şükela:  tümü | bugün
  • öğleden sonra kız arkadaşımla birlikte beşiktaş’ta -ismi lazım değil- bir steak restaurant’ına yemeğe gittik. mekanın önüne yanaştım ve aracımın anahtarlarını valeye teslim ettim. tam kolkola mekana gireceğiz ki 30’lu yaşlarda ortalama giyimli ve görünümlü bir kadın, 4-5 yaşlarında küçük bir kız çocuğu ile birlikte önümüze geçti ve para istedi. tanrı versin dedim ve mekana girmek için bir kaç adım daha attığımız esnada “yanlış anlama çakır gözlü oğlum, dilenci değilim tesbih satıyorum. bir ekmek parası ver” diye üsteledi. içimden “ulan belki de vadeli mevduat hesabında seninkinden fazla parası ve gayrimenkulleri var. ne gerek var parası olup milleti söğüşlemeyi kendine meslek etmiş birine para kaptırmaya?” dedim.

    100-200 çıkarıp verirsin bir şey değil de iş arkadaşlarıyla brunch yaparken seni ekürilerine “zengin orospu çocuğunu ne silkeledim ama?” diye anlatmasın sonra dedim. nakitim yok diyerek savuşturmaya çalıştım. dilenci hanımefendi de çocuğum aç kartını oynadı ve madem öyle çocuğumun karnını doyur bir şeyler alıver minvalinde bir şeyler zırvaladı. içimden diyorum amk bu çocuğu ben mi peydahladım? banane? neden elalemin çocuğuna yemek alıyorum? üstelik beşiktaş’ta...

    - bu arada hali hazırda öğrenciler için burs imkanı ve köy okullarına yardım kampanyaları düzenliyoruz. entry’den ibneye bak fakire fukaraya yardım etmemek için kırk takla atıyor ne kötü kalpli, pis, kaka insan diye bir sonuç çıkmasın lütfen. -

    “başkasından iste hatta direkt tanrıdan iste. şüphesiz o fakiri fukarayı gözeten ve işitendir.” diye iyi niyetli bir şekilde dua edip kız arkadaşımla beraber nihayet mekana adım atabildim.

    siparişlerimizi verdik. başlangıç olarak dana füme ve salata gelecekti. telefonlara gömüldük bekliyoruz o da ne? burnumda bildik, aşina olduğum bir koku. kafamı kaldırıp etrafıma bakmamla az önce kapıda dilenen kadını yan masada görmem bir oldu.

    kadın garsona sipariş verirken bir ara gözleriyle bizim masamızı işaret ederek sipariş verdi. aynı garsonu çağırdım ve kulağına eğilip kadının ne dediğini sordum. “siz ne sipariş verirseniz aynından istiyor efendim” dedi. aha dedim dilenci. şimdi seni allahına yolladım.

    menu’yu tekrar alalım dedim. bu arada kız arkadaşım sarışın olmanın verdiği yetkiye dayanarak soruyor ne olmuş karelifular diye. yok bir şey. senin de canın kuzu kafes istemedi mi ya diye bodoslama konuya girdim. bu soru cümlesinden sonra kuzu kafes dışında altı kalem daha yemek söyledim. ilaveten 6 kişilik speciel sipariş ettim. sipariş sonunda da aynıları yan masaya da gitsin ama diye ekledim.

    siparişler geldi. 4 kişilik masada 170 cm boyundaki kızın sadece alından yukarısını görüyorum. ahaha

    olay tamamen el mi yaman bey mi yaman durumuna evrildiği için o an tek gayem dilenciyi bulaşıkhaneye gönderip dilencisiz bir ortamda aracımı valeden teslim almak ve zafer sarhoşu olacağım için yan koltukta yolculuk etmek. (gelsin kamu spotu)

    e tabi baklava ve kaymaklı dondurma olmazsa olmaz. 6 dilim baklava dondurmayla beraber burada, 12 dilim de paket olmak üzere verdik veriştirdik siparişi.

    siparişler geldi. normalde sohbet etmekten yemek yiyemeyen ben masada tek kelime etmedim. hesabı istedim. uzunca bir fişle beraber kutu içerisinde geldi. ödedim ve o sırada kadın da hesap istedi. ne yapacak merak ediyorum. kız arkadaşımı rujunu yenilemesi gerektiğini söyleyerek pazara gönderdim. öder mi ödeyemez mi diye merakla beklerken hesabı geldi. bir kısmını peşin bir kısmını kartla ödedi ve bir doyma emaresi olara dilini 20’lik dişlerinin oraya atıp zengin kalkışı yaptı. paket tatlılarımızı alıp hızla uzaklaştık.

    not: ofiste gözlerim dolu dolu baklava yedim. yüksek kat manzarasında semaya bakarak...