şükela:  tümü | bugün
  • ahlaklı olmak için dinden mi vazgeçilir, yoksa dindar olmak için ahlaktan mı vazgeçilir diye düşününce yapılabilecek tercih. ya da değil. her ne ise üzerinde düşünülmesinde faide bulunan mevzu.
  • din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde “ahlak”la ilgili ilk ve tek dersimizde, öğretmen ana mantrayı verdi. buna göre tüm eylem, düşünce ve konuşmalar ikiye ayrılıyordu: iyi - güzel - faydalı, kötü - çirkin - zararlı. öğrencilerden biri, (bkz: iyi, kötü, çirkin) adlı ünlü filmin ismini hatırlatarak dersi kaynatmak istediyse de, öğretmen kül yutmadı ve “hadi bakalım sübhanekeyi kimler ezberledi” diyerek, ahlak konusuna noktayı koydu.

    insanların öldürmemek, çalmamak, cinsel sömürüde bulunmamak gibi belirli ahlaksal ilkeleri kabul etmesi ve uygulamasında dinsel inançların ne kadar katkısı olduğunu sorguladığımızda ve tarihsel örnekleri incelediğimizde, ahlaklı olmanın dinsel inançlardan bağımsız olduğu sonucuna varırız.

    insanların belirli ahlaksal ilkeleri benimseyip kendi hayatlarında uygulamasının çok farklı nedenleri olabilir ve bu nedenler genellikle toplumsal ve psikolojiktir. freud’a göre insan benliğini oluşturan süperego (ya da vicdan) ego ve id’in arasında kurulan dengenin sağlıklı gelişmiş olması, benliğin yeterince gelişmediği durumlarda toplum tarafından dışlanma ve cezalandırılma korkusu (sopa), saygınlık ve itibar sahibi olma isteği (havuç), başkalarından görmek istediği şekilde davranışlarda bulunma güdüsü, başkalarına şefkat ve merhamet duyma ve empati yeteneği gibi bir kaç nedeni sıralayabiliriz.

    ancak ilahi bir adaletin insanları ahlaksız davranışları yüzünden cezalandıracağı ve ahlaklı davrananların cennetle ödüllendirileceği fikirleri, yukarıda sayılan nedenlerin olmadığı durumlarda, tarihte pek çok örneği görüldüğü gibi, insanları ahlaklı davranmaya yöneltme bakımından işe yaramamaktadır. öldürmeyi, hırsızlık, gasp ve yağmacılığı, cinsel sömürüyü “din kurallarına” uydurmanın örneklerini ilkçağlardaki şamanik kurban törenlerinden haçlı seferlerine, hinduizm adına diğer dinlerin izleyicilerine uygulanan şiddetten (bkz: ışid) gibi çağdaş “islami” terör örgütlerine uzanan bir süreklilikte görebiliriz. dinler tarihi tarafsız bir gözle incelendiğinde, dinsel öğretilerin insanları ahlaklı davranmaya yöneltmede başarısız olduğu kolaylıkla gözlemlenebilir. toplumda denge bozulmuş ve zenginliklerin paylaşımı için kavga başlamışsa, savaş, bozgun ve yağmacılık gelmişse cihane, dinsel ayrımlar oluyor komşuyu kesmek için bahane. cahil bırakılmış, sınırlı bir dünya görüşüne sahip insancıkların elinde din olsa olsa bir simgeyi boynuna asıp ya da sırtına, kafasına diğerlerinden farklı bir şeyler geçirip, kendi simgelerini kullanmayanları dışlamak, tepelemek için kullanılan bir araç haline geliyor. verimsiz, fazla zenginlik üretemeyen bir toplumda varolan üç kuruşluk pastayı kimin yiyeceğini, çeşmenin başına kimin geçeceğini belirlemek için basit bir araç.

