şükela:  tümü | bugün
  • yannis ritsos'un duzyazi seklinde yazdigi siirlerini topladigi kitap.
  • yannis ritsosun şiirlerini değil, kısa öykü tarzını deneyerek oluşturduğu metinlerini bir araya getirmesi sonucu yazdığı, bambaşka güzellikteki romanıdır. herkül millas tarafından türkçeye çevrilmiştir.
  • icinden soyle unutulmaz ve insani kendine asik eden bir metafor cikar:

    ‘akşam, nobetci eczanenin tahta sırasında oturan ve delinmiş ayakkabilarini gizlemek icin ayaklarini siranin altında tutan siyah giysili bir kız gibi cekingen ve sessiz’.
  • "elleri yüzlere yeglerim. yuzler, simdiki zamanla sismis,aptal, yabancidirlar, anilariyla hic uzlasamazlar. ama ellerin resmi, hemen hemen dinsel, uzun sureli bir gorguleri var. ve tarafsiz bir ictenlikleri. kaniti: aynaya hic bakmazlar. bakislarini ve duruslarini hic hesaplamazlar."
  • yine kitaptan edinilen bir anlam ürpertisiyle ritsos okumayı sürdürelim:
    "
    fotoğrafçim

    işte. şu fotoğrafçı gene peşimde. ilk önceleri biraz eğlendiriciydi bu durum. hatta bir insanınn beni izlemesi ve her dolaşmamı, her davranışımı yazması gururumu okşuyordu.özellikle böylesine ince, sevimli,dikkatli ve terbiyeli olunca. ama bir süre sonra durum beni sıkmaya başladı. kimsenin görmemesi gereken şeyler yapmam gerekiyordu; o ise pek de uygun bir durumda bulunmadığım bir an ortaya çıkıp şak! diye çekiyor fotoğrafımı. bu, her türlü özgürlüğümü kısıtlıyordu ve en kötüsü her doğal olabilme olanağımı da. adımlarımı, ağız açmamı,her düğmenin açılmasını ölçmeye başladı. ayrıca giderek inceliğini yitiriyordu. beğenisine göre, şu ya da bu duruşu sözüm ona daha güzel diye önermeye yeltenmeye başladı. örneğin uykusuz bir geceden sonra kahvemi içmeye başladığımda ya da bütün gün sğren bir pozdan sonra bitkin uyumak için uzandığımda çıkagelirdi. ariostos derdi. önceleri “bay ariostos” dediği gibi değil.baş biraz daha yana, sağ bacak biraz daha yukarıya..vb. kılı değiştirerek gezen önemli bir kişi saymıştı beni ve her davranışımı ölümsüzletirmeye kararlıydı. benim de suçum var bunda; bu görüşünü pekiştirdim. bazen estis kardinali hipoliti’nin diplomatik sefiri, ludoviko ariosto’dan ve öfkeli orlando epik şiirinden söz eden bir gazete yazısını elimden düşürerek bazen krallık parkındaki tavus kuşlarından yolduğum renkli bir tüyü sözümona dikkatle ceketimin içcebinden çıkararak, ama artık çekilmez oldu. bir kulubesinde betimlenen, bir tanrının kocaman uyuşturucu gözü altındaymışcasına objektifinin altında yaşayamam sürekli.bir şeyler yapıp başımdan deetmeliyim. en olmayacak tavırlar takınmaya,gözlerinin önünde soyunmaya, sövmeye, pot pot üstüne pot kırmaya başlıyorum, bıktıracağımı sanarak.o ise “şak!” işine devam. bugün öyle bir fotoğrafımı çekme olanağı sağladım ki ona hiç söyleyemem size ve bu aptal adam, hiç kuşkum yok fotoğrafın altına şu yazıyı koyacak: “ agraohut kızılderilileri nasıl dua ederler?”. ya eğer bir gün yayımlarsa bunu? bütün gece uyuyamadım: 11,12,1,2. ister misin beni taşlasınlar: 2,5, 3, 3’ü çeyrek geçiyor.kalkıyorum. doğru atölyesine gidiyorum.karanlık. ayakkabılarımı çıkartıyorum. merdiveni çıkıyorum, sessizlik,uyuyor olmalı. atölyeye giriyorum.

    camlı tavanı yeterli ışık sağlıyor. kimse yok. çıt yok. yalnız orta yerde bütünüyle kara bir bezle örtülü duran fotoğraf makinesi, en sonunda işte yerlerde ve masaya serpiştirilmiş fotoğraflarım. elimi uzatıyorum. kocaman şak! sesi. dünya sırtıma çöküyor sanki. kara bezin önünde o duruyormuş ve bense bense bense soyup öldürmeye giden bir hırsız, yere yıkılıyorum. bir el başımı kaldırıyor. bir bardak su içirtiyor, alnımdan öpüyor, ayaklarına sarılıp ağlıyorum. “ sen öisin?” diye fısıldıyorum. “evet, ben” diyor. ellerimi okşuyor. biricik dostumsun diyorum ona. sen de diyor o. küçük koltuğa oturtuoyr beni. işığı yakıyor. fotoğraflarla birlikte bakıyoruz. “hepsi güzel” diyorum, “evet” diyor”, “yakalım mı?” diyorum,” yakalım” diyor. “teşekkür ederim” diyorum ona, susuyoruz. fotoğraflara bakıyoruz.başka başka.başından, büyük soygunun en sonuncusuna dek.”ama güzel bunlar”, diyorum. “gerçekten güzel” diyor, “saklıyalım,ama yayınlamayalım”. “yayınlamayalım”. susuyoruz. duvara sürünerek bir sıçan geçiyor. “güzel ama bunlar” diyorum. “kimse görmesin mi?”, “görmesin”. yogrgunum çok,uykusuzluktan ve bu çabadan sorna. gözlerimi yumuyorum. fotoğrafları topladığını iştiyorum. ve birden çakılan bir kibrit sesini. atılıyorum. “hayır, hayır” diye bağırıyorum. ellerine yapışıyorum. fotoğraf makinasının sehpasına takılıyorum. kara bez sarıyoru beni. karşımda ayna duruyor. görüyorum. uzun cüppeli yakışıklı keşiş , “şimdi” diyorum ona. “öyle”. fotoğrafçım yok olmuş. onun yerini alıyorum. aynanın fotoğrafını çekiyorum. ayna boş. "

    kendim için bir not: bütün bu alıntılar, alınmalar, harfin doğmasının neden olduğu ürperti envanteri değil, zihinde birikmiş küçük bir kod parçasının dışarı atılmasıdır.
  • okuduğum, gelmiş geçmiş en iyi öyküsel kitaptır neredeyse. unutulmaz bir yapıt. bulamayanlara fotokopi yapıp verebilirim dediğimdir.
  • ariostos, palomar'ın halasının oğlu, karanlık thomas'ın yeğenidir..