şükela:  tümü | bugün
  • iki yönlüdür. birinci yönü, finanse edilen dinlerin diğerlerine göre avantajlı olmasıdır. ikinci yönü, devletin finansman* karşılığı dini tavsiyeleri, fetvaları dikte ettirebilmesidir. finansman dini güçlendirirken, devleti de dine egemen kılar. ha bence tek bir dine odaklandığı (şu anki gibi) versiyonu adaletsizliktir. öte yandan din devleti sömürüyor da resmi ideoloji de öküz gibi bakıyor gibi yaklaşamayız olaya. türkiye'de laikliğin varolabilmesinin sebeplerinden biri diyanet'in varolması, sünni islam'a destek karşılığında sünni islam'dan destek almasıdır. zaten bu yardımların (ve beklenen desteğin) kafadaki muhatapları da çok radikal kesimler değildir genelde.

    ha bir de, benim bildiğim devlet inançlara eşit mesafede duran bir sosyal devletse, talep oldukça talepkar dini sosyal devlet bakımından (altyapı, bina, güvenlik...) finanse etmelidir de zaten. öte yandan bu ile rüşvet arasındaki çizgiye dikkat edilmeli.
  • dini inançların devlet tarafından kontrol altında tutulmasıyla birlikte bir anlam ifade eder.

    sen kendi tanımladığın "normal"in dışına kimse çıkmasın diye kurumlar, kanunlar koy. sonra da bu kurumların finansmanından dem vur. birileri hakkaten ahlaksız buralarda.
  • toplumları dinle uyutan devlet yapısının sık sık ve bir çok yerde özellikle de eğitim düzeyi düşük halklara karşı dini yaptırım olarak kullanmak amacı ile başvurduğu dini tekeline almaya çalışma taktiklerinden biri...
  • devletin acik acik bir resmi inanci destekledigi, digerlerine kostek oldugu bir ulkenin laik oldugunu soylemek ne kadar dogu sorusunu da beraberinde getiren hal.

    misyonerlerin yani hristiyan dinini yaymak isteyenlerin laik devletin laik genelkurmayi tarafindan "tehlike" olarak goruldugu,
    laik devletin televizyonunda tek bir dinin tek bir mezhebine uygun yayin yapilan bir ulkede olan haldir neticede bahsettigimiz.

    daha seksendeki darbe ile bile askerin catir catir imam hatip acsin, darbecilerin meydanlarda kurandan sure okusun, sonra nasil oldu da bu hale geldik de.
    hala gayrimuslimlere "yabanci" diyen kanunlarin olsun, hala musluman olmayanlarin mal mulk edinmeleri vakiflari vesaireleri kisitli olsun, acikca daha alt duzey vatandas olsun yani musluman olmayanlar ama hala laiklik okula gidip ders dinleyen kizlar yuzunden girsin tehlikeye.

    bu devletin kurucu ideolojisi bu isin boyle gorulmesini ongormus, zaman icinde onlarca iktidar gelmis gitmis de usulu degistiren cikmamis. hadisenin ozu bu yani.

    bu isi bugunun "dinci"leri degil dunun "ilerici"leri ongordu, saptirmamak lazim.
    hatta misyonerlikten korkanlar sadece "dinci"ler degil ayni zamanda ordu saksakcisindan irkcisindan ulusalcisina her tur muhafazakar kesim bunu da belirtmek lazim ki kafalar karismasin.

    ote yandan bir yanlisi diger bir yanlisi bahane gosterip mesru kilmamak lazim. "devletin politikasi seksen yildir hatali, o yuzden senin bir birey olarak egitimine mani oluyoruz. senin sucun bu olanlar" demek de neden sonuc baglantisini biraz hatali kurmaktir yani.

    devlet tek bir dine destegi birakir, tek bir inanca mezhebe degil her inanca mezhebe esit mesafeli durur bu bir mevzu. evet
    insanlar yuksek ogrenimde (yani artik oy verecek yetiskinler olduklarinda) istediklerini giyerler kimse de karisamaz bu da ayri mevzu.

    ha bir de ozgurlukcunun demokratin falan nebileyim esitlik, ifade ozgurlugu atiyorum din ozgurlugu inanc ozgurlugu dedigi de nerde gorulmus zaten? kim gormus "tum dinler, inananlar ve inanmayanlar esit muamele gorsun" diyen demokrat di mi?
    ozgurluk falan ne kotu talepler bunlar, olmasin kimse ozgurlukcu.
    (bkz: turkiye nin laik bir ulke oldugu yanilsamasi/@sephrenia)
  • bu uygulamanın asıl amacı " laik görünüp aslında dini kontrol etmektir ". ha bak devletimiz sapına kadar laiktir ama dini serbest bırakmaktan da ödü patlar

