şükela:  tümü | bugün
  • bir insanın çocuğunu istediği gibi yetiştirme hakkı, çocuğun sağlıklı bir vücuda, ve sağlıklı bir psikolojiye sahip olma hakkından üstün müdür?
    bir insanın dinini yaşama hakkı çocuğun sağlıklı bir vücuda, ve sağlıklı bir psikolojiye sahip olma hakkından üstün müdür?
    bireyin dinini yaşama hakkı, başka bir bireyin özgürlükleri ve haklarından üstün müdür?

    7 yaşındaki bir çocuğu zihinsel olarak olgunlaşmamış olarak görüyoruz ki, ebeveynlerine onlar üzerinde mutlak hakimiyet hakkı veriyoruz. peki zihinsel olarak olgunlaşmamış bu bireye, mitolojik hikayelerin gerçek ve kesin doğrular olarak anlatılması, hayatını değişmez kurallara göre yaşaması gerektiği, bu doğruları, kuralları sorgulamasının bile yasak olduğunu söylemek, sorgularsa büyük acılar yaşayacağı düşüncesiyle korkutmak, kendi haklarını savunamayacak yaşta olan çocuk için bir psikolojik travma değil midir? travma olması bir yana, bu yapılan bireyin ilerideki yaşantısında, yapacağı en basit mantıksal çıkarımlara ket vurmak değil midir? yaşantısının başında katı kurallar, sorgulama yasakları ile yetişmiş çocuk, yetişkin olduğunda sadece dini yaşantısında değil tüm yaşantısında belli düşüncelere körü körüne bağlı olacak, bu düşüncelerin fanatiği olacak, kimi insanlara biat edecek, kendisine söylenenleri sorgulamadan içselleştirecektir.

    ülkemizde, ve çoğu ülkede, çocuk sahibi olmak için bir ehliyet, yeterlilik istenmiyor. devletin verdiği eğitimin kalitesiz ve yetersiz olmasının yanı sıra, bahsettiğimiz bu bilinçsiz ailelerin verdiği eğitim, çocuğun karakterinin şekillenmesinde, okulun verdiği eğitimden daha etkili oluyor.

    dinler aslında işini sağlama alıyor. aileleri çocuklarını dindar yetiştirmeleri konusunda korkutuyor ve bunun ebeveynin imanı için bir gereklilik olduğunu söylüyor, yetiştirdikleri küçük müminlere de ilk olarak sorgulamaması gerektiği bilgisi veriliyor, böylece kendisine gelecek eleştirileri daha oluşmadan bertaraf ediyor. bunu da “eksiksiz bir iman” olarak adlandırıyor.

    burada başta değindiğim şu soru sorulmalı. ailelerin çocukların üzerindeki hakları nereye kadardır? bugün dini veya başka sebeplerle çocuklarına verilen tıbbi desteği onaylamayan ailelerin bu konudaki yetkisi sorgulanırken, çocuğuna hayatı boyunca taşıyacağı psikolojik yaralar veren, insanı insan yapan rasyonel düşünme yetisini sünnet eder gibi kesip atan bu ailelerin bu konudaki yetkinliği neden sorgulanmamaktadır?

    günümüzde, kadın sünneti yapılmaya devam eden müslüman ülkeler var. 600 yıl önce tüm zamanlara ve tüm dünyaya yönelik ilan edilen islam aslında günümüzde kendini modernize etmek zorunda kaldı. bu yüzden toplumsal tepki ve artan farkındalık etkisiyle, islamı tam olarak yaşamaya çalışan bazı aşırı dini yönelimler hariç, günümüzde kadın sünnetini savunan pek kimse kalmamıştır.
    fakat, islamda kadın sünneti vardır.
    birkaç alıntı ile destekleyebiliriz.

    "sünnet (hıtan), erkeklere sünnet, kadınlar için fazilettir." (ahmed b. hanbel, v/75; ebu davud edeb, 167; el-fethu'r-rabbânî, xvıı/1312)
    "medine'de bir kadın (ki ismi ümmü atiyye'dir) kızları sünnet ediyordu. hz. peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona:

    'fazla derin kesme, çünkü derin kesmemen, hem kadın için ahzâ (en ziyâde haz ve lezzet vesîlesi) hem de kocası için daha hoştur.' der."

    hz. ali (ra)'den gelen bir rivayette sünnetci kadına hz. peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in birisini yollayarak (çağırttığını) ve
    "sünnet ettiğin zaman üstten hafifçe kes, fazla dipten kesme..." dediğini öğreniyoruz.

    burada yapılan hadis alıntısının “sahih hadis” olarak nitelendirilen ve inkarı halinde kafir olarak adlandırılmanıza sebep verecek bir hadis olduğunu da belirtmekte fayda var.
    ayrıca bu örneğin verilme sebebi, islamın eleştirisini yapmak, islamda sünnet olup olmadığını tartışmak değildir. erkek sünneti de kadın sünnetinden insan hakları ihlali olması açısından farksızdır. amaç islam’da olsun veya olmasın, dinden bağımsız olarak, birilerinin dini inanç olarak gördüğü bir eylemin kendi çocukları dahi olsa, başka bireylere zarar verecek nitelikte olmasının yanlış olduğunu göstermektir.

