şükela:  tümü | bugün
  • filmin yönetmeni jacques descamps, antalya film festivali bünyesinde düzenlenen bir "senaryo atölyesi" çalışmasına rehberlik edecekmiş.
  • (bkz: #7742879)
  • faruk nafiz çamlıbel'in 1919 tarihinde yayımladığı şiir kitabı.
  • mesnevi'nin başlangıç satırı.
  • çalışmalarına 2006'da başlanan ve unesco tarafından mevlana yılı ilan edilen 2007 içinde gösterime girmesi planlanan film. 2008'in sonuna ancak yetiştirilebildi.

    --- spoiler ---

    film tek bir şey üzerinde odaklan-a-mıyor. her türden seyirciyi çekelim, hasılat yapsın konuşulsun düşüncesiyle çekilmiş. belki de bir sonraki proje için bir önhazırlıktı. biraz tarih, biraz mevlana, biraz aşk, bir miktar daha önce hiç ele alınmamış 18 yy. osmanlı imparatorluğu var filmde ama hiç biri tam değil.

    şu var ki izleyiciyi dönemin havasından kopartabilecek bir aksaklık yoktu; ayrıntılara çok fazla dikkat edilmiş; ciddi bir araştırmanın izleri görünüyor filmin her karesinde. aynı dönemi yansıtan içeriği daha doyurucu bir eser daha gelecektir sonrasında.

    mevlana'dan mı kaynaklandı bilemem fakat filmin genel havası bayati peşrevi hızında ve aynı derecede vakur. bu havayı bir yabancı yönetmenin vermesi de ilginç geldi bana.

    --- spoiler ---
  • sonunu çekmeyi unutmuşlar bu filmin...

    --- spoiler ---
    herşey iyi güzeldi de, niye ilk başta halil tabibi kötü gibi gösterdiniz? ayrıca biz niye hikayeyi halilcan'dan dinledik? artı olarak, gülnihal ortalıkta "en güzel benim" diye dolandıkça, tabi bütün kalfalar ondan önce evlenir. burhan öçal zaten çok anlamsızdı, filmin ortasında tencerelerin üzerine vurarak ritm yapan bir kalfa???
    filmin sonunda, sevgilimi uyandırınca dedim ki, en azından turk telekom'un bizden aldığı vergilerle güzel bir sema gösterisi izledik. o derece kötü bir filmdi yani.
    hatta, filmin tek güzel yanı, dönem kıyafetleri idi.
    --- spoiler ---
  • neyini dinlemem gerektiğini anlamadığım, iki saatlik iç sıkıntısı.
    kostümlere, detaylara gösterilen özen senaryoya da gösterilseymiş keşke (gerçi detaya ne kadar özen gösterilmiş olduğu da ayrı bir mevzu; örneğin herkesin elinde şamdanla dolaştığı odaların gün gibi aydınlık olması nasıl bir ışık yönetimidir anlayamadım). ne mevlanayla, ne tarihle, ne osmanlıyla, ne fransayla, ne aşkla, ne dinle ilgili bir film bu. içerik bakımından koskoca bir sıfır. seyirciyi ebleh yerine koyarak durmaksızın konuşan dış ses de sinirleri bir kat daha geriyor. biz görmüyoruz sanki olup ne olup bittiğini (zaten bir şey olduğu da yok filmde).
    bu filmi de yere göğe sığdıramamış olan hasan celal güzele de buradan saygılarımı gönderiyorum. bravo.
    http://www.radikal.com.tr/…13.10.2008&categoryid=97
  • sinemadan ciktiktan sonra "filmin konusu neydi lan" dedirten film.

    dede efendi'yi emin olcay canlandirmis. ayni kisi kurtlar vadisi'nde omer baba'yi canlandiriyor. fakat ben iki rol arasinda bir fark goremedim. ayni ses tonu ayni uslup ayni mimikler. cikar omer baba'yi diziden koy dede efendi'nin yerine filmin tadinda bir degisiklik olmaz. ayni sekilde koy dede efendi'yi omer baba'nin yerine seyret diziyi o sekilde degil biz polat bile anlamaz aradaki farki
  • film bittiğinde noldu yani şimdi dedirten tamamen anlamsız bir film olmuş. üstelik diyaloglar o kadar kötü ki, konuşmalar çok yapay duruyor. görüntü de rezalet .. bilgisayarda yapılmış ultra mükemmel istanbul görüntüleri ve kar efektleri keşke hiç olmasaymış dedirtiyordu. elle tutulur hiç bir yanı olmayan bir film yani.