şükela:  tümü | bugün
  • einstein bir bilim adami olarak üç farklı din anlayışından sözeder:
    (1) primitif din, yani korkuya dayanan din
    (2) ahlaki din
    (3) kozmik dinsel duygular, antropomorfik bir tanrı kavramsallaştırmasının yer almadığı, doğmanın olmadığı bir din anlayışıdır.
  • “hiçbir bilimsel buluş bir boşluk içinde yaratılmamıştır. batıda bilim, gerçekliğin doğasına ilişkin belli felsefi varsayımlar altında ilerlemiştir. siz daha klasik fiziğin temel parametreleri olan m, f, v ve a der demez, eşyanın gerçekliğine belli bir bakış açısıyla yaklaşırsınız. ortada ne bir kütle, ne de bir kuvvet vardır. bunlar newton’un geliştirdiği uzay, madde ve harekete ilişkin soyut kavramlardır. yine modern bilim ‘nasıl’ı açıklamada hünerliyken, ‘neden’ sorusunun yanıtını vermekte güçlük çeker. bir fizikçiye ‘yerçekimi gücü nedir?’ diye sorarsanız size hemen formülüni söyleyecektir, ancak bunun doğasının ne olduğunu sorarsanız bunun fiziğin konusu olmadığını söyleyecektir.” sayyed hussein nasr
  • "islamın ilk yıllarında müslümanlar bilme eyleminin kutsal bir eylem olduğunu dusunduklerinden matematik, tıp, astronomi ve diğer bilimlerle kendi varoluşlarının bir tezahürü gibi ilgileniyor, evrenin sırlarına ve hikmete kavuşabilmek için yanıp tutuşuyorlardı. bu noktada apologetic ve nostaljik davrandığımı düşünmeni istemiyorum, ama gerçekten de dinlerin ve özelde islamın insanlık tarihine büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. huntington’un öngördüğü gibi yalnızca tek işlevi birbiriyle çatışmak olmayıp, uygarlığın gelişmesine ve bilime katkıda da bulunabiliyorlar. bunun en güzel örneği yunan felsefesiyle islam uygarlığının buluşmasındadır, bağdat’dan, isfahan’dan esen rüzgar kendini atina’da ve iskenderiye’de bulmuş ve batının kenidini yenilemesine katkıda bulunmuştur. avrupa engizisyon altında inlerken müslümanlar bir süre sonra avrupada rönesansa yol açacak müthiş estetik bir uygarlığa endülüste imza atıyorlardı. ondokuzuncu yüzyılda yaşamış olan rasyonalıizmin büyükbabası fransız filozof ernst renan’a kulak verirsek, averroes (ibn-rushd)’nun modern bilimin gelişmesine neden olan rasyonalizmin öncüsü olduğunu ileri sürmüştür. bir zamanlar isfahan’da, cordoba’da ekilen işlenen bilim bugün mit'de, caltech’de, londra’daki imperial college’da ya da stokholm’deki karolinska institute’de işleniyor. yani bilimin sadece coğrafya değiştirmesi sözkonusu. peki hristiyan dünyası bu bilimsel atılımları gerçekleştirirken müslümanlar ne yapıyordu diye soracak olursak, aslında 17. yüzyılın yine islam dünyasında tıp açısından çok parlak bir dönem olduğunu söyleyebilirim, peki tarih kitaplarında neden sözedilmiyor diye soracak olursak da e.g. brown ünlü “arabian medicine” kitabına bu dönemi almayıp sadece islam tıbbının ilk dönemlerini aldigini soyleyebilirim. brown batı bilimine olan etkisi nedeniyle yalnızca bu döneme atıfta bulunmuştur. nasir al-din al-tusi, maragha’daki gözlemevinde modern astronominin temellerini 13. yy da atmıştır. abu ali al- hasan ibn al-haytham (alhazen), abu rayham muhammad al-biruni ve abu ali al-hussein ibn sina (avicenna) bu dönemin önde gelen bilimadamlarıydı. “anatomi çalışan herkes yüce tanrının tekliğini ve tüm güçlülüğüne olan inancını artıracaktır” diyordu tıp ve felsefe bilgini ibn rushd (averroes)." samet cummings
  • "şu kısa dinler tarihinde bilimsel bir din anlayışının ilerde bizi beklemediğini kim iddia edebilir? simya ilminin kimya bilimine dönüşmesi epeyce zaman almadı mı? bu elbette tanrının kişiselleştirilmediği ve doğmatik olmayan, sınanmaya, denenmeye açık bir din anlayışı olacak. peki tanrının kişiselleştirilmediği ve doğmanın yer almadığı bir din hala din olabilir mi? pekala olabilir derim. budizm ve sufizmi örnek verebiliriz. belki de binlerce yıllık gelişimin sonucu bilimin kendisi böylesi bir din anlayışına olanak verecektir.
    bu dinin temel ilkeleri belki de şunlar olacak:
    -bilimsel bilme yöntemi vahye dayalı bilme yönteminden üstündür,
    -varolan herşeyin temeli kişileştirilmeyen tanrıdır,
    - bilimadamı tanrıya zihinsel yöntemlerle, mistikler ise yaşantılama ile ulaşmaya çalışır,
    -“perennial felsefe” bilimsel dinin ilk ilke ve kuramlarını elde etmeye yardımcı olacaktır,
    -bilimsel din anlayışı geçmişteki ve şimdiki mistiklerin yaşantılarını bilimsel yöntemlerle sınayacaktır,
    -birden fazla bilimsel din anlayışı olabilir,
    -bilimsel dinin yasa ve kuramları her zaman değişime açık olacak ve geliştirilebilecektir." samet cummings
  • (bkz: contact)
  • aklı başında bir fizik ihtisası yapmış bir bilim adamına yerçekimi neden vardır diye sorarsanız size kendince hipotezlerini açıklayacak, nedeninin araştırılması yönünde sarfedilen çabalardan bahsedecektir, bu soruyu bir din adamına yöneltirseniz bağlı bulunduğu renk ve dinin kitabından bir izahat buluşturacak, mangalda kül bırakmayacaktır. bilim adamının bilmediğini, anlamadığını öğrenmek isteği ile din adamının bildiğine inandığı şeyi öğretmek isteği arasındaki fark da budur. bilim adamı anladıktan sonra bilmek ister, din adamı bildikten sonra anlamaya çalışır.

