan bir cocuk, bildigi bir cumleyi bazen eksiksiz yazabilmekte ama bazen de anlasilmaz sekilde bilememektedir.
    psikolog'a degil de psikiyatr'a gidilmelidir bu konuda acilen..
  • tıptaki gerçek adı dikkat eksikliği ve hiperaktivite'dir(dehb).
  • (bkz: timmy)
  • ilac firmalarinin ceperlerini genisletmek uzere kullandiklari yeni arac olarak ortaya cikan rahatsizlik turu. etik tanimadan her noktadan ziplayan kapitalizmin yan etkilerinin cocuklari hedef almasinin kabullenilir oldugu bir cagda yasiyoruz; konu ile ilgili üstün öngel (*) adli sahis tarafindan yazilmis soyle bir makale de bulunmaktadir.

    ---

    çocuklar üzerinde oynanan tehlikeli bir oyun

    milli eğitim bakanlığı, psikiyatristlerin yürüteceği bir projeyi başlatmak üzere. hiperaktivite ve dikkat eksikliği (hade) denen yaratılmış bir hastalıkla ilgili bu proje kapsamında, okullarda öğretmenler aracılığıyla çocuklar ayıklanacak, fişlenecek, hastaneye sevk edilecek ve ilaca mahkum edilecek.

    son yılların popüler çocuk sorunu haline geldi hiperaktivite ve dikkat eksikliği (hade) dedikleri şey. psikiyatristler ısrarla, bu sorunun bir “hastalık” olduğu bilgisini yayıyorlar. yanlış, yaygınlaştığında doğruya dönüşüyor sanki. yanlış demek bile hafif kalır burada. düpedüz yalan bu.

    ilaç firmalarının ve psikiyatristlerin “nemalandığı” bir yalan. hade denen şeyin “hastalık” olduğuna dair elde tek bir kanıt yok. kulaktan kulağa nasıl hurafeler yayılır ve bir süre sonra yalanı ilk söyleyen bile buna inanmaya başlar, hade’yle ilgili söylenenler de böyle. bunun bir hastalık olmadığı bir yana, hade adlandırmasının bile karşımızdaki sorunu doğru tanımlıyor olmadığını biliyoruz; “hiperaktivite” de “dikkat eksikliği” de son derece yanıltıcı; bunların yerine “özdenetimsizlik” ve “motivasyon eksikliği” çok daha doğru adlandırmalar.

    çağımızda modern şehirlerde yaşam koşullarının hızlı değişimi ve zorlaşması, aile yapısının da eğitim ortamlarının da değişimini zorunlu kılıyor. ancak aile olsun, eğitim ortamları olsun bu hızlı değişime ayak uyduracak değişimi gerçekleştirebilmiş değil. parçalanmış aileler, eşler arasında ağır çatışmaların yaşandığı evlilikler, iki ebeveynin de yorucu işlerde çalışması istisna olmaktan çıkmış durumda. çocuklar için hiç de elverişli ortamlar değil bunlar. ebeveynin olmadığı veya yetersiz olduğu yerde, eğitimsiz bakıcılar ve yetersiz büyükanneler/büyükbabalar devreye giriyor ve çocuklar çok daha büyük yanlışlara maruz kalıyorlar. eğitim ortamları ise, günümüz çocuklarına hitap eden ortamlar değil. eğitimciler, çocuğun evden getirdiği sorunları daha arttırmak için çalışıyorlar sanki, azaltmak için değil.

    ebeveynlerin olsun eğitimcilerin olsun, çocuk gelişimi ve psikolojisiyle ilgili bilgileri, piyasaya hakim olmuş uyduruk “kişisel gelişim kitaplarından” edinilmiş bilgilerle sınırlı. psikoloji camiası deseniz, derin uykuda. psikiyatristlerin ağzının içine bakıyorlar. bu bilim dışı iddiaları ve uygulamaları ya seyrediyorlar, ya da daha kötüsü aynen benimsiyorlar.