    ahlaksal ilkelerin dayanağının yukarıda sayılanlar gibi temelde dünyevi olduğunun kabul edilmesi, herhangi bir dinsel inanç taşımayan bireylerin haksız yere ahlaksızlıkla suçlanarak saldırı hedefi haline getirilmesini önleyebilir. bazı dindarların, toplum içinde sahip oldukları “ahlak timsali” imajını ve bunun sağladığı saygınlık ve gücü kaybetme korkusuyla, kendi inançlarını benimsemeyenleri kötüleyip karalama çabaları ve saldırganlıkları, ahlakın dinden bağımsız olduğunun herkesçe anlaşılmasının ne kadar yaşamsal önem taşıdığını göstermektedir.
  • 'ahlak' kavramının, 'din' kavramını yaratmasından ötürü, son derece kuvvetli bağlarla oluşmuş bir ilişkidir.

    çünkü dinler, zaten var olan, insanın doğru olanı yapma dürtüsüyle ortaya cıkmış ahlak kavramını korumak icin ortaya çıkmışlardır.

    şöyle ki, her normal, akıllı, sağlıklı düşünebilen ve kendini kontrol edebilen insan ahlaki değerleri anlar ve davranışlarını ona göre belirler. burada zaten hiç bir sıkıntı yok.

    peki ya böyle olmayan insanlar ? nefsini kontrol edemeyen, sağlıklı düşünemeyen, iyi yetiştirilmemiş insanlar?

    işte bu insanların şerrinden korunmak için, dinler aracılığıyla, zaten doğru olan yapılması gereken seyler (yalan söylememek, başkalarına zarar vermemek, öldürmemek, çalmamak vb. ) emredilmiş aksi halde "ahlaksız" davranışların feci şekilde cezalandırılacağı söylenmiştir. böylece kişinin sağlayamadığı otokontrol, başka bir otorite aracılığıyla sağlanmaya çalışılmıştır.

    sonuç olarak ahlak dinlerin bize öğrettiği bir şey değil.
    tam tersi ahlak dinleri var eden şeydir.

    ama sonradan bu dinlerin de tek tek boku çıkmış mıdır, çıkmıştır. yani ahlak kavramı dinleri yaratmış ama ahlaksız insanlar bunların da içine sıçmıştır efendim.
  • "din, çocukları daha paylaşımcı ve iyi ahlaklı yapmıyor"

    koç üniveristesi’nden bilge selçuk’un da aralarında bulunduğu uluslararası bir araştırma ekibinin current biology‘de yayımlanan bir araştırma raporuna göre; dindar olmayan ailelerin çocukları, dindar ailelerin çocuklarına göre daha fazla karşılıksız iyilik yapıyor.

    bilimfili’nde yer alan habere göre, university of chicago’dan sinirbilimci jean decety‘nin liderliğini yaptığı araştırma makalesinde, dünya genelinde, yaklaşık 5.8 milyar insanın kendisini dindar olarak tanımladığı ve dindar toplumlarda dinin; kültürlerin, ahlaki değerlere dair düşüncelerini ifade etmede, özellikle de başkaları için fedakârlık gerektiren durumlarda, birincil araç olduğu belirtiliyor. dinin, yaygın inanışa göre, dünya kültürlerinde fedakârlığı geliştiren bir şey olarak ele alındığı belirtilen raporda, eğer bu doğruysa; dindar ailelerdeki çocukların daha güçlü fedakârlık davranışları göstermeleri gerektiği ifade ediliyor.

    durumun gerçekten böyle olup olmadığını görmek için; araştırma ekibi, dünya’nın 7 şehrinden —amerika‘nın chicago, kanada‘nın toronto, ürdün‘ün amman, türkiye’nin istanbul ve izmir, güney afirka‘nın cape town veçin‘in guangzhou şehirlerinden– yaşları 5 ila 12 arasında değişen 1170 çocuğun yer aldığı bir dizi deney ile yetiştirildikleri ailelerin dini inanışlarının çocukların özgeci davranışlarına ve olumsuz davranışlara ağır cezalar verme eğilimlerine etkisini incelediler.