    günümüzde kadın sünnetini savunan pek kimse olmadığı da göz önüne alınırsa, dinini yaşama hakkı olan, çocuğunu da kendi istediği gibi yetiştirme hakkı olan bu insanların, böyle bir vahşeti çocuklarına uygulamaları, hem fiziksel, hem ruhsal olarak ağır hasar bırakmaları büyük bir insan hakları ihlali, çocuk istismarıdır.

    bugün psikolojik travmaların beyin üzerine etkisinin fiziksel travmalarla aynı olduğunu biliyoruz. bundan ayrı olarak, insanın düşünme yeteneğine hayat boyu ket vuran bu dini ve dogmatik eğitimin hala tartışılmaması, kutsal kisvesi altında dokunulmaz olarak durması akıl alır birşey değildir.

    7 yaşındaki bir çocuk zihinsel olarak tam olgunlaşmamış olduğunu kabul etsek de, 18 yaşına kadar hukuki olarak çocuk statüsünde olan bireyin de kendi hakları vardır. bu bireyin hakları ailesi tarafından kısıtlanamaz, ailesi, ailesi olduğu için istismar etmeye hakkı varmış gibi değerlendirilmez.

    bu tutum ve yanlış eğitim tarzı, bireyin, kendi başına özgür ve rasyonel olarak düşünmesine, birey olarak gelişimine engel olur. bu düşünsel gelişimini tamamlayamamış, düşünsel olarak sakat bırakılmış bireyler toplumun gelişimini de engeller.
    bu şekilde çocukluk yaşantısına sahip bireylerden oluşan toplum, eleştirel düşünmenin olmazsa olmaz olduğu bilimsel alanda dibe vurur. ülkemiz de bunun iyi bir örneği.

    özetle, din eğitimi 18 yaşının altında olan bireyler için, tam anlamıyla yasaklanmalıdır.
    okullarda din kültürü ve “ahlak” bilgisi denilen, sure ezberletilen dersler kaldırılmalıdır.
    küçük yaşlardan itibaren, gerçekle, yanlışı ayırt edemeyen çocuk bünyesine, dogmatik bilgiler yerine, gerçek ile yanlışı ayırt etmesi becerisini kazandıracak, felsefe, rasyonel ve eleştirel düşünme dersleri konulmalıdır.
    okullarda verilecek din eğitimi, ilahiyat fakültelerinden çıkma, dogmatik bilgiyle yoğurulmuş öğretmenler tarafından “gerçek doğrular” olarak verilmemelidir. felsefe ve tarih öğretmenleri tarafından tarafsız bir bakış açısıyla anlatılmalıdır. sorgulama yeteneği kazanmış öğrenci, varoluş sebebi hakkında kendi kararını verebilmelidir.

    ayrıca bu eğitim dinlerin tarihi gelişimlerinden bahsetmeli, din, tanrı ve yaratıcı kavramları felsefenin bakış açısıyla öğretilmelidir. yani bu derslerin müfredatının ana ekseni din ve varlık felsefesi olmalıdır. tabi bu konulardan önce, rasyonel ve eleştirel düşünme öğretilmiş olmalıdır.

    medeni ve gelişmiş bir toplum olmak istiyorsak eğitim sistemimizin ve toplumumuzun üzerindeki en büyük kamburun bu olduğunun farkına varmamız gerekiyor.
  • (bkz: #55226591)
  • bir sünni ateist hadisler üzerinden islamı eleştirmemiştir.
    ateist olmamakla beraber, islamı eleştirmediğimi, analoji yapmak için o örneği verdiğimi belirtmiştim, nedense bazıları okumamış, dikkate almamış.
    (bkz: analoji)
  • hayır din dersi de gerçekten din dersi olsa bir nevi samimiyet besleyebilirsin. sünni islam ve ahlak bilgisi yapsınlar dersin adını. sanki objektif dini bilgiler veriyorlarmış gibi bir izlenim yaratmanın alemi yok.
  • (bkz: okumadım)
  • şimdilik hayal gibi gözükse de dünyayı bu sefillikten kurtarabilecek en önemli şeylerin başında gelir.
    bir gün gerçekleşir mi? neden olmasın...
  • (bkz: okumadım kardeş durumumuz yoktu)

    din dersi kitaplarında aleviliğin "gelenek" ve cemevlerinin "mekan" olarak gösterildiği, hristiyanlık ve yahudiliğin toplam 3-4 sayfada anlatılıp hristiyan misyonerlerin 'istismarcı' olarak gösterildiği ders bana kalırsa yasaklanmalıdır. yani olay din dersinden ziyade zorunlu islam dersine dönüştüğü için başlıktaki önermeye katılıyorum. diğer din ve inançlarda anlatılacaksa ve kendi özgür irademizle inanacağımız dini seçmemize saygı gösterilecekse, adil olacaksa ancak o koşullar altında isterim din dersinin olmasını.
    ha bir de ek olarak;
    "din sömürüsünün eğitim yoluyla yaygınlık kazanmasının toplumda ilerde giderilmesi güç yaralar açacağından korkuyoruz"
    uğur mumcu / 1982 / zorunlu din dersinin düşünüldüğü zaman
  • kaş yapayım derken göz çıkaran bir yazarın önerisi. arkadaşımızın hatası yöntemde; bunu hüsn-ü zan ederek söylüyorum. belki de kendisi islama ve müslümana çakmak için fırsat kollayan bir garb kurnazı da olabilir. her neyse hüsn-ü zan esastır.

