*

şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: küçük adam)
  • wilhelm reich'in kitabıdır. (bkz: wilhelm reich) tıp eğitimi almış ve freud'un baş yardımcılığını yapmıştır. cinsellik üzerine önemli yapıtları vardır.
    dinle küçük adam, bu yazarın okuduğum ilk kitabıdır. kitabın ilk sayfalarındayken elime kalemi aldım ve birçok sayfada altını çizeceğim önemli tespitler oldu.

    yazar aslında kitap boyunca, bizim çomar dediğimiz zihniyeti eleştiriyor. kitap boyunca eleştirdiği ve öğütler verdiği küçük adamın aslında bir efendinin köleliğini yapan, (bkz: hitler) gibi yöneticilerin altında 'yaşa' sloganıyla varolan küçük insanlar olduğunu söyleyebiliriz. yöneticileri ise küçük büyük adamlar olarak tanımlıyor yazar. küçük adamımızın bir diğer özellikler arasında ise kadınını cinsel obje olarak görmesi, çocuklarını yeterince sevmemesi, gençlerin sevgiden doğan bedensel mutluluğu yaşamalarına karşı çıkması, ahlak bekçiliği yapması, yığın yığın para biriktirmesi, yahudiliğin ne olduğunu bilmeden (bkz: yahudi) leri aşağılaması, bir düşünceyi geliştirmek yerine ona sunulanla yetinmesi, kendi dinin dışındaki dinlere hoşgörüsüz olması yer alıyor. yazar küçük adamın durumu için oldukça ümitsiz, ömrünü onu değiştirmek için uğraştığını ama artık pes ettiğini söylüyor. bu zamana kadar yaptıklarının ise toprağa ekilmiş birer tohum olduğunu ve tohumların elbet yeşereceğini söylüyor.

    kitap hakkındaki kişisel görüşüme gelirsek; kitabın ilk yarısında yazarın küçük adama yaptığı eleştirileri okurken aynı zamanda kendimi elekten geçiriyor gibi hissettim, kendimi ve şuanki toplumumuzu sorguladım. ikinci yarısında ise yazar daha çok kendi çalışmaları boyunca ona engel olmaya çalışan, ve yaftalayan insanları örnek vermiş ve eleştirmiş. yine de okumaya değer bir kitap.
  • --- spoiler ---

    avustralya-abd'li ünlü psikanalist ve psikiyatrist wilhelm reichin bir manifesto şeklinde yazdığı ve okuduğunuzda dayak yemiş hissi uyandıran kitabının adı.

    yazık ki, kendisini de kitabını da pek bilen yok sanırım.(umarım yanılıyorumdur)

    kendisi aynı zamanda sigmund freud'un öğrencisidir ve özellikle freud'un cinsellik temelli çözümlemelerine ciddi katkılarda bulunarak geliştirmiştir.

    aslında dinle küçük adamdan bahsetmek istiyorum ama vermek istediğim mesaj, bu kitabı okumadan önce wilhelm reich ile ilgili biraz bilgi sahibi olunması gerektiğidir. yoksa ilk etapta kitabı, nefret dolu bir adamın hezeyanları/saçmalıkları olarak yorumlayıp uzaklaşabilirsiniz.
    bu uyarıyı yapmamın sebebi ise şudur: wilhelm sansasyonel bir bilim insanıdır ancak toplum tarafından anlaşılamadığından dışlanmış hatta bir dönem sapık damgası yemiş ve toplumla olan tüm bağları zorla koparılmış bir insandır.

    günümüz dünyasında birçok insanın psikolojik olarak yaşadığı sorunların temelinde genel olarak bastırılmış cinselliğin olduğunu savunmuş ve cinselliğin dışa vurumunu bir tedavi aracı olarak kullanmak istemiş. hatta bazı kaynaklarda seans esnasında hastalarına dokunarak temasta bulunduğu veya hastaların içlerindeki orgazm potansiyelini görebilmek amacıyla iç çamaşırlarıyla seansa girmeye teşvik ettiğinden bahsediliyor. ayrıca sağlıklı ve doyumlu cinselliğin var olabilmesi için özgür, sınıfsız bir toplumun varlığını öngörmüş kendisi.

