şükela:  tümü | bugün
  • en zor eylemlerden biri*.
    duyumun algılanması.
    isitmenin bir kac adım otesi.
    eğer bedenlerimizi dinlemeyi öğrenirsek her şeyin anlamını kavrayabiliriz.
    "konuşmakla meşgulken, 'o' nun sesini duyamazsın! ruhunu kristalleştir."
  • duymanın 1 basamak ötesi, akıl ve kıvrak zeka gerektiren eylem.

    örnek:
    -duydum..
    -peki ya dinledin mi genç..

    (bkz: karizma sözler)
  • sonrasında anlamak olmadığı sürece hiçbir şey ifade etmeyen eylem...
  • bazen, bir nevi açlık dindirme yöntemi benim için. özellikle hayat hikayesi dinlemek, tadından yenmez bir olay... çoğu insanın bi şekilde rahatlamasına yardımcı olmak, kendimi de rahatlatarak. hele bir de otobüse binersiniz, yanınıza tanımadığınız biri gelir, anlatır da anlatır, sevgilisi ona vurmuştur, oğlu istemediği biriyle evlenmiştir, ah çalışmayı bırakmasaydı şimdi ne yüksek mevkilerde olacaktır, vesairedir de vesairedir, önemli olan çözüm önermeniz veya sizin de bişeyler anlatmanız değil sadece dinlemenizdir ya, işte bunu seviyosanız dinlemek en zevkli eylemlerden biridir.
  • bir insanı anlamanın altın anahtarı. bir insanı dinlemediğinizde alacağınız şey "hiç"den başka bir şey olmayacaktır.
  • gayet basit gelen, her zaman yaptığımız bir şey olarak gördüğümüz; ama hiç de basit olmayan ve özveri gerektiren davranış. diyalog içinde olduğunuz insana değer verseniz de vermeseniz de, anlamak için dinlemek zorundasınızdır, ama dinlemek için de emek vermeniz gerekir. nasıl ki baktığınız her şeyi görmüş sayılmazsınız, aynı şekilde duyduğunuz her şeyi de dinlemiş olmazsınız.

    kısacası zordur; hele şu herkesin konuştuğu, kimsenin başkasını iplemediği zamanımızda daha da zordur.
  • bize bilginin kapisini aralayan iki hazinemiz vardir. biri görmek, digeri dinlemek. aman ha bunlari kesinlikle bakmak ve duymakla karistirmayin. zira görüp bakamayabilir, dinleyip de duyamayabilirsiniz. dinlediklerinizi anlayabilmek, onlari tasnif edip “dogru”ya ulasabilmek de görebilmek kadar önemli ve egitimli kulaklarla kavusulacak bir edimdir. deha, bilge, dahi ve sair sifatlarla betimledigimiz kisileri bu hale sokan da ancak bu evrelerden geçmistir. biz de bu bölümde dogruyu dinlemeyi, üstatlarin “dogru” olarak gösterdiklerini irdeleyip aç beyinlerimize sunacagiz. müzigin neden müzik oldugunu, enstürmanlarin yanik seslerini, enstürmanlasan insan sesinin büyüsünü anlamaya, bu düetlerin olaganüstü uyumunu anlamaya çalisacagiz. ama çalismamiz elbette müzikle sinirli kalmayacak. zira “dinlemek” müzikle sinirlandirilamayacak kadar büyük bir hazine. farkli seslerin uyumlu birligini (diversarum vocum apta coadunatio) anlayabilmek, dogayi dinlemek, sesleri ayirt etmek gibi dersleri bilen üstatlardan ögrenecegiz. ne zamana kadar? elbette duymayi ögrenene kadar. çünkü kulagimiza çalinan onca ses arasindan neleri duyacagimizi bilmek, ilk basta dinlemeyi bilmekle olacaktir. merdivenin adimlarini birer birer çikmak gerekli ki hem bildigimizi dosdogru bilelim, hem de duydukça kulak kabartalim...

    bölümün fakirligi yukaridaki açiklamamdan ileri geliyor. dilegim, taahhüdümün ardinda durmak ve dinlediklerimi anlatabilmektir.

    anlamak varken,

    http://www.anlamak.com/
  • duymak ile başlayan eylem.
    zaman zaman;
    gözlerle,
    zaman zaman;
    dokunarak yapılan eylem.
  • ''konuşmanda susma korkusu varsa, senin bana saygına karşılık, seni yüceltmek için dinlerim seni...
    ... susma korkusu varsa, sana önem vermem, dinlemem seni...
    ... susmanda konuşma korkusu varsa bırakırım olduğun yerde seni...
    ... konuşmanda konuşma korkusu varsa seni alçaltmak için dinlerim seni.''