    böyle bir ortamda, ebeveynler de ister istemez psikiyatristlerin “hastalık” safsatasına mahkum bırakılmış oluyor. ondan sonra gelsin ilaç. ebeveynlerin de öğretmenlerin de çoğu zaman işine geliyor bu sorunu “hastalık” olarak görmek ve ilaç vermek. çünkü, böyle görüldüğünde ne aile ortamının değişmesi ve ebeveynlerin sorumluluk üstlenmesi gerekiyor, ne de eğitim ortamının değişmesi ve öğretmenlerin sorumluluk üstlenmesi. çocuk ilaç sayesinde “uysallaştığı” için, yetişkinler rahata eriyor. peki ya çocuklar? onlara ne oluyor?

    hade ile etiketlenen ve ilaç alan çocukların uzun vadede kokain başta olmak üzere madde bağmlılığı riskinin çok yüksek olduğunu biliyoruz. ilaç almayan çocuklara kıyasla iki misli oranda madde bağımlısı oluyorlar. ama uzun vadede bakmak gerekiyor, bu madde bağımlılığının oluşumunu izlemek için; psikiyatristlerin yaptığı gibi 10-15 çocuğu kısa vadede izleyip bağımlılık oluşmuyor demenin hiçbir bilimsel geçerliliği olamaz. bağımlılıkla ilgili uzun vadede oluşan riski araştıran bugüne kadar tek bir araştırma var. o da nadine lambert adlı berkeley profesörü bir bayan psikoloğun 1998 yılında yaptığı, kapsamlı, bağımsız ve güvenilirliği yüksek araştırma. dört yüz çocuğun 20 yıl izlenmesi sonucu, ilaç kullananların iki misli oranda madde bağımlısı olduğu çok net görülüyor bu araştırmada.

    ama ilaç ve psikiyatri lobisi bu araştırmayı yok saymak ve kendi araştırmalarını öne çıkarmak için elinden geleni yapıyor. tesadüf bu ya, 7 aralık 2003’te observer’da çıkan bir haber-yazıdan öğreniyoruz ki, ilaçlarla ilgili “bilim dergilerinde” yayımlanan makalelerin yarıya yakını, üzerinde ismi yazılı profesörler tarafından değil, ilaç firmaları adına çalışan “hayalet yazarlar” tarafından yazılıyor. yani, ilaç firması makaleyi kendi elemanına yazdırıyor, sonra bir profesörü arıyor ve “işleriniz çok yoğundur sizin, biz sizin adınıza bir makale hazırladık, tek yapmanız gereken makaley isminizi vermeniz” diyor; profesör de, kimi zaman makaleyi hiç okumadan bile, tamam diyor. yine tesadüf bu ya, bu kez 10 aralık 2003’te guardian’da çıkan bir haber-yazıdan da öğreniyoruz ki, çocuklara kullanımıyla ilgili onay almamış olmalarına rağmen “güvenilir” olduğu “inancıyla” yaygın bir şekilde çocuklara verilen “antidepresanlar”, ciddi riskler taşıdığı için (intihar riskini artırıyor) yasaklanıyor. yani bu haberlerle ne “ahlâksız” bir endüstriyle ve bir bilim grubuyla karşı karşıyayız, anlıyoruz.

    ilaçların, hade’yle ilgili konuştuğumuzda türkiye’deki tek ilaç olan ritalin’in, bağımlılık riskinden başka birçok sakıncası da var. büyüme hormonunu baskılaması, iştahsızlık, baş ve karın ağrısı, ağır tikler, ciddi huzursuzluğa yol açması, depresyona sebep olması, sayılabilecek en ciddi sakıncaları. en önemlisi de kalpte büyümeye yol açabiliyor ve ölümcül olabiliyor. ritalinin ölüme yol açtığıyla ilgili biri otopsi raporuyla kesin ispatlanmış, diğeri kesinlik taşıyacak düzeyde ispatlanamamış iki vaka var. biri 11 yaşında ölen stephanie hall adında bir kız, diğeri 14 yaşında ölen matthew smith adında bir erkek çocuk. stephanie’nin ölümü doğrudan ritalin’le ilişkilendirilemedi, ama biliyoruz ki stephanie yıllardır bu ilacı kullanıyordu. matthew’ün otopsi raporu ise çok kesin bir dille, ritalin’in damarlarda hasara yol açmasına bağlı olarak ölümün gerçekleştiğini belirtiyor. bir de bir yetişkinin kalbi 350 gr. civarında iken, matthew’ün kalbi 420 gr. olarak ölçülüyor.

