şükela:  tümü | bugün
  • olmayan gerekliliktir. dinle var olduğu sanılan değer verme sadece bir yönlendirmeden ibarettir. bişeylere kutsiyet yükleyecekseniz daha somut şeylere (vatan, aile) odaklanabilirsiniz. ahlak konusunda insan hakları bildirgesi kutsiyet atfedilen kitaplardan daha başarılıdır.
  • gerekli olan din değil inanmaktır zannımca. nedeni insan olmaktan gelir.
    insan, doğası gereği zayıf bir yaratıktır. kendini aciz ve zavallı hissetiği anlar oldukça fazladır. dediğim gibi zayıf olduğundan dolayı kendinden daha güçlü ve yüce bir varlığına inanır. ondan medet umar.
  • bugün bunun hakkında biraz düşündüm.

    daha önce dinin gereksiz olduğunu her fırsatta dile getirdim, bunu normal hayatımda da yaptım yani sadece burada değil. fakat bugün metroda giderken bir olay yaşadım ve fikirlerim bir anda değişti. aslında tam olarak değişmedi ama kararsız kaldım diyebilirim.

    bir yandan bakınca istismara çok açık bir şey. bununla ilgili örnek vermeye gerek bile yok zaten, bugüne kadar bir tane bile "büyük" din yoktur ki insanlar tarafından istismar edilmesin. ancak bugün olayın diğer tarafına bakma fırsatım oldu. neyse, olaya geleyim artık. metroda oturmuşum, kulağımda kulaklıklar var ama muhabbetleri de duyuyorum. karşımda iki tane eleman fısır fısır bi' şeyler konuşuyorlar.

    sesleri çok kısık olduğu için duyamıyordum müzik dinlerken, derken yeraltına girdik. güzel şehrimde yer altında internet bağlantısı yok ne yazık ki, sanırım sadece turkcell'de var. neyse ya dağıldı bak yine, o esnada müziğim kesildi işte bunların konuşmalarının bir parçasını duydum. "oğlum bizim selim geçen ayakkabı mağazasını patlatmış*, bir çuval ayakkabıyla geldi. tanesini 20 liradan satsan en az 2000 liralık mal vardı. ben de o işe gireceğim" dedi bir tanesi. diğeri biraz düşündü, kafasını falan çevirdi bi' işte. sonra dönüp "olum aslında güzel iş ama diğer tarafta bunun hesabını nasıl veririz?" dedi. sonra uzun bir sessizlik oldu, ben trenden indim.

    bu muhabbeti yapan adamlar otuz yaşına yaklaşmış insanlardı, yani öyle on beş yaşında çocuklar değildi. düşünsene adamın hırsızlık yapmaması için önündeki tek engel "allah". malını çalacağı adamın o mala sahip olmak için ne kadar çalıştığı ya da en basitinden kendisine ait olmayan bir şeyi almanın/çalmanın yanlış olduğunun bilincinde değil. tek korktuğu şey daha önce hiç görmediği ama hissettiği bir "güç".

    en başa dönsek, dinler hiç olmamış olsa. yani bana göre uydurulmamış, inançlı bir insana göre indirilmemiş olsa diyorum. bu ve bunun gibi insanları nasıl zapt edebilirlerdi ki? işte o yüzden biraz kararsız kaldım, sanki din bu adamlar için gerekliymiş gibi. aynı şekilde din üzerinden en kolay sömürülen adamlar da bunlar tabii.

    böyle işte. bu adamlar için din gerekli sanırım, geri kalan her şey için mastercard.
  • uzun uzadıya mülahazalara girmek zorunda kalmadan ve çok da gerilere gitmeksizin din denen şeyin niye öyle aman yandım gerekli bir şey olduğunu hemencecik son yirmi dört saate sığan iki gelişmeyle özetleyip geçelim:

    (bkz: kayıp kaçak bedeli davalarının yasaklanması)

    (bkz: 30 ocak 2015 metal işçileri grevinin yasaklanması)

    din, işte böyle şeylere itiraz edilmesin, kimse sesini çıkarmasın diye gereklidir, başka da hiçbir şey için gerekli değildir, hiç kimse dinsiz kaldığı için ölmüyor, aç kalmıyor, mutsuz olmuyor, müsterih olun kuzucuklarım.

    qed.