    eeee, sanırım şimdilik biraz daha anlaşılır oldu wilhelm'in neden bu kadar sansasyonel bir kişilik olduğu ve tabularıyla çevrili bir toplumdan cüzzamlı gibi neden dışlandığı.

    kitaptan bahsedecek olursak; dili oldukça akıcı ve sade ancak üslubu bir o kadar ağır. her sayfasında aynı soruyu sordum kendisine: "bu anlatmak istediğini biraz daha yumuşatarak anlatmayı deneyemez miydin?", "bu kadar keskin ve kırıcı olmak zorunda mıydın?"

    cevabı nerede buldum, biliyor musunuz? tabii ki, kitabın son bölümünde! biliyorsunuz çoğu kitabın alamet-i farikası ve en vitaminli yeri sonudur.
    işte orada anlıyorsunuz aslında bu kadar sertliğin bu kadar kızgınlığın altındaki o naif kırgınlığı, serzenişi, küskünlüğü ve üzüntüyü. yani kısacası; attığı her tokadın altında bir nefret değil, aksine seni kedine getirme çabası var aslında.

    her ne kadar zor olsa da, konusuyla ilgili de bir kaç kelam etmek isterim.
    hepimizin içindeki o küçük adama sesleniyor. ve şöyle diyor; "biliyorum küçük adam bir gerçek işine gelmediğinde hemen deli damgası vuruyorsun. ve sen kendini normal insan kabul ediyorsun. delileri içeri tıktın ve bu dünyayı normal insanlar idare ediyor..."

    başka ne diyor, biliyor musunuz? "başka bir biçimde yaşayabileceğini düşünmeye cesaret edemiyorsun: koyun gibi güdülmek yerine özgür yaşamak, taktikler uygulamak yerine açık davranmak, bir hırsız gibi gecenin karanlığında sevmek yerine açık açık sevebilmek düşüncelerine yer vermiyorsun kafanda. kendini küçümsüyorsun, küçük adam." (bu noktada en çok da kendi üstüme alındığımı söylemeden geçemeyeceğim)

    son olarak verdiği mesaja bakar mısınız? "bütün büyük insanlar yalnızdırlar" ve artık sitemin dibine vuruyoruz hep birlikte bu son cümleyle "her ne pahasına olursa olsun hakikati söyle."
    iki yüzlülüğü bırakıp bizleri dürüst ve büyük adam olmaya davet ediyor. açıkçası benim şimdilik yapacağım daha iyi bir eylem yok, o yüzden bu davete yürekten icabet etmek istiyorum. başkaca bir işi olmayanları da beklerim.

    bitirmeden son olarak, kitabı aşırı ciddi bir biçimde herkese tavsiye ettiğimi söylemek istiyorum fakat her kitaptan herkesin anladığı ve kendi adına aldığı şey, çok farklı olabiliyor. ama inanın bana, bu kitaptan aklınızda ya da cebinizde ne kalırsa kalsın, asla boşa zaman geçirmiş olmayacaksınız.

    yaa size ne diyorum, adam tutmuş kendimizle yüzleşebilmemiz için bize; sormamız gereken ne kadar soru varsa, düşünmemiz gereken ne kadar mevzu varsa hepsini üşenmeden (hatta yaşadığı örnek olayları da not ederek) avuçlarımıza kitap olarak bırakmış. ancak şöyle bir durum yaşayabilirsiniz okurken ; okuduğunuz dönem, o dönemdeki ruh haliniz ve kendinizin farkında olup olamama hali, bakış açınızı ve kitaba yaklaşımınızı etkileyebilir. bunun çözümü de çok kolay; birkaç yılda bir kez tekrar tekrar okumak. ancak o zaman bu kitaba karşı samimi bir duruş geliştirebilirsiniz.