    ilacın tüm bu olumsuz etkileri bir yana, verdiğimiz çok yararlı bir ilaç olsa bile, sorulması gereken soru şudur: eğer ben bu sorunu ilaçsız çözebiliyorsam, neden ilaç kullanayım?

    ilaç, “hastalıkları” tedavi etmek için kullanılır. hade denen şeyin “hastalık” olduğunu, eğer hastalıksa fizyolojik kaynaklarını/boyutlarını gösterebilen de olmadı bugüne kadar.

    meb projesi

    milli eğitim bakanlığı, özel eğitim rehberlik ve danışma hizmetleri genel müdürlüğü, hade’yle ilgili psikiyatristlerle birlikte bir proje başlatmak üzere. proje ilk etapta 14 ilde uygulanacak, sonra da tüm türkiye’yi kapsayacak. amaç, okullarda öğretmenleri ve rehberlik uzmanlarını “eğitmek” ve bu kişiler aracılığıyla da hade denen sorunu yaşayan çocukları tespit edip, psikiyatri servislerine yönlendirmek.

    ilk bakışta, ne güzel, çocuklar yardım alacaklar diye düşünebiliriz. kazın ayağı öyle değil maalesef. şu an öğretmenler zaten böyle bir proje ortada yokken bile çocukları etiketlemeye ve ilaca yönlendirmeye hazırlar. bu çocuklarla nasıl baş edebileceklerini bilmiyorlar çünkü. “eğitimci” değil, sadece “öğreticiler”. ne öğretmenler biliyorum, çocuklara tüm sosyal aktiviteleri, sporu, tiyatroyu, müziği yasaklıyorlar, işleri güçleri çocuklara bilgi yüklemek ve sınavlarda yarışacak çocuklar hazırlamak. bu sorunlu çocuklar onlar için “çıban başı”. psikiyatri ve ilaç, o nedenle pek bir işlerine geliyor. bu proje, çok hoşlarına gidecek, çok. zaten yapıyor olduklarını şimdi meşrulaştırmış olacaklar.

    amerika’da yakın zamanda dört eyalette yeni bir yasa yürürlüğe girdi. artık okul idarecileri ve öğretmenler hiçbir veliyi, çocuklarını psikiyatriste götürmeleri ve çocuklarına ilaç vermeleri konusunda zorlayamayacak. ya ilaç verirsin, ya da çocuğunu okuldan al, diyemeyecek. yıllardır diyorlardı bunu, artık diyemeyecekler (amerika’da yaklaşık 6 milyon çocuğun bu ilaçlardan kullanıyor olduğunu hatırlayalım; çılgınlık, böyle bir şey olsa gerek ve bu hade bir hastalıksa eğer, olsa olsa bir amerikan hastalığı zira, örneğin japonya’da neredeyse hiç rastlanmıyor bu sözde hastalığa). eyaletlerde kabul edilen bu yasa, şimdilerde amerikan ulusal senatosunda da yasalaşmak üzere. sivil örgütler bunun için mücadele veriyor.

    türkiye’de ise böyle bir projeyle büyük bir yanlışa yöneliyoruz. ilerlemeden durdurulması gereken bir proje bu. uygulama yaygınlaştığında, geriye dönüşü çok zor olacaktır. ilaç kullanımıyla ilgili de böyle. amerika’da 6 milyon çocuk bu ilacı kullanırken ve japonya’da neredeyse hiçbir çocuk ilaç kullanmazken, türkiye’de geçen yılın tahmini rakamlarıyla 8-10 bin çocuk ilaç kullanmış durumda. hâlâ bir şansımız var türkiye’de. yaygınlaşmadan önüne geçebiliriz. bu proje uygulanacak olursa, birkaç yıla kalmaz, ilaç kullanımı ikiye üçe katlanır.

    hastalık pazarlanıyor

    ilaç firmalarının son yıllarda geliştirdikleri bir taktik var. ilacı değil, “hastalığı” pazarlıyorlar. çünkü biliyorlar ki, bir kez hastalık fikri yaygınlaştı mı, ilaç kullanımı doğal olarak bunu takip edecektir. ilaç endüstrisi, dünyanın ikinci büyük endüstrisi. psikiyatrik ilaçlar ise en kazançlı olanlar. yetişkinlerden sonra, şimdi de sıra çocuklara geldi. öyle kısa süreli kullanılan ilaçlar da değil bunlar. en az altı ay sürüyor. rant çok yüksek yani.