    araştırmaya katılanların; %24’ü hıristiyan ailelerden, %43’ü müslüman ailelerden, %2.5’i yahudi, %1.6’sı budist, %0.4’ü hindu, %0.2’si agnostik ve %0.5’i ise “diğer dinlere” mensup ailelerin çocuklarından oluşuyordu. ve çocukların %28’i ise kendisini dinsiz olarak tanımlayan ailelerin çocuklarıydı. çalışma kapsamında diğer dinlerden yeterince sayıda çocuk olmadığı için sadece müslüman, hıristiyan ve dindar olmayan ailelerden gelen çocukların sonuçlarına yer verildi.

    araştırmada kullanılan deney düzeneğindeki senaryonun birisinde, araştırmacılar, çocuklara 30 adet etiket (sticker) sunup, bunlardan sevdikleri 10 tanesini alabileceklerini, ancak zamanları olmadığı için okuldaki her çocuğun bu oyuna katılamayacağını, yani etiket alamayacağını, anlattılar.

    araştırma sonuçları, müslüman ve hıristiyan çocuklar arasında bir fark ortaya koymazken, yani, bir başka ifadeyle bu iki gruptan gelen çocuklar aynı oranda fedakârlık gösterip elindekileri paylaşırken, dindar olmayan ailelerden gelen çocukların, her iki din grubundan gelen çocuklara kıyasla ellerinde bulunan sınırlı sayıdaki etiketii etiketi olmayan çocuklarla daha çok paylaştıklarını gösterdi. üstelik dindar olmayan ailelerden gelen bu çocuklar miktar olarak da daha fazla sayıda etiketi paylaştılar. ayrıca, ailelerin dindarlık seviyeleri arttıkça çocukların gösterdiğikarşılıksız iyilik yapma davranışları daha da düşüyordu. ve ek olarak, bulgular, çocukların yaşları büyüdükçe, dindarlık ile karşılıksız yardım etme davranışı arasındaki ilişkinin daha da güçlü bir ilişki oluşturduğunu ortaya koydu. yani; çocuklar ne kadar büyük ve dindarsa o kadar az yardımsever ve duyarlı oluyordu.

    araştırmada kullanılan bir diğer senaryoda ise; çocuklara bilgisayar temelli dinamik görseller aracılığıyla “başka birisine çarpmak” “itmek” gibi yolllarla zarar veren insanların görüntüleri izletildi. çocuklardan istenen ise; başkalarına zarar veren bu kimselere ağır cezalar verilip verilmemesini ne derecede onayladıklarını belirtmeleri idi.

    burada ortaya çıkan sonuçlar ise; müslüman çocukların diğer gruplara kıyasla bu kişilere ağır cezalar verilmesini daha çok onayladıklarını, bunu hıristiyan çocukların takip ettiğini ve ağır cezalar verilmesini en az onaylayan grubun ise dindar olmayan ailelerden gelen çocuklar olduğunu ortaya koydu.

    öte yandan, araştırmanın deneysel olmayan bölümünde, ailelere çocuklarının adaletsizliğe ne kadar duyarlı oldukları ve ne kadar empatik oldukları soruldu.

    çocuklarla yapılan deneysel bulguların gösterdiğinin aksine, dindar ailelerden gelen çocukların anne babaları çocuklarını, dindar olmayan anne babalara kıyasla; adalet konusunda daha hassas ve daha empatik olarak tanımladıkları görüldü. bu durumda ilginç olan, adalet ve empati duygularının, bireylerin haksızlığa uğrayana karşılıksız yardım etme ve ağır ceza verme davranışlarını motive eden temel faktörlerden olmalarıdır. dindar ailelerin çocukları ailelerine göre bu duygular açısından daha motivedirler, ancak, çocukların davranışları ise bu duyguların ne kadar yüksek olduğu konusunda ailelerin söylediğinin aksini gösterdi.