    --- spoiler ---
  • kitapla ilgili beklenen şaheser yorumlarını yapamayacağım, bence yazar biraz fazla üstelemiş, kendi yaşadıklarını da vurgulayarak suçlamış ve en sonunda küçük adamın da ona yanıt verdiği diyaloga dönen kısım bence gerçekçi olan kısım. sonuç olarak her kitap sever okumalı, ancak herkes sevmek zorunda değil.

    ps: ben de mi küçük kadınlardanım acaba?
  • kim bu küçük adam? bu kısa kitap boyunca w.reich, küçük adamı uyarıyor, ona gerçekleri söylüyor. onun büyük bir adam olmasına engel olanların neler yaptıklarını anlatıyor.
    bu küçük adamlar sürekli değişiyorlar. reich'in akademik ve bilimsel yaşamında ona zorluk çıkarmış olanlar, faşist liderler, komşusu, ev sahibi... hayatın her yerinin ve her anının bu küçük adamlarla dolu olduğunu ve büyük adamların da tek gayelerinin küçük adamlara bedeli ne olursa olsun gerçekleri göstermek olduğunu söylüyor reich.
    o daha neler neler söylüyor. bir günde okunup bitecek bir kitap ama bir günde sindirilecek şey değil bahis edilenler. bize bizi yaşadığımız şartları ve çevremizdeki insanları anlatıyor. okurken kafanızı kaldırıp etrafa baktığınızda, birileri; "o kitap bizden bahsediyor!" diyecek hareketler yapıyor olacak.
    kitap okuma alışkanlığı olmayan ya da alışkanlığını yeniden kazanmaya çalışanlara özellikle tavsiye ediyorum.
  • sizinle konuşuyor gibi olan üslubu kitabı okurken sürekli kendinizi suçlar gibi bir hisse bürünmenize sebebiyet veriyor. pek çok farklı konu ve kültüre değinmiş. muhakkak ki araştırmalarının bir parçası ve yaşadıkları, kimi zaman öfkesini de saklayamamış yazar, küçük adam'a karşı. ön yargılarınıza sıkı sıkıya bağlıysanız şayet, biraz gevşetebilmenize vesile olur belki de; kim bilir..
  • köy enstütülerinin aydınlığı, üretici ve dönüştürücü gücü ile imam hatiplerin yozlaşmışlığı, vasıfsızlığı arasında seçim yapma hakkın vardı. sen tekbirlerle imam hatibi seçtin.

    aziz nesin'i seçmedin, yakmaya çalıştın, kadir mısıroğlu'na üstad deyip bağrına bastın.

    köylü olarak kendi toprağını işleme, bağımsız olma, tok olma şansın vardı; sen ağanı seçtin, ırgat oldun, tutunamadın köyünden oldun.

    birey olma, hak ile adalet ile hukuk ile yaşama şansın vardı, sen başkan seçtin, kendini tek kişinin iradesine mahkum ettin.

    önünde mevlana vardı, yunus emre vardı, hoşgörü ve huzur timsali örnekler vardı, sen kubilay'ın kafasını kesmeyi seçtin.

    uçak fabrikalarını, demir yollarını gereksiz buldun, din kardeşin araba türk telekom'u, tank palet fabrikalarını peşkeş çekmeyi seçtin, köprü yaptın üstünden geçecek doların olmadığı için geçemedin ama yine de verginle parasını ödedin.

    bozkırın ortasında orman yeşertecek, çiftlikler kuracak iradeye de sahiptin, yandaşa peşkeş çekilen sit alanlarını, kıyıları seçecek iradeye de.

    sen işte bu yüzden küçük adamsın. güce tapan, geleceğini düşünemeyen, kula köpeklik eden, içindeki öfkeyi ve kötülüğü dizginleyemeyen, sana rağmen yeşeren filizleri de var gücünle yok etmeye çalışan bir zavallısın. wilhelm reich yok olmaya mahkum olduğunu söylüyor, umalım ki haklı çıksın.