    .
  • din denilen olgu, öğretilmiş ve koşullandırılmış davranış biçimi veya ahlak anlayışı üzerine kuruludur. diğer bir deyişle, bize "doğru yolu" gösterecek "değer dizisi" olarak dayatılan din, ki bunun da genellikle küçük yaşta beynimize işlediği bir gerçektir, bizlerin aslında seküler bir baskıyla kazandığı bir otosansürdür.

    daha açık konuşmak gerekirse, toplumsal olarak bir arada yaşamayı seçtiğimiz müddetçe, küçüklükten itibaren ister din adı altında isterse de bambaşka bir adla bireye dayatılan her türlü koşulu davranış biçimi veya ahlak anlayışı, aslında o davranış biçimi veya ahlak anlayışının güdüleyicisinden bağımsız olarak belli bir dizi "doğru"lara yönelmemizi sağlar.

    daha da açık olacak olursam, bizlere x davranışını gerçekleştirmek ister dinin emri olarak isterse de toplumsal yaşamın gereği olarak önümüze konulsun, şayet küçüklüğümüzden beri uygulamalı biçimde bize dayatılırsa, biz o x davranışının "doğru" olduğuna dair bir fikre, isteğe ve yönelime sahip oluruz.

    yani aslında, "din" diye bir şey olmasa bile, bizlere birtakım şeyler dayatıldıkça, aslında birey olarak şekilleniriz doğduğumuz andan itibaren.

    bu bakımdan, herhangi bir dinin birey ve toplum hayatı için elzem bir tarafı yoktur. bizler sadece bize öğretilen toplumsal ve hatta ideolojik değerlerin -misalen- din çatısı altında bizlere ulaştığına inandığımız için, din ortadan kaldırılırsa her şeyin yıkılacağına inanıyoruz.

    sonuç olarak, dünya dışı bir ödül veya ceza sistemine eğilimli olan zihnimiz, şayet doğduğumuz andan itibaren böyle bir emir komuta zincirine bağlı olmadan gelişimini sürdürebilseydi, ancak buna karşın, toplumsal yaşamın belli başlı gereksinimleri ve uyulması gerekilen davranış biçimleri veya ahlaksal yapısı olduğu sürekli beynimize işlenseydi, tıpkı dini emirlerin kesinliği ölçüsünde x veya y veya z davranışlarına karşı eğilimli olurduk.
  • (bkz: p.k) filmini izleyin derim.
  • eğitim sistemleri düzeltilmeden insanların sadece iyi olmak için iyilik yapmaları gerektiğini kafalarına kazımadan yok olmayacaktır. yok olmasın da zaten. adamları (adam dedim affola) hırsızlıktan, kötülükten, tecavüzden tek alıkoyan şey allah korkusu. böyleyken bile bu haldeysek düşünsenize sadece yapmaması gerektiği için yapmadığını kim tutabilir bu hayvanları. adamlar saf iyiliğe inanmıyor göt korkusuna iyiymiş gibi davranıyor. eğitimsiz birey yabani bir hayvandan farksızdır. yanlış eğitilmiş bir birey ise eğitenin kuludur. bunlar düzelmediği sürece rica ederim siz gökte sizi devamlı takip eden bir varlığın olduğuna inanmaya devam edin.
  • bu akşam ekşide ateistlerin mitlerini temizlemeye çalışmaktan biraz yorulsam da, yeni bir mitlerini ele almadan edemeyeceğim.

    iddia: "allah korkusu yüzünden kötülükten vazgeçmek erdem değildir."

    cevap 1: "erdem nedir?"

    o halde binbir çeşit suçlara ceza hukuku belirleyen (ateist oranı yüksek olanlar da dahil) bütün ülkeler, insanları "erdemsiz" bir şeye çağırıyorlar.

    bu iddiayı ortaya koyan ateistin bir ülke kurduğu zaman hukuk kuralları belirleyip belirlemeyeceğini soracağız: cevabı (anarşist bir ütopyacı değilse) "evet" olacak.

    erdemli hareket, caydırıcı unsurun ortadan kalkması ile mümkün ise, neden caydırıcılık unsuru olan binlerce hukuk kuralına karşı ayaklanmıyorsunuz?

    cevap 2: bir insanı suçtan alıkoyan birçok sebep vardır. bunlar ayıplanma korkusu, hukuki ceza alma korkusu, tanrı korkusu ve vicdan olabilir.

    size göre "vicdan" sebebiyle kötülükten vazgeçmek dışında hiçbir şey "erdemli" değil.

    o halde şunu vurgulayalım:

    vicdan doğuştan gelen, senin kazanamayacağın bir şey. dolayısıyla bir fakir gördüğünde ona yardım etme kararın, ona merhamet ettiğinden ötürü oluyor.