    şu anda uygulanan düzeni getiren de ulusalcıların pek sevip saydığı bu düzenin mimarı kenan amcaları ve apoletli kardeşleridir. hani şu gerektiğinde " ülkeyi yönetebileceğine " inandıkları amcalar.

    daha önce iki ayrı ders olan " din " ve " ahlak bilgisi " derslerini birleştirip " güzel ahlakın tek kaynağının din olduğunu ima eden " bu sistemi de, zorunlu din dersi sistemini de, imam hatipleri de, yök'ü de icat edenleri hatırlamaz veya da günlük politikan gereği görmezden gelirsen böyle hezeyanlara girmen normaldir.

    son olarak diyorum ki hırs insanın gözünü bu kadar kör etmeyegörsün. ne güzel de cahilliklerini saçarmış insanlar rakibine yükleneyim derken. sonuna kadar arkasındayım yalnız.

    diyanet işleri komple lav edilsin. dini inanç ve özgürlük sağlansın, kılık kıyafet özgürlüğü olsun. ingiltere'de nasılsa öyle, isveç'te nasılsa öyle, amerika'da nasılsa öyle. her cami kendi parasını toplasın, kendi cemaati olsun, kendi kendini finanse etsin. hristiyanlar da yapsın bunu, aleviler de. ortodoxlar okullarını açsın heybeliada'da kendi din alimlerini yetiştirsin. aleviler cem evi açmak için devletten izin almak zorunda olmasın. ateşe tapan da kursun tapınağını, jedi olan da. inanmayan da vergisini bilimsel araştırmalara aktarsın, zekat yerine " bağış " yapsın.

    ne o fasulye paşalar. gözler yerinden fırladı di mi ? yer mi bu kadar laikliği ve özgürlüğü sizin maçanız? hazır mısınız evrensel anlamda seküler bir ülkeye ? hazır mısınız gerçekten bu açılıma?

    yoksa timsah gözyaşlarıyla çoluk çocuk mu kandırıyorsunuz?
  • (bkz: #12132614)
  • büyük bir iftiradır. finansman bir tarafa ciddi bir kayıp sözkonusudur.
    (bkz: kayıp trilyon davası)

    * *
  • siyasi partilerin ağzını sulandıran hede.........zamanında ismail cem'in sözüdür; "benim de olsa elli bin maaşlı propagandacı militanım ben de iktidar olurum"....o zamanlar çiçeği burnunda rp milletvekili abdullah gül'ün yüzüne karşı söylemiştir....
  • türkiye için doğru bir iddia olmasına karşın "camilerin elektrik ve su paraları benim vergimden ödeniyor" kısmı kısmen yanlış olan bir iddiadır. türkiye'de 2003 yılından beri camilerin elektrik paraları, cami cemaatinden toplananan paralarla imamlar tarafından ödenmektedir.
  • bir ülke gerçekliğidir. müftüsüyle, vaiziyle, kuran kursu hocasıyla, imamıyla, müezziniyle ve diğer görevlileri ile 100.000'e yakın bir personelin istihdam edildiği diyanet işleri başkanlığı boyutlardan biri iken, imam okulları ve zorunlu din dersleri için istihdam edilen din öğretmenleri diğer bir boyutudur.

    diyanet'ten başlayalım. tanzimat döneminde kurulan şeriye ve evkaf vekaleti kaldırılınca yerine diyanet işleri başkanlığı ve vakıflar genel müdürlüğü kurulmuştur. şeriye ve evkaf vekaleti bünyesinde meclis i meşayih vardı. bu meclis bünyesinde ülke genelindeki belli başlı mezheplerin ve tarikatların temsilcileri vardı. bir alevi bektaşi dedesi dahi bulunuyordu. işte diyanet böyle bir yapının üzerine kuruldu. atatürk'ün direktifleri ile ve sünniliğin hanefi mezhebinin maturidilik ekolü esas alındı.

    şimdi bu ülkede ülkenin %99'u müslüman önkabulü var ya esasında bu da gerçeği ifade etmese de buradan girelim. müslüman kitle sünni ve alevi olarak iki ana bloğa ayrılıyor. bununla da kalmıyor. sünniler de hanefi ve şafi olarak ikiye ayrılıyor. bu arada sünni türklerin hepsi hanefi olmakla beraber, sünni kürtlerin ezici çoğunluğu şafi olup hanefi olanları da vardır. örneğin yaşar kemal hanefi kürtlerdendir. neyse. hanefi mezhebi içinde de maturidilik, eşarilik gibi ekoller vardır. işte diyanet işleri başkanlığı için maturidilik ekolü esas alınmıştır. cumhuriyet türkiyesinin resmi kurumu müslümanlar için bunu uygun görmüştür. bence tam anlamıyla şeriatla yönetilmeyen ama şeriatla yönetildiği yargısı hakim olan osmanlı bile bu konuda laik türkiye cumhuriyeti'nin tek tipleştiriciliğini yapmamıştır. bunu tanzimat dönemi için diyorum. yoksa tanzimattan önceki devirlerde çoğunlukla siyasi nedenlerle katlini vacip ilan ettikleri pek çok aleviyi kesip kuyulara doldurdular. laiklik bu düzenlemelerden sonra girmiştir anayasa'ya. bu arada gerek osmanlı'da gerekse türkiye cumhuriyeti'nde din devlet ilişkileri için bizantizm kavramı da dikkate değer. (bkz: bizantizm)