    edit: ilham alınan kitaptaki kısmı da koyayım da tam olsun:

    --- spoiler ---

    nietzsche'nin üstinsan'ına yükselmekle hitler'in altinsanına inmek arasında bir seçim yapma hakkın vardı. sen "yaşasın!" diye bağırdın ve altinsanı seçtin.

    lenin'in gerçek demokratik kurumlarıyla, stalin diktatörlüğü arasında bir seçim yapma hakkın vardı. sen stalin'in diktatörlüğünü seçtin.

    isa'nın o sade yüce yaşamı ile, paul'un kendi papazları için koyduğu zorunlu bekarlık ve senin için koyduğu zorunlu evlilik arasında bir seçim yapma hakkın vardı. isa'nın anasının dünyaya getirdiği çocuk, yaşamını yalnız aşka borçlu iken, sen ya zrunlu bekarlığı ya da zorunlu evliliği seçtin.

    marx'ın emeğin meta değerlerini yaratan üretici gücü üzerine kurduğu kuramıyla, devlet kavramı arasında bir seçim yapma hakkın vardı. sen emeğin üretici gücünü unutup devlet kavramını seçtin.

    fransız devrimi sırasında zalim robespierre ile, büyük danton arasında bir seçim yaparken, sen zalimliği seçtin, büyüklüğü ve iyiliği ipe çektin.

    engizisyon kıyıcısı ile galileo'nun gerçeği arasında bir seçim yapman gerekiyordu. sen büyük galileo'ya öldüresiye işkence ettin. onu alçaltıp küçük düşürdükten sonra yaptığı buluşlardan yararlandın. bu yirminci yüzyılda engizisyonun yöntemlerini yeniden yürürlüğe koydun.

    sen küçük hintli! milyonlarcanız açlıktan kırılıyor, ama kutsal saydığınız inekleriniz yüzünden müslümanlarla aranızdaki kavgaya bir son vermiyorsunuz. sen küçük italuyan, triesteli küçük yugoslav, yırtık pırtık giysiler içinde dolaşırken bir tek şeyi kendine dert ediyorsun: trieste " italyan"mı yoksa "yugoslav" mu? benim bildiğim kadarıyla trieste tüm dünya gemilerine açık bir limandır. hitlercileri milyonlarca insanı öldürdükten sonra asıyorsun, peki ama bu cinayetler işlenirken sen neredeydin? birkaç düzine ölüyü görmek seni heyecanlarmıyor. sende insanca duyguların uyanması için milyonlarca insanın ölmesi mi gerekiyor?
    --- spoiler ---
  • insanlık için yaptığı bir çok bilimsel çalışmaların kıymetinin bilinmediği ve 'doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar' atasözünün birebir karşılığını yaşamış olan wilhelm reich'in bir seslenişidir dinle, küçük adam.

    bir anlamda da sarsıcı bir kitaptır kendinin farkına varamayanlar, varmak istemeyenler için. gerçekleri bir bir suratına bağırır küçük adamın. küçük adamdan kastı nedir peki ?
    kendi gerçeğinden kaçan; kadınlara, yalnizca hayvani olan bir istekten doğan cinsel açlıkla bakan; çocuğu olunca önemsemeyip onun sevincini paylaşmayan; kendi çıkarlarını savunduğunu düşünerek aslinda kendine zarar veren; iktidar ne derse kabul edip onun doğruluğunu araştırmaya lüzum dahi görmeyen; toplumsal değişmezlerin her zaman yanında duran küçük adam.

