şükela:  tümü | bugün soru sor
  • istiklal caddesindeki aziz antuan klisesinin siralarina kazinmis olan yazi.
  • hangisinin etkisi daha güçlü diye düşündüren tanım. malum, bir şeyi daha çok bilinen başka bir şeyle tanımlarken, benzetilen yönde biri diğerinden daha güçlü olmak zorunda.
  • (bkz: çay rizedir)
  • birinin ölümüne sebep olduğu insan sayısı diğerininkine oranla kıyaslanamayacak kadar fazladır o yüzden yanlıştır.
  • eksik ve hatalı olduğunu düşündüğüm ifade.
    din afyon değildir ama afyon olarak kullanılabilir.
    (bkz: siyaset)
  • uyuşturucu müptelaları için tersi de geçerli olabilir

    (bkz: afyon dindir)

    coğrafyacılar için iş değişir tabi

    (bkz: afyonkarahisar)
  • (bkz: haşhaşiler)
    (bkz: hasan sabbah)
  • aşağıdaki yazının özeti olan iki kelime..

    din afyondur çünkü uyuşturur ve dahası teslimiyet ister. (dur gitme, konuşuyoruz.)

    dini olan bir ailenin, ibadet eden bir çocuğuyken “din afyondur” dediği için okumayı bıraktığım osho'ya hak veriyorum artık.. dini olan bir insan, düşünme, sorgulama ve empati ihtiyacı duymuyor, inandığı dinin çizdiği “iyi insan” sınırlarına ne kadar yakın ise o kadar doğru olduğunu sanıyor. öyleydim. oysa ki yaşam şartlarımız, aile şeklimiz, kişiliğimiz, eğilimlerimiz farklıyken “iyi insan” tanımımızın aynı olması kabul edilebilir gibi değil.

    yalancılardan darbe yemiş biri için namazını kılan bir yalancı “iyi” tanımına girebilir mi? o insan için, dürüst bir alkolik “kötü” tanımına girebilir mi? tüm insani güdülerimizi kulak ardı edersek cenneti vadeden dinlerin anlattığı mükemmel insan eşkâline gerçekten erişebilir potansiyele sahip miyiz?

    dahası dinde dürüstlüğe değinilmese, dürüst olmayacak mıydık? iyi bir insan olmak için ödül-ceza, günah-sevap, cennet-cehennem sistemine ihtiyaç duyan biri gerçekten iyi midir? sevap olmasa sadaka vermeyecek miyiz, sokak hayvanlarını beslemeyecek miyiz? günah olmasa birbirimizi doğrayacak mıyız?

    dinine bağlı biriyle herhangi bir konu hakkında konuşmak zordur; çünkü büyük bir güruha ait olmanın rehaveti, her şeyin cevabının kutsal kitapta olduğunu düşünmenin üşengeçliği ve uyuşukluğu yüzünden düşünme sorgulama ihtiyacı hissetmez (dim). mesela dini olana vejetaryenliğini anlatamazsın, “dinen et yemenin sakıncası yok ki, çok saçma” der. teslimiyetçidir, "ben bilmem dinim bilir"cidir. evrim, dersin, “allah hepimizi tek tek yarattı der”; bilimsel bir konuda, bilimsel bir yörüngeye yerleşemezler..

    ne yani allah her canlıyı tek tek yaratmadıysa büyüklüğünden sual mi edeceksin? inancın mı sarsılacak? kuranda nörobiyolojiye dair bir şifre yoksa dininden şüphe mi duyacaksın? bu mudur din? bu kadar mı dindarlığın?!

    diyor ki osho; dinler ve din adamları, insanları cennet açgözlülüğü ve cehennem korkaklığı ile dine bağlıyorlar. haklı!

    bunu anladığımda, yunus emre'nin "bırak cennetin istemem/ bana seni gerek seni" ifadesi de bir anda "gerçek" bir hal aldı. “hakikaten ya, dinin cennet ve cehennemle göz boyayarak unutturduğu bir allah vardı, ne oldu ona” dedim.. çiçek, böcek, fizik, kimya, fizyoloji, evrim, müzik, resim, mikrosu, makrosu müthiş anlamlar yüklendi gözümde. hepsi bir araya geldi ve tanrıyı* oluşturdu. tabi arınınca insan sağlıklı düşünüp hissedebiliyor.

    dahası ibadet etmek için sınırlı bir saat ve alana ihtiyacım yokmuş meğer.. ânın, düşüncelerimin ve hislerimin, bedenimin farkında olduğum her an, ibadet ediyor oluyorum zaten (meditasyonun ana fikri).

    bu arınma neticesinde farkına vardığım son şey ise, eskiden ibadet eden bir dinsiz iken, şimdi dini olmayan bir dindarım..

    **aslında din toplumların afyonudur şeklinde daha aktif bir başlık olsa da, dinin siyaseti ve büyük kitlelere etkisinden ziyade tek başına bir insana ne yapabildiği ile ilgiliyim daha çok.