    özdemir asaf
    yuvarlağın köşeleri
  • “ben hayatımda hiç dinlemedim” dedi. kendisi hakkındaki bu keşfin ardından da sordu “yalnızca ben miyim dinlemeyen yoksa herkes mi böyle?”. “herkes böyle değil, erkekler böyle ve sen tam bir erkeksin sen” dedim.
    dinlemek karşı tarafa verilen bir şeydir ve erkek dinlerse iktidarından bir şeyler kaybedeceği korkusunu yaşar; bu sebeple dinlemekten kaçınır. dinlemek yerine anlatan olmayı, seyredilen, yönlendiren olmayı tercih eder ki; bunu dinlenilmeme, kaale alınmama riskinin ağırlığına rağmen yapar. ilgi cepte, bir kez anlatan rolünü üstlendiysen. ama ya anlattıkların beğenilmezse? işte er kişi bu kaygıyla, olumsuz tepkileri bertaraf etmek için anlatıcılığını sürekli kılar, kişilik özelliği haline getirir, konuşur da konuşur… sıklıkla da güldürme denizine yuvarlar laflarını ki karşısındaki gülmekten olumsuz tepki veremeyecek hale gelsin. bir şeye gülmek için onu doğru bulmaya gerek olmadığından, karşısında anlattıklarına gülen birini gören erkek anlattıklarının içeriğinin olmasa bile anlatma tarzının onaylandığını hisseder. iktidarı onaylansın da, “haklısın” denmese de olur.
    içten içe bilir erkek, karşı taraftan öğrenebileceği bir şeyler olduğunu. ancak bu bilgiye varması için saf özgüvenden yapılmış ince bir tırmıkla eşelemesi gerekir içini. dinlememesi, hep anlatan taraf olmak zorunda hissetmesi, her konu hakkında söyleyecek bir sözü, her soruya bir cevabı olmak zorundaymış gibi davranması olağan ama “doğal” değil. çünkü o, doğal cinsiyetinden binlerce yıl uzakta. iktidar kostümünü üzerinden düşmesin diye öyle bir yapıştırıyor ki, bırakın sosyal hayatını, özel hayatında bile çıkaramıyor onu. aynı şey kadın içinde geçerli ama “kadın” ile “havva” arasındaki mesafe “erkek” ile “adem” arasındaki mesafeden daha kısa.
    işleri zor bu anlamda erkeklerin, yükleri ağır. öyle ki dinlemeyene kaba, dinlemediğini söyleyene dürüst öküz, dinliyormuş gibi görünene samimiyetsiz öküz muamelesi yapılıyor. hem anlatıcı rolünü üstlen, hem eleştirilme riskini göze al hem de öküzlükle itham edil. yazık erkeklere… elini bilekten bükerek konuşmak bile yasak ona. bu sebepten “rahatsız”, bu sebepten “kasıntı”, bu sebepten “kızlar da öküz sever” diye şarkı sözleri var. yine aynı sebepten her tarafta aynı sahne: erkek anlatıyor kadın da dinliyor ya da gülüyor. gerçi “kadınlar güldüren erkeklerden hoşlanır” tezi eğitim gören kadınların artmasıyla birlikte eleştirilir ve ortalıkta “ah sen güldüren erkeklerden hoşlandığımızı mı zannediyorsun” diyen kadınlarla karşılaşır olduk. eh onlar da iktidar sahibi artık ve mesela ekşi sözlük’te erkeklerin anlattıklarına gülmeyip bizzat kendi yazdıklarına gülen kadın yazarlar var. kabul güldürebilenleri de var ama… bu da olağan ve bu da doğal değil. bunların ardından “ahaaa beni güldürebilen bir kadın vay be” nidalarıyla iktidarını uyanık bir biçimde paylaşmayı kabul eden erkekler de türüyor ve bu böyle gidiyor. erkekler, (kadınlar dahil) her şeyi anlatmaya devam ediyor, ama artık kadınlar eskisi gibi dinlemiyor. onlar da konuşuyor. kimse kimseyi dinlemediği gibi, konuşmaktan kendilerini bile dinlemiyorlar. yine de konuşmak iyidir.