şükela:  tümü | bugün
  • sayelerinde çırılçıplak geziyoruz memlekette. gözlerini, sözlerini eksik etmiyorlar çünkü üzerimizden. ne kadar giyinsek fark etmiyor, kafalarında hep çıplağız biz. kıyafet özgürlüğümüz elimizden alındığı gibi, bedenimiz de bize ait değil. memelerimiz var mesela; ama bizimle alakaları yok. birilerinin şiddetle tavsiye ettiği üzere doğuracağımız üç çocuk için, kutsal ailenin yapı taşı, kutsal süt ünitesi onlar. emzirme sutyeniyle sıkı sıkı korunsun, uslu uslu otursunlar. o kadar!
    vajinamız var mesela; ama vajina dememiz ayıp. böbrek, dalak gibi bir organ ama başbakan yardımcısı tarafından yüz kızartan sözcükler listesine alındı. yumurtalar izin verdiği sürece ayda bir kanıyor, adına regl deniyor ama o da ayıp. kısık sesle ‘halam geldi’ dememize izin var. bu eşsiz benzetmenin çıkış noktasını bulmak için geleneklerimizin karanlık dehlizlerine dalmaya hiç niyetim yok. ama bu regl öyle ayıp bir şey ki, ramazanda toplum içinde yemek yiyen başörtülü kadınlar böylece regl olduklarını ilan etmiş sayıldıkları için, elbette ki bir erkek tarafından kınandı. başörtülü bir kadın ramazanda oruç tutmuyorsa vajinası kanıyordur çünkü, misal şeker hastası olma ihtimali bu kafa için fazla bilimsel.
    dudaklarımız var bizim. kırmızı çok yakışıyor. ama işte, erkek üzerinde bir kilo keçiboynuzu yemişcesine afrodizyak etkisi yaratabileceğinden, thy’de kurum düzeyinde tartışıldı. hostes kırmızı ruju sürünce ne olacak, servis yaparken, demli çay isteyen yurdum erkeğinin aktive olan testosteronu, kalbinde meydana getirdiği ritim artışıyla bedenini titretip, sıcak bardağı üzerine dökmesine neden olacak! kırmızı rujuyla, “içecek ne alırsınız efendim” diyen kadının dudaklarının arasındaki bu büyük tehlikeye “dur” demek elbette yine erkeklerin işi.
    özgürlüklerimiz için sokağa çıktığımızda, devletin polisi saçımızdan sürükleyip, vura vura kalçamızı kırdığında, adı hatırlanmayan, -aslına bakarsanız gerek de duyulmayan-, başbakan tarafından “ bir tane ‘kız’ mıdır, ‘kadın’ mıdır artık bilemem” olarak seslendiği insanlarız biz. ya üzerinden etiketi sökülmemiş yeni bir tişört, ya paketi açılmış eski bir hediye… çok affedersiniz o yüz kızartan vajinanın içindeki zar da bizim değil elbet, erkeğe sunmakla yükümlü olduğumuz, bize emanet edilmiş hazine o.
    eşşek gibi çalışırız ama emeğimiz bizim değil. merdiven altlarında, pencere pervazlarında güvencesiz, üç paraya çalıştırılıp görmezden geliniriz. kadının yeri evi tabii de, mecburiyet olunca… gerçi iki ucu kakalı çomak! kadınlar iş aradığı için işsizliğin yüksek olduğu, bakan düzeyinde ciddiyetle öne sürülmüştü. en iyisi gözden ırak olsunlar, erkeklerin istemeyeceği işleri yapsınlar, bir de çok kazanıp şımarmasınlar. maazallah kendimize güvenimiz falan gelir, başlarım böyle hayata deyip, çekip gideriz! gerçi bu asiliğin de çaresine bakılmış. sokak ortasında öldürülmemizin önünde pek bir engel yok. cezası, ‘namus temizliği’ne davetiye… tahrik indirimi memleketin erkeklik haklarının en iyi avukatı.
    biz varız ama, biz bize ait değiliz. başbakan düzeyinde dillendirilen kürtaj yasağı, “anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, anası ölsün,” şeklinde başkent belediye başkanı düzeyinde ve “tecavüze uğrayan doğursun, devlet bakar,” şeklinde de bakan düzeyinde ele alınmış; ancak dibin dibi olarak tanımlanabilecek olan açıklama, görevi insanlığa karşı işlenmiş suçları araştırmak olarak belirlenmiş meclis insan hakları komisyonu başkanından gelmişti. “tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur.”
    onlar, günde beş kadının öldürüldüğü, son on yılda kadın cinayetlerinin yüzde bin dört yüz arttığı memleketimizin iktidar temsilcileri. “biz karısını kırk yerinden bıçakladıktan sonra sokak ortasında bırakan bir ahlaksız kocayı bu güne kadar duymamıştık” diye şaşıran bülent arınç’ın yol arkadaşları. bugünlerde bir hayadır, iffettir almış yürüyor. sıfırlanamayan paralarla, kirli ortaklıkla, özgürlüğü ve hayatı yalan dolanla elinden alınmış insanlarla, öldürülen çocuklarla, çekirdek gibi çitlenen işçilerle, tabutu bedeninden ağır çeken berkin’le, onun acılı anasını yuhalatmakla falan ilgili değil. mesele kahkaha; ama durum gülünç değil.
    adınlar toplum içinde kahkaha atmasın, demek; kadın katillerinin “güldü, tahrik etti, vermedi, öldürdüm” savunmasının temelini oluşturuyor. bu, komşumuz x efendinin ağzından dökülmüş bir saçmalık olsaydı, karşısına geçip katıla katıla güler, kapısını çalıp “kim o?” dediğinde, vajina der eğlenirdik. ama değil… bülent arınç, akp’nin kadına bakışını temsilen yaptığı konuşmayla gündemi değiştirmiyor, aksine on iki yıldır hiç değişmeyen kendi gündemlerini hatırlatıyor. örtülü, örtüsüz bütün kadınların vücudunu, gözleri ve sözleriyle yıllardır çıplaklaştırmaları hiç gülünç değil, aksine çok korkutucu. haramdan, kıyımdan değil de, vajinadan utanıp kahkahayla irkilen bir zihniyetten ve her gün kadınları hedef alan bu tacizden nasıl kurtulacağız? asıl soru bu. !!
  • 3-5 ucuz insanın lafı beni bağlamaz,
    hiç bir kadını da bağlamamalı.