    şimdi de hade hastalığı pazarlanıyor. psikiyatristler öncü kuvveti olarak işlev görüyor. ilaç, zorunlu olmadıkça kullanılmayacak diyorlar. ama işler öyle yürümüyor. psikiyatri kliniğine giren kolay kolay ilaçsız çıkamıyor. bir kez “hastalık” fikri insanların zihnine yerleşti mi, ilaç bunu takip edecek nasıl olsa.

    milli eğitim bakanlığı ve ilgili birimleri neden böyle bir projeye soyunur, anlamak mümkün değil. projeyle ilgili iyimser tahminim, milli eğitim bakanlığı’nın ilgili birimlerinin başındakiler, ne olup bittiğinin pek farkında değiller. nasıl bir oyuna alet olduklarını henüz bilmiyorlar. çok çarpıcı bir başka bilgi var elimde. adana ölçeğinde 6-14 yaş arasında 37 bin çocuğun özel eğitim alması gerekiyor. görme, işitme, konuşma engeli, zihinsel engeli vb. çeşitli engelleri olan 37 bin çocuğun sadece 4 bini eğitim alabiliyor. yani bu çocukların yaklaşık %90’ı eğitim alamıyor. bunlar “somut” sorunlar, öyle hade gibi ne olduğu bile çok tartışmalı olan bir sorun değil. hal böyleyken, yani çok somut sorunları için özel eğitime muhtaç çocuklara eğitim verilemiyorken, “yaratılmış” bir hastalık için böyle bir projenin başlatılıyor olmasını gerçekten anlamak mümkün değil.

    işte o noktada, kötümser bir tahminde bulunuyorum ister istemez; projenin varacağı yerin farkındalar ve ilgili birimlerde yer alan bu kişiler bir şekilde “nemalanıyorlar”. dilerim ki iyimser tahminim doğru çıkar.

    (*) sosyal psikolog, ç.ü. eğitim fakültesi, balcalı, adana, 01330
  • yankı yazgan'ın uzmanlık alanı. gerçekten çok pahalı bir hastalık. eskiden sadece yaramaz veya afacan denilen bir yığın çocuk, şimdi bu hastalıktan muzdarip ve eğitimlerini genelde enka okulları'nda sürdürmeyi tercih ediyor ebeveynler. bu açıdan bakılırsa, zengin hastalığı. fakirlerin çocukları hala mahalle aralarında yaramazlık yapıyor...
  • benim olayim
  • turkcesi dikkat eksikligi ve hiperaktivite bozuklugu (dehb) olan hastalik...
    dikkat suresinin kisa olmasi, sozel ve eylemsel durtusellik, asiri hareketlilik ile karakterize olan yapisal-gelisimsel bir bozukluktur. erişkinde, bu hastalik çok sık gorulen ve bir cok eriskinin yasaminda son derece onem tutan, hastalarin onemli bir cogunlugunda basari ile tedavi edilebilen bir klinik durumdur. erişkin dehb’nin tani ve tedavisi ile ilgili yayinlarin birinde, hastalik tanimlanirken “minimal beyin disfonksiyonu” adi kullanilmistir ve eriskinlik doneminde de onemli olabilecegine dikkat cekilmistir. hastalarin % 80-90’inda ilac, davranis ve ozel egitim gibi yaklasimlarin birlikte kulanilmasi ile bir kac hafta gibi kisa bir sure sonra olumlu sonuclar alinabilmesi, bu konuya ilgiyi arttirmistir.
    bu tip kişilerin bir de organizasyonları vardır ki adresi: http://www.add.org/