şükela:  tümü | bugün
  • sadece belli başlı dinler için var olan ve "bunlardan birini seçmelisin" diye konan sözde özgürlük
  • gerçekten var olabilmesi için 18 yaşından önce hiç kimseye din eğitimi verilmemesi gereken özgürlüktür. çocuk eğitiminde sekülerlik olmadan var olmaz. başka bir deyişle, bugün üniversite kapılarında baş kapama özgürlüğü içi yürüyüş yapan çocuklarımızın çoğunluğu, aslında din özgürlükleri anne-babaları, tarikat şeyhleri, kuran kursu hocaları ve fetullah gülen gibi insanlar tarafından ihlal edildiği için ordadır.

    edit: 25 ayarına kontra olarak yaş 10 dan 18 e çıkarıldı. legal olma yaşı olduğundan.
  • gerçek özgürlük ise reşit olmayı gerektirir. aksi veli ipiyle, devlet ipiyle, mahalle ipiyle kuyuya inmektir. dolayısıyla aslında hiç olmamıştır, hiç olmayacaktır .....
  • erkeklerin bebekken ya da çocukken ailelerinin dini sebebiyle sünnet edildikleri, törenle acı çektirilen ve kutlanan bir ülkede, dini özgürce seçme yaşını konuşabilmek güzel şey..
  • ece temelkuran bugün çocuklara tanınandan upuzun bahsetmiştir. link aşağıda spoiler da tabi !

    http://www.milliyet.com.tr/…1/yazar/temelkuran.html

    --- spoiler ---
    bebekler sağ elini sıktığınız zaman ihlâs suresi'ni, sol elini sıktığınız zaman sübhaneke duası'nı, göğsüne bastığınız zaman fatiha suresi'ni okuyor. türkçe dualar için bebeğin sol ayağını, türkçe ilahiler için de sağ ayağını sıkmanız gerekiyor" diyor.
    söz konusu olan "dua eden elif bebek". bir şirketin icadı olan bebek, internet üzerinden satış yapıyor. internethaber sitesinde çıkan haber şöyle diyor:
    "elif bebek namaz kılarken secde pozisyonuna getiriliyor."
    bebekler 0-6 yaş arasındaki kız çocukları için tasarlanmış. tanesi 20 ytl. "hilal'in laptopu" adlı, çocuklara dua ezberletmeye yönelik başka bir icada da imza atan şirket şöyle bir açıklama yapmış:
    "bu oyuncakların daha ileri modellerini de üreteceğiz."
    internet sitesi de bebeği beğenmiş olacak ki şöyle bir başlık atmış:
    "dua eden elif bebek, barbie'yi solladı!"
    --- spoiler ---
  • bir tek kadınlar için olmayan bişi bu sanırım türkiye'de... (nitelik ya da nicelik açısından) azınlıklar için ya da azınlık olduğu yasalarla teyit edilmeyenler için var mıydı yoksa... ayrımcılık ve ayrıcalık arasındaki farkın hakkı verilerek dile getirilsin bi önce ama değil mi? ayrımcılığa tabi tutulmuş diğer özgürlük/demokrasi mağdurlarını bi kenara bırakıyorum muhafazakar erkekler ve onların giydirdikleri, oyuncakları olmakta beis görmeyen muhafazakar kadınlar gibi... özgürlük isteyen, dinin tee fi tarihlerde arap yarımadasındaki koşullarda mahremi koruma amaçlı olarak vacip ettiği örtünmeyi din özgürlüğü adı altında bugün buna türban takma özgürlüğü deniyor, kamusal alanda istediği gibi örtünmek isteyen yani "özgürlük isteyen muhafazakar kadınlara" dönelim...

    ben bi kadın olarak bi dirhem empati kuramıyorum ve üzülüyorum onların adına... kamusal alanda varlığını sürdürmek üretmek ve çalışmak isteyen kadın, inancı her ne olursa olsun, fi tarihinde arap kabileleri arasında var olan bir mahremiyet ya da korunma ihtiyacını nasıl hisseder hala ve inancı ile bugünün koşulları arasında bi analiz yapamaz, kendi adına muhakeme edemez anlayamıyorum... madem ki (bu asla isteyebileceğim bişi değil lakin dinin ortaya çıktığı zamanın gereklerini ve bugünü karıştırıyorlarsa ne denebilirki başka) eskisi gibi otursunlar parmaklıklı pencereler arkasında çıkmasınlar kamusal alana.. kamusal alanlar muhafazakar erkekler için değil miydi o zamanlar... bugün ne değişmiş olabilir ki? bu nasıl bir perhiz nasıl bir lahana turşusu anlayana aşk olsundur yani... kendi inançdaşları erkekler tarafından ayrımcılığa uğramayı kabul edip kamudan ayrıcalık istemek nasıl bir ironidir yahu, nasıl!