    elde edilen sonuçlar; dindar ailelerde büyüyen çocukların dindar olmayanlara kıyasla daha fedakâr ve duyarlı olduğu yaygın algısının aksini söylüyor araştırmacılara göre, bu bulgular, var olan algının aksine, dindar olmanın, daha ahlaklı, daya duyarlı ve yardımsever olmanın bir ön koşulu olmadığını, aksine dindarlıkla bu insani duygular arasında negatif bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor.

    ayrıca araştırmacılar, iyi ahlaklı olmak ile dindar olmak arasında hali hazırda kurulan ve dile getirilen bağın aslında ne kadar doğru ya da gerekli olduğu konusunda yeniden düşünülmesi gerektiğini, ahlak ve din arasında yapılacak bir ayrımın insanlarda var olan iyiliği azaltmayacağı, aksine tam tersi bir etki yapacağını vurguladılar.

    http://t24.com.tr/…i-ve-iyi-ahlakli-yapmiyor,315941
  • barış terkoğlu'nun güzel açıkladığı ilişki:

    "türkiye'nin iki büyük olgusuyla karşı karşıyayız bu dönemde. biri din, biri de ahlak. normal şartlarda aynı yerde durduklarını savunmalarına rağmen dincilerle ahlak aynı yerde durmuyor. tam tersine, dinciliğin yükseldiği, siyasetin harcı haline geldiği yerde ahlaksızlığın da o denli büyük olduğunu görüyoruz. burada bir tuhaflık, dengesizlik var. hatırlarsanız jet fadıl hapse girdi, halkı bilmem kaçıncı kez dolandırdığı için. çocukluğumdan beri karşımızda olan bir adam yine dolandırdı. dolandırmasının yolu, insanların cebindeki paraların küçük küçük hareket edip fadıl'ın cebine girmesi değil. insanların gerçekten aptal olması da değil sadece. çok basit bir nedeni var. çünkü, cübbeli ahmet denilen adam, o inşaatın başında durdu ve bu adama paranızı yatırmanız caizdir diye fetva verdi."

    http://haber.sol.org.tr/…ulusma-ben-de-varim-150597
  • içinden ahlak çıkarılan din hayatı güzelleştirici hiçbir sonuç üretemez. üretemiyor.

    örnek mi? örnek türkiye'deki her günümüz. pefofilinin, çok eşliliğin, dini nikahın olumlandığı günlerimiz. ve hatta bunlar daha iyi günlerimiz.
  • ahlak türk dil kurumuna göre "bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kurallarıdır."

    oysa bu tanım her sözlük tanımı gibi göre eksik ve yanlıştır.

    ahlak kelimesinin gerçek anlamı iyi ve kötünün tartışılması, muhakeme edilmesidir.

    bu muhakeme duygusal olarak gerçekleşirse vicdan adını alır. düşünsel olarak gerçekleşirse sorgulama.

    din bir kurallar bütünüdür. düşünsel ve duygusal sorgulamaların hepsini rededer.
    din sorgulanmaz. kabul edilir. din kutsaldır ve tek doğrudur.

    dinin kutsal ve tek doğru olduğunu kabul eden kişi rahatlar. sorgulamalardan uzaklaşır. vicdani yüklerinden kurtulur. ibadet yoluyla meditasyon yapar. düşünsel ve duygusal tembelliği yöntem edinir. ibadet yoluyla aklını ve vicdanını boşaltır. bundan büyük bir rahatlama ve huşuu duyar.

    genellikle zihinsel ve duygusal tembellikten duyulan rahatlama hissi ve huşuu yaratıcı ile bütünleşme, ibadetten alınan açıklanamayan bir güç zannedilir. oysaki
    ahlaksızlıktan, hareket ve sözlerinin sorumluluğunu almamaktan, zihinsel ve duygusal tembellikten, koşulsuz teslimiyetten ve itaatten gelen rahatlama hissidir.

    eğer özüne inersek din açık ve net bir şekilde ahlaksızlıktır.