    diyanet işleri başkanlığı mevcut yapısıyla cumhuriyet türkiyesinin bir ürünüdür. laikliğe aykırılığı açıktır. kuruluş amacı da bellidir. dini kontrol altında tutmak, halkın öngörülen ölçülerde dindar olmasını sağlamak ve dini kullanmak. atatürk pragmatist bir insandı. kendisinin dine inanıp inanmadığını bilmiyorum. bu konuda rivayetler muhtelif. ancak kendisi inanmıyor olsa dahi halka biçtiği bir elbise vardı. devlete bağlılık ve itaat bağlamında dindar olacak, sünni olacak ve dini inançları ile kamu önüne çıkmayacak. modern bir beyaz türk yaratma saikinden kaynaklanmıştır bu. amacın kendisi, uygulaması, uygulamanın sonuçları elbette tartışılabilir. en başından bir kere temel ilke olarak ortaya konan laikliğe aykırı bu. öte yandan adil değil. bütçe genel bir bütçe. zaten herkesin ifade ettiği bir gerçek olduğu üzere herkesten vergi toplanıp tek bir inanç için dini hizmetler veriliyor. diyanet'in bütçesi pek çok bakanlığın bütçesini de aşmış durumda. bununla da kalmıyor. bir nevi misyonerlik yapılıyor. özellikle 12 eylül döneminde devlet politikası olarak alevi köylerine camiler, alevi çocuklarına zorunlu sünnilik eğitimi, bir dinin tek mezhebinin devlet imkanları ile propagandası vb.

    diğer bir boyut da imam okulları. ilk olarak atatürk döneminde açılıp öğrencisizlik gerekçesi ile 1930 yılında kapatıldılar. daha sonra, milli şef döneminin sonlarında tekrar açıldılar. o dönemlerde "vatandaş ölüsünü yıkayacak hoca bulamıyor" gibi söylemler de vardı. devletin kendi kontrolünde kendi din adamını yetiştirme amacı vardı bu okulları açarken. zaten bir kısım cemaatler bunu laik devletin oyunu olarak görüp imam okullarına muhalefet ettiler. bunların en bilineni süleymancılar denen cemaattir. çocuklarını bu okullara göndermediler, şiddetle karşı çıktılar, imam okulları mezun verdikçe devlet görevlisi olan bu mezunlarla sürekli bir tartışma içinde oldular. sadece onlara has olmamakla beraber maasli imamin ardinda namaz kilinmaz gibi bir görüş ve uygulaması da sözkonusu oldu. bildiğim kadarı ile zamanla süleymancı ve imam hatip okulları/diyanet kavgası şiddetini kaybetti.

    hem diyanet hem imam okulları devletin dini kendi kontrolünde tutup tek tip bir dini anlayışı tüm topluma empoze etme amacının ürünü iken özellikle sağ iktidarlar döneminde açılan imam okulları, şişirilen diyanet kadroları ile devletin kontrolünden çıktı. devletin kontrolünden çıkmış olsa dahi yine de maddi olarak devlete bağlı olmaları, onbinlerce camide her cuma verilen hutbelerde devletin milyonlarca insana tek merkezde düzenlenen hutbelerle hitap edebilme olanağı vermesi nedeniyle işlevsel görülüyor. imam okulları özelinde murat belge'nin bir görüşü vardı. bu görüş genel duruma da uyarlanabilir. imam okulları konusunda hem devletin hem de yurdum müslümanın samimi olmadığını ifade ediyor murat belge. devlet dinin kontrolünü elden bırakmamak için bu okullarda dini eğitim veriyor, yurdum müslümanı da çocuğuna devlet bütçesinden bedava eğitim verdirdiği için bu alandan devletin finansmanını çekmesini istemiyor. tartışma eğitimin içeriğinde düğümleniyor. esasında devlet din eğitimi vermez ama kendi parası ile çocuğuna din eğitimi verdirecek vatandaşa da karışmaz. işte bunu genel duruma uyarladığımızda devletin dini inançları finanse etmesi iki tarafın da işine gelmekle beraber tartışma tarafların dine yaklaşımında kopuyor. inanan inanmayan, diğer inançların mensubu herkesin vergileri ile finanse edilen devasa bir yapı var ve bu yapı işlerine gelenler bu apaçık haksızlığı statüko haline getirmişler.