    özgürlükmüş! bi vesile gündeme gelen bu mevzu ayrımcılığa evet deyip ayrıcalık/imtiyaz istemektir ki yazık muhafazakar erkeklerin oyuncağı olmayı özgürlük olarak gören kadınlar yazık!!! şimdi mi geldi din özgürlüğü akla?

    (bkz: dua eden elif bebek) bu da henüz hiç bi konuda muhakeme edemeyen bebelere de din özgürlüğü amaçlı bir üretim olmalı...
  • altında türkiye'nin de imzası bulunan avrupa insan hakları sözleşmesi'nin dokuzuncu maddesinden alıntıyla bir giriş yapayım:

    düşünce, vicdan ve din özgürlüğü:

    1. herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
    2. din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir.

    kendisini demokratik olarak tanımlayan devletlerin anayasalarında da daha geniş ya da daha dar bir yorumuyla benzer şekilde düzenleniyor din özgürlüğü. şimdi, hukuki açıdan bu kadar açıklığa kavuşturulmuş, şeffaflaştırılmış, adı konmuş bir hak sosyal yaşamda neden büyük sorunlara yol açıyor? bu bir çoğunluk-azınlık meselesi mi, 'ötekini' tanımamanın verdiği yabancılık hissinin sosyal hayata yanısması mı, birlikte yaşama kültürünün ve demokrasinin yeterince gelişememiş olması mı, islamla bağlantılı olarak radikalleşmeden, türkiye örneğinde hıristiyanlıkla bağlantılı olarak azınlıkların güç kazanmasından ve misyonerlikten duyulan korku mu, nedir tam olarak din özgürlüğünün genişlemesinden duyulan kaygı?

    aslında türkiye göz önünde bulundurulduğunda, din özgürlüğünün islam özgürlüğü olarak yorumlandığını ve mevcut hükümetin yaptığı gibi islama daha fazla özgürlük tanındığı takdirde, var olduğu sanrısına kapılmış olunan laikliğin elden gideceği ve türkiye'nin bir islam cumhuriyetine dönüşeceği korkusunun pişirilip pişirilip önümüze getirildiğini görüyoruz. ancak ne hikmetse, din özgürlüğünde bir genişleme olduğunda, bundan azınlıkların değil, yine sünni islam inanışını benimseyen kesimin yararlandığını da tespit edebiliyoruz, bu ne yaman çelişki?

    cemevlerinin hukuki statüsü olsun diyen aleviler, mor gabriel ibadete, ruhban okulu eğitime açılsın diyen hıristiyanlar, çocuklarını zorunlu din derslerine göndermek istemeyen ateistler ve başörtülü üniversiteye gitmek isteyen müslüman kadınlar... türkiye toplumunda büyük çatışmalara yol açan bu konuların hepsinin devletin din özgürlüğü anlayışı ile yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. zira bu gruplara hak verilmesi din özgürlüğünün arkasında duran, yani vatandaşlarının özgürlüklerinin bekçisi konumundaki bir devletin yükümlülüğü. eğer bu devlet laik olduğunu iddia ediyorsa, ya çoğunluğun dini de dahil olmak üzere tüm dinlerle ilişkisini kesmeli ya da hepsine aynı mesafede durmalıdır, mantık böyle söylüyor.

    dokuzuncu maddenin ikinci fıkrası, din özgürlüğünün kısıtlanabileceği halleri düzenliyor. bunun çerçevesini de çizen anayasal düzen. aslında işin bu boyutu islami terör korkusu yüzünden paçaları tutuşmuş olan avrupa'da tartışılıyor daha çok. ne yapsak da özgürlüğü kısıtlayan devlet imajına bürünmeden, islamın önünü kessek? diplomasi sanatı...

    neticede nerede olursa olsun, eşitlik; özgürlüklerde de eşitlik, bütün isteğim bu sözlük.
  • murat belge, "din özgürlüğü dinin geçerliliğini tartışma özgürlüğüyle birlikte var olduğunda anlamlıdır" demiş, ne de güzel demiş.
  • din özgürlüğü diye bir şeyin medeniyette yeri yoktur; (bkz: inanç özgürlüğü/#22870191)
  • dinsizliği de kapsar.