    benim çevremde de bunlardan çok var fakat dediklerini duymuyorum bile çünkü cevap vermeyince susuyorlar.
  • sen dindar kesimi siktir et de bu enty'i girdikten sonra kaç meriç mesaj kutunu yeşillendirdi ondan haber ver.

    tanım: beyniyle testisleri yer değiştirmiş her erkek aynıdır. dindarı mindarı fark etmez.
  • yok oyle kendi basina kadin olmak. sikimsonik arap masallarinin hukum surdugu topraklar bunlar:

    (bkz: ortadogu islam batakligi)
  • ideolojik körlükten dolayı baskının derecesi fazla görünüyor olabilir, dikkat etmekte fayda var. münferit olaylardan yola çıkarak durumu abartmak, bir gerçekliği dile getirmekten ziyade korkuyla karışık siyaset yapmaktır, bunun ayırdına iyi varmak lazım. erkek egemenliği bu dünyada aşabilmiş bir toplum yok; en nihayetinde feminist akademisyenler bile esasen batı kökenli kavramları bulup, çevirip kullanıyor. her kesimde küçük bir azınlık olarak radikaller var, rahatsız edici olan da onlar zaten. durumu bu kadar genellememek lazım.
  • her zaman merak ettiğim bir şey var.

    haydi erkekler öküz, kereste, şerefsiz, işine geldiği gibi davranan tipler ve 4 karıya sahip olmak için şeriatı destekliyor ve istiyor.

    peki ya kadın ??

    bir kadın;
    henüz 9 yaşındayken, bir pedofili şerefsizin koynuna sokulmayı...

    daha yirmisine gelmeden, zengin ve dindar bir gavatın 4. karısı olmayı...

    sapık pezevenkler saç telinden, diz kapağından tahrik olmasın diye paçavralarla sarılıp sarmalanmayı...

    şeriat ülkelerinde, kendisine tecavüz edildiğinde taşlanarak öldürülmeyi...

    yine şeriat ülkelerinde, 5. sınıf vatandaş sayılmayı...

    yine o lanet olasıca şeriat ülkerinde, sürücü ehliyeti almaya dahi layık görülmemeyi...

    öldükten sonra cesedine 6 saat süreyle tecavüz edilebileceği fetvasını...

    kıymetsiz bir mal gibi, para karşılığında satılmayı...

    yeterince kapalı giyinmezse, ahlak polisi tarafından, sokak ortasında darp edilmeyi...

    kendisine, birçok avrupa ülkesinde dahi yokken, seçme ve seçilme hakkı vermiş, bütün medeni kültürlerin saygıyla bahsettiği bir lideri sevmek varken, arap kültürünü kendisine din olarak dayatan karton kahramanların peşinden gitmeyi...

    hamileyken sokağa çıkmasını ayıp ve günah sayan bir zihniyeti...

    sokakta gülünce kendisine "iffetsiz" gözüyle bakan dangalakları...

    eğitim görüp, üretime katılıp, kendi ayakları üzerinde durma şansı varken, "kadının yeri evidir", "kadınlar çalıştığı için işsizlik var" söylemlerini...

    insan neslinin devamını sağlayan, dünyanın en önemli varlığıyken, kendi içerisinde bir canlı taşıyıp, ona hayat verme yetisi ve güdüsü bahşedilmişken, karşı cins tarafından hor görülmeyi, aşağılanmayı, dayak yemeyi, sokak ortasında öldürülmeyi...

    "karı kısmısı", "saçı uzun aklı kısa" gibi aşağılık tabirlerle tanımlanmayı...

    neden seçebilir, nasıl bir mantıkla kendisini bu denli aşağılayabilir ki ??

    dünyada her olan bitenin mantıklı bir açıklaması olabilir, istisnasız her şeyin.

    ama ben bununla ilgili en ufak bir fikir yürütemiyor, bir anlam veremiyorum.

    yazık değil mi size ???