    aslında o an sen, fakire yardım etmiyorsun, oluşmasında hiçbir etkin olmadığı vicdanını susturmaya çalışıyorsun.

    bunun delili de, fakir görmese idin durduk yere yardım kararı almayacak olmandı. fakat görünce, elinde olmayan vicdanın tepki verdi ve bu vicdanını rahatlatmak için bu fiile girdin.

    o halde sen, "vicdan"la bir şey yapsan dahi, "erdemli" olmuyorsun demektir. çünkü karşılığında içinde duyduğun hüznü azaltmakla ödüllendirilmiş oluyorsun.

    bunun suçtan korkma çıkarı ile, vicdanı susturma çıkarı arasında farkı olmamış oluyor demektir.

    kendi iddialarınızla kendinizi çürüyüp bitiriyorsunuz. bu klasik tartışmalarla ancak kendi zeka seviyenizdeki insanları ikna edersiniz. biraz daha üst seviyedeki bireylerle karşılaştığınızda komik duruma düşersiniz.
  • din kişisel bir seçimdir.

    insanın dini inancı olur veya olmaz.

    ama, "ahlak" ' ın gerekliliği olmazsa olmazdır.

    5 vakit namazında, abdestli ahlaksızları da görüyoruz.
  • kendi inancıma göre (sonra osuruktan argümanlarla gelip burda "dinsiz" anafikri vermeye çalışmayın);

    din; kanundur, anayasadır.

    her kanun gibi, gerek onu empoze eden, gerekse yer yer ona tabi olanlar tarafından esnetilebilir, hatta çiğnenebilir.

    kimi esnetme/çiğneme durumu cezasız kalabilir, ki gerçekten bu hareket kimi zaman zararsızdır. zira kanunda yer alan kural "tavsiye" niteliğindedir. (trafikte geçiş üstünlüğü, vergilerin zamanında ödenmesi veya suçluların ihbarı/mahkeme şahitliği gibi)

    kimi ise çiğnenmemelidir, çünkü tavsiye niteliğinde olsa da, çiğnenmesi çiğneyene zarar verebilir. (kırmızı ışıkta geçmek gibi)
    kimisi ise çiğnendiğinde ağır cezaya tabidir. (hırsızlık, gasp, tecavüz, adam öldürme, cumhuriyetin kurucusuna* hakaret, vb.) şakirtistan muz cumhuriyetinde pek değil de, normal ülkelerde böyledir yani. bunların büyük kısmının ahlaken de yanlış hareketler olduğu zaten sağduyu ile hissedilir.

    hatta biraz daha deşersem, tanrı da kanun yapıcıdır. ama uzunca bir süre (ki aslında zaman diye bir şeyin olmadığı düşünülürse ironik kaçıyor) bu kanunu güncellemez ve insanlığın güncel durumuna uygun hale getirmezse, zamanın gerisinde kalır, eskir.*

    nitekim, din bana göre "outdated" bir kanundur (ki zaman içinde ona tabi olanlar -insan- tarafından değiştirilmiş olma ihtimali çok yüksektir), ancak içinde doğrular barındırır. trafik ışıkları olan terkedilmiş bir adada yalnız kalmışsam, o trafik ışıklarına itibar etmem. çünkü aklım var ve yorumladığımda saçma olduğunu görüyorum. benzer şekilde dinde de bu tarz kurallar görüyorum kendimce ve uygulamadığımda başıma bir şey geleceğini düşünmüyorum. zaten bildiğim kadarıyla tüm büyük dinlerde düşünme/zeka ve ilim/bilim kavramları kutsal. hatta müslümanlıkta "1 gün bilim ile uğraşmak, 40 gün ibadetten yeğdir" gibi bir söz var...

    sonuç olarak, dinin gerekliliği ise kanunların ülkeyi kaostan koruma işleviyle aynı amaca hizmet eder: düzen.

    neticede din toplumların afyonudur ve kitleleri hizaya sokma konusunda bin yıllardır oldukça başarılıdır. bu açıdan gerekliliği; herkesin canı istediğinde birbirini öldürmediği, kızdığı adamın evini yakmadığı, sokakta canı istediği herkesi ensesinden ısırıp tecavüz etmediği* bir ortam oluşması için ahlaki bir altyapı getirir. (bu altyapıya rağmen yazdıklarımın gerçekleşme sıklığı ise apayrı bir tartışma konusu)

    ancak buna körü körüne bağlanıp, sorgulamadan ve en az 1400 yıl öncesinde kalmış adet ve uygulamaları devam ettirmeye çalışmak da en az dinsizlik kadar tehlikelidir.