    a)evvela yazar; önerisi gerçekten din eğitimi ile ilgili ise din ve eğitim konularının hristiyanlık, islam, budizm vb. bir hususi dinin eğitimine inmeden, genel anlamda neden bir çocuğun yetiştirilmesinde yan yana gelemeyeceğini kendi argümanlarıyla anlatmalıdır. belki bu izahtan sonra ilgili dini uygulamaların-islam dini olabilir başka bir din olabilir- çocuk eğitimi üzerindeki olumsuz etkilerini örnekleyebilir; bu örnekler de iddiasının delili olarak değerlendirilebilir.

    b) ikincisi, bu arkadaşımıza sünnet nedir, islam fıkhında yeri nedir, arap ve diğer müslüman toplumların kültüründe (bak kültür dedim din değil) islam öncesi ve sonrası tatbikatı nedir iyice araştırmasını, öğrenmesini öneririm. ayrıca bu konu bağlamında iddiayı ispat için kullanılacak bir örnek olarak sünnet uygulamasının din eğitimi ile arasında ne gibi bir illiyet bağı var anlayamasam da hüsnü zan ile var kabul ettim.

    c) yazar arkadaşımız, bireylerin sorgulamadan yaşamasını, özgür olamamasını ki ( sorgulamadan yaşamaya, özgür birey olmaya herkesin aynı anlamı yüklediğini varsayalım) din eğitiminin -sanki kendisi sadece islam dini öğretisini kastediyor gibi ama- bir sonucu olarak görüyor. toplumsal örgütlenme, güç ve otoritenin doğuşu ve kullanımı, siyasal erkin teşekkülü gibi daha öncül toplumsal örüntüleri atlayarak dini ilk sebep olarak tarif etmek tam bir "din halkın afyonudur" kolaycılığıdır. bu kadar uzun yazmasına gerek kalmadan din afyondur deyip lafı sonlandırabilirdi.

    d) eğer amacı islami din eğitiminin ya da verdiği örnek üzerinden islam dininin bir takım -ya da tamamının- uygulamalarının yasaklaması ise öneriyi ve dolayısıyla başlığı bu şekilde güncellemesi daha doğru olur. bu haliyle yazdıkları altı tophane üstü şişhane gibi duruyor.

    yazdıklarını değil de yazarı ciddiye alıp bu kadar dil döktüm. eğer niyet halisaneyse, çocuk eğitimi ve din ilişkisini analiz etmek isteyenler için bir öneride bulunayım:

    1) önce jean piaget, lawrence kohlberg ve alfred adler'in çocuk eğitimi ve mental/ruhsal gelişimi üzerine olan çalışmalarına bir göz atmakta fayda var. isteyen freud'un da konu hakkında görüşlerini okuyabilir ama bu yazarları okursanız zaten pek de freud'a uzanmanız gerekmez.

    2) ikinci adım, insan (çocuk) gelişiminde kültürleşme, ataların kültür aktarımı, zihinsel programlama gibi kavramları araştırmak olabilir.

    3) sonra temel toplumsal yapıların oluşumu (aile, aşiret-klan, topluluk, millet vb...); bu oluşumlara dayanan güç ve otoritenin doğuşu ve toplumun bu gücü bireyler üzerinde nasıl meşrulaştırdığı ve nasıl kullandığı ve nihayetinde tam da burada dinin rolü konularına bakılabilir.

    4) amaç, islam eğitimi özelinde okuma yapmak ise kesinlikle akaid ve ibadet kapsamında fıkıh ve insan doğası kapsamında kelami bilgileri araştırmak gerekir. özellikle bu araştırmayı yaparken din ile toplumun kültürü; din-kültür kaynaşması; din zannedilen kültür ve siyasal yaklaşımların/örfi uygulamaların ürettiği/desteklediği bidat uygulamalar ayrımına varacak şekilde din eğitimi kavramının oluşturulmasına dikkat edilmelidir. eğer konu genel anlamda dinin çocuk eğitiminin üzerindeki etkisi ise iş biraz daha kapsamlı ve zor demektir. çünkü bu defa en azında ateizmi de bir içinde barındıran en az beş öğretinin insan prototipini ve "insanlaştırma" uygulamalarını da araştırmak gerekecek.

    hadi kolay gelsin. ben buralardayım, arzu edilirse yardımcı olabilirim.