    bilim adamlarının bir çoğu tanrıyı bulmak, anlayabilmek için bilim ile ilgilenmişlerdir, tanrıyı bulmak yolunda keşfettiği doğruların bildiği tanrı ile çatıştığı yerde tanrının doğrularını bırakabilen kopernik gibi örneklerin kararlılığı sayesinde dogmaların hükmü sarsılmış, tahtı devrilmiştir.

    ortaçağ engizisyonu altında inim inim inleyen avrupanın karşısına çıkan islam dünyası
    içinden çıkan(müslüman olmak zorunda değiller) alimleri bilimin bir din ile eşdüzlemde ilerlemediği sürece evrensel doğrular olabileceğini ispatlamışlardır. bu bağlamda her kültürün bilim adamının ürübnünü dininden, milliiyetindne bağımsız herkes kullanır ve kullanmalıdır. keşfedilenler evrenin gerçekleridir, keşfedenin ya da ırkının değil.

    ileride olmasını geçtim şimdiden bilim ile din(mevcut dinler değil elbette) bir noktada birleşebilir, ama bunun sınırı ve ölçütü de yine bilim üzerinden belirlenecektir. velikovski gibi şarlatanların billim din füzyonları uzun ömürlü olmayacak, tanrının kişiselleştirip, buyurucu ve yasa koyucu olmadığı bir belirsizlik vicdani hürriyetler içerisinde kabul görecektir.

    din ile bilimin evliliğine kurgu da olsa bir örnek contact isimli romanın sonunda varılmıştır. böyle bir evliliğe mistisizme aklı başında kimsenin olmaz, olamaz çekebileceğini sanmıyorum.
  • kuran'in ilk emrinin "oku" oldugunu gözönünde bulundurdugumuzda ayrilmasi olanaksiz bir ikili olduklarini gorebiliriz."oku", temelde, yalnizca "kuran'i oku" anlamina degil, çok daha derin ve boyutlu olarak "oku,ogren ,ogrendigin ve yasadigin herseyi sorgula (hatta kuran'i bile) " anlamina gelir.
  • ikiside aynıdır, görünüşleri farklıdır.
  • birbirinden ayrı düşünülemeyecek iki kavram.

    batı zannetmiştir ki, akıl her şeyden üstün gelir. lakin bu düşünce eksiktir. neden? çünkü akıl bir uzuvdur sadece. nasıl insanın bacağı yürümeye yararsa, akıl, beyin de biyolojik bilgisayar gibi bir şeysileri hesap etmeye yarar.

    "niye bu kainat var?" "niye bu yıldızlar var? "niye cins cins yaratıklar var?". bilim, "temel" niyelere cevap vermez. "niye" diye sormaya kalkarsan işin içinden çıkamazsın ve bilim ilerlemez. bilim uğraşmaz bunlarla. bilim; "bu var, tamam" der, ondan sonra olgunun "nasıl"ını inceler. daha derin, maneviyatını da tatmin edecek soruları sormak isteyenler bilimde bu karşılığı bulamazlar. o nedenle batı dünyasında tanınmış üst düzey bilimciler de aynı zamanda çok dindar adamlardır. mesela, einstein'in iki tane çok meşhur kitabı vardır. bir tanesi izafiyet teorisindeki fizik kitabıdır. ama bir tane daha vardır. onu bizim memlekette bilmezler. o da yahudi tasavvufu diyebileceğimiz bir kitaptır. einstein koyu yahudi dindarıydı.

    bizde "çağdaş" geçinen bazı kişiler, "ehe. bilim adamı dindar olurmu yau allasen?" falan derler. sanki biri öbürüne tersmiş gibi. "bu var, diğeri yok, diğeri var, bu yok" diye bir şey olmaz.

    quantum fiziği ve kimyasında; amerika'nın utah eyaletinde bu sahada çok meşhur bir beyefendi olan henry eyring; mormon kilisesini yöneten 12 havari gibi adamdan biri, hatta başı idi.

    oxford üniversitesi sistemini de ingilizler 12. yüzyılda selçuklulardan kopya çekmişlerdir. çünkü batı dünyasındaki ilk evrenkentlerden biridir. avrupa'da kurulan ilk evrenkentler selçuklu medreselerinin taklididir. doktora sistemi de bizden gitmedir.

    ve unutmayalım; oxford'un hocaları bugün bile sınıfta cüppe giyerler.