    insanlar her zaman bir çoban arıyor. siyasal iktidar örneğin bizim için çobanlık yapıyor.
    neden çoban arıyor insanlar peki? çünkü düşünmekten, sorumluluk almaktan kaçıyor; kim başı ağrısın ister ki.
    bu her zaman için böyleydi.
    mö dönemlerde örneğin. o zamanlar mısır ve babil'de yükselişte olan astronomi, matematik ve geometriyi yunanlar aldı ve tümdengelimli bir noktaya taşıdılar.
    kısa bir süre içerisinde yüksek ilim merkezine ulaşılan ionyada da aynı zamanda tiranlik vardı.
    neden felsefenin bilimin geliştiği bu uygarlıkta da insanlar kabul etti eziyeti?
    mutlu olmak için buna mecbur olduklarını düşündüler çünkü.

    ama insanlığı savunan, hümanistler konusunca anarşist oluyor. deli oluyor onlara göre. ve toplum tarafından dislaniyor.

    ...
    ,,
    marx'in, bütün mal değerlerini tek başına yaratan, senin canlı emek gücünün verimi kavrayışı ile devlet düşüncesi arasında seçeneğin vardı. sen, emegindeki dirimi unuttun ve devlet düşüncesini seçtin. ,,

    cem yayinevi, sf 70.

    ...

    ,,
    senin yıkıp yok etmek istediğin şey, her zamandan daha güçlü olarak açılıyor ve senin saklamak ve kendi yaşamın gibi korumak istediğin şeyi de, yıkıp yok ettin. ,,

    sf 79.

    sevgi vermek çok mu zor?
    birinin ilgisini, şefkatini almak doyumsuz bir hazza dönüşüyor çoğu zaman . ama iş sevgiyi vermeye gelince korkuyorlar. hayatı erteleyip kaçıyorlar.

    --- spoiler ---

    "bir kız arkadaşın yok ve bir kız arkadaşın olsa, içindeki "erkekcik" i kanıtlamak için, onu yalnizca cinsel ilişkiden başka bir şey düşünmezsin. sen sevgi nedir bilmezsin.. - "
    --- spoiler ---

    ...
    ,,
    gönüllü vericinin, severek bağışlayanın etrafını dolanıp, onu somuruyorsun. sen emicisin..- ,,

    sf 93.

    rupi jam vincula dicas;
    nam luctata canis nodum arripit; attamen illi,
    cam fugit, a collo trahitur pars longa catenae
    kırdım diyorsun zincirlerini;
    evet, köpek de çeker koparır zincirini,
    kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak.

    persius

    düşünmek ne zor şey değil mi? kimse sorumluluk almak istemiyor, kendilerinden kaçıyorlar, çünkü korkuyorlar.

    gerçi her mutluluğun, her güzelliğin mutlaka ama mutlaka kaçınılmaz bir sonu var. hüzünlü bir son.

    sokrates der ki: "tanrılardan biri hazla elemi birleştirip karıştırmak istemiş, bunu basaramayinca, bari şunları kuyruklarından birbirine bağlayalım, demiştir."

    kadehime eski falernum şarabı döken çocuk,
    daha acısından getir bana.
    catullus

    genç bir arkadaşım var. yeni yeni kavriyor sorumluluklarıni.
    bir de 4-5 yaşlarında bir kız kardeşi var.
    bir gün bana dedi ki: keşke kiz kardeşim(son kardeşi) olmasaydı.
    neden diye sorunca , çünkü artik sorumluluklarım arttı ve ona karşı sorumluyum dedi.

    hepimiz benciliz. oysa ki karşımızdakini mutlu etmenin bizi de mutlu ve değerli kilacagindan habersiziz.
    mücadele etmek zor geliyor insanlara çünkü acizler. kısa yoldan onları rahatsız eden seyden kurtulmanın sabirsizligi icerisindeler. fakat çabucak giden şeyin zorluğu sonradan ortaya çıkar.

    sonuç olarak, belki farkında olmadan yaşadığınız durumları anlayabilmek ve kendinizle ilgili soruların cevabını bulabilmek adına, sade ve anlaşılabilir bir dille yazılmış önemli ve geliştirici bir kitap.
    düşünerek okumanızı tavsiye ederim.