şükela:  tümü | bugün
  • "tepki veremeyen, protesto edemeyen, nefretini tiksintisini dillendiremeyen, kişiliğini koruyamayan bir insan.

    bu ilahi, kutsal iyi niyetli temiz nurlanmış ifadeler içimizdeki öfkenin gerçek karşılığı değildir.
    ...

    hıristiyanı, yahudisi, müslümanı dillerini soyutlamıştır. isa aşkına. allah aşkına. musa aşkına. başlarına bir felaket gelince "siktir git" diyemez, "allah korusun" der."

    nihat genç
    islamcı erol nasıl çıldırdı
  • "kur'an'da kullanılan hiçbir terimi, dini muhtevadan bağımsız alma imkanı yoktur. mesela tamamen iktisadi bir ahlaksızlık olan israf, günahtır ve allah israf edenleri sevmez. benzer bir şekilde hukuka aykırı fiillerin ifadesi curm, ilahi iradeye karşı olumsuz bir tavır alıştır. allah’ın gönderdiği risaleti yalanlamak demek olan tekzib, hakikati yalanlamak olduğu için ahlaka mugayir bir davranıştır.

    kur'an’ın her bir olayı tek tek ve bütün olarak allah’ın kudretiyle izah eden theosentric/allah merkezli dili, descriptive(tanımlayıcı) değil significative(anlam vurgulayıcı) dir. bu dil, fizik alanla ilgili doğru anlaşılmış iken, sosyal alanda böyle olmamıştır. allah’ın yağmuru rahmet olarak yağdırması, yağmurun tabii oluşum sürecini tahlili engellemezken, ekonomik güce allah’ın fazlı/nimeti demesi tamamen vehbi bir düşünülmüş, adeta insanın rolü yok sayılmıştır. bu belki fizik alanın gözleme daha elverişli olmasıyladır, sosyal alanda etken unsurlar çok yönlü ve daha yoğun bir çabayla belirlenebilir, bu çaba olmayınca, mekanizmada açıklanamayan boşluklar gaybi/lahuti unsurlarla doldurulmuştur. {yüzyıllara yayılan insanın rolünü küçümseyiş/kadercilik/cebriye müslümanlara ağır bedellere sebep olmuş..}

    sebe halkına ceza olan arim selini, cevad ali, yazıtlardan hareketle, dönemin siyasi ve sosyal çalkantılarıyla seddin mutad onarımının ihmal edilmesiyle bağlantılı ele almaktadır.
    kur'an sebe’nin sağlı sollu iki bahçesini bir ayet olarak nitelemektedir. bu nimetlerin bizzat varlığı söz konusu uyarının kendisidir. tıpkı kureyş’i ayakta tutan ticari yolculukları allah’ın lütfu kabul edip, bunun için kulluk etmelerinin beklenmesi gibi.

    kur'an’ın, aşkın’ı dışlayan bir tarih tasavvuruna sahip araplara hitab ederken, tarihin içerisinde insanın karşısına allah’ı yerleştirmesi bu bağlamdadır. insanın olumsuz davranışlarının doğurduğu olumsuzluklar, sadece zorunlu bir sonuç değildir artık, aynı zamanda allah’ın bu olumsuz davranışlara verdiği bir cevap, bir karşı tavırdır."

    ömer özsoy, sünnetullah, s.139
  • “dış dünya da olup biten her şeyin meydana gelmesini sağlayan açık ve anlaşılır bir sebep vardır. dahası, sebep başka bir sebebe bağlıdır ve bu sebepler zinciri sonunda her şeyin ilk sebebine ulaşır. ilk sebepten maksat ilâhî meşiet ve ihtiyardır. bu yüzden, peygamberlerin sözlerinde bütün bu aracı sebepler kimi zaman hazfedilir ve fiil doğrudan doğruya allah’ın meydana getirdiği bir iş olarak, “bunu allah yaptı” diye belirtilir…

    olayların meydana gelmesini sağlayan tüm açık ve anlaşılır sebeplerin özsel-doğal, ihtiyarî veya arızî-rastgele olması arasında fark yoktur. ihtiyarî sebepten maksat bir olayın insan iradesine bağlı olarak gerçekleşmesidir. işte bütün bu sebepler peygamberlerin kitaplarında allah’a nispet edilir ve bu nispet “allah yaptı, emretti, dedi, gönderdi” gibi fiillerle belirtilir…

    örnek vermek gerekirse, sıcak havada karın erimesi, rüzgâr estiğinde denizin dalgalanması gibi doğal sebeplerle meydana gelen olaylar kutsal kitapta, “rab buyruk verir, eritir buzları; rüzgârını estirir, sular akmaya başlar” (mezmurlar 147/18) diye ifade edilir. yağmurun yağması, “üzerine yağmur yağmasın diye bulutlara emredeceğim” (işaya 5/6) diye formüle edilir. insanların irade ve tercihiyle gerçekleşen, bir topluluğun diğerine saldırması ve savaşması gibi olaylar ise babil kralı nebukadnezar ve ordusuyla ilgili ifadelerde görüleceği gibi, “rab seçkin kullarına emretti, o’nun yüceliğiyle övünen yiğitleri gazabının gereğini yapmaya çağırdı" (işaya 13/3) diye ifade edilir. hayvanlardaki içgüdüsel saiklerle meydana gelen olaylar da yine “rab balığa emretti ve bunun üzerine balık yunus’u karaya kustu” (yunus 2/10) şeklinde doğrudan allah’a izafe edilir. burada söz konusu olan gerçek, allah’ın balıkta o içgüdüyü meydana getirmesidir. yoksa allah balığı nebi olarak seçip kendisine vahyetmiş değildir.”

    ibn meymûn, delâletü'l-hâirîn, s. 456-458