şükela:  tümü | bugün
  • florya sahildeki dondurmacıları geçince ilk soldan girilir. dinlenme evleri diye de geçer. ağaçlar içinde çok güzel bir yazlık mekandır. deniz, futbol, basketbol, pinpon ve alkol dinlenme evleri deyince ilk akla gelenlerdir. çok güzel insanlar vardır burada. hayatımın yarısı burada geçmiştir.
  • phelixin eşantiyon kolonya topladığı**** tesisler
  • bir zamanlar pearl harbor.
  • (bkz: kivanc savkin)
  • askeriyedeki disiplin evleri de (diger ismiyle disko) dinlenme tesisleri statusundedir. pek zevkli olur geceleri yataginda uzanirken yaninda bir duble raki bir avuc leblebi cep telefonundan mesaj atarsin manitaya..
  • insanları en güzel anlayabileceğin yerlerdir dinlenme tesisleri. hepsinin senin için yeri ayrıdır, hepsinin ruhu zaten birbirine esirdir.

    dur hele! devam etmeden önce şunu aç ve dinlemeye başla. bu çalarken devam et! unutma, bittikçe başa al şarkıyı. çünkü, hep aynı yerdedir dinlenme tesisleri. hep aynı zaman dilimine sıkışıp kalmışlardır. sen onları kitap gibi okurken, hep; onlar aynı şeyleri yazmaya devam ederler gece ve gündüz, usanmadan.

    ne diyordum? hah, hepsinin değişik yerleri vardır sende. hepsinin değişik şarkıları. bugün iç anadolu'daki, aksaraydaki bir tanesini anlayacaksın benim kelimelerimden. seçtiğim şarkıyla hem de.

    çok insan durur burada. hepsi bir şeyleri takip eder, kimisi kokusunu bırakır, kimisi nefesini, kimisi umudunu. o otobüsün nemli koltuğundan indiğin an var ya işte, o an başlar her şey. iç anadolu serindir. serttir. genlerinin hafızalarına birikmiş mem'leri hatırlatır sana belki. orta asya'yı, sibirleri.

    uyuşmuşsundur işte be adam! kolların, bacakların -pencere kenarı merakından hep, ah!- kasılıp kalmıştır sanki. bu yüzden ya işte, inerken otobüsten acele edersin. yenidir ya otobüsün, değişmemiştir ama o yıllar yılı alıştığın yolculuk kokusu. gülümsersin işte ucundan, değişmeyen bir yere gelmişsindir çünkü, çünkü burada 10 yıl sonra geldiğinde de tuvaletin aynı yerde olacağını, self servisin ve domates çorbasının hep birkaç adım ilerinde olduğunu bilirsin. burası, senin gibi göçebe, evi olmayan adam için bir evdir.

    her gelişinde sadece yarım saat kalacağın bir ev.

    en sevdiğin direğine yaslanıp sigaranı yakarsın. bu arada yeni misafirlerin gelir evine. buyur edersin onları, çünkü bilirsin: iç anadolu'da misafirperverlik adettendir. konuşmadan konuşursun onlarla sonradan, hepsine isimler verirsin. bak! derya orada işte: oturuyor, çayını içiyor. sevgilisiyle konuşuyor telefonda, ona bir şeyleri dert yanıyor, bazen de "aşkııım" diyor. ailenin evindeki muhabbet kuşu geliyor aklına; "onun taklidi "aşkıım"ı bile bundan daha içten be!" diyorsun. ama olsun. derya kalkmadan onu iyice öğrenmelisin. misafir sonuçta, iyi davranmak lazım gelir.

    derya'nın manikürleri fransız stili yapılmış. hani, bilirsin ya; tırnağa gelene kadar sadece parlatıcı, üst tarafta da uçuk beyaz boyası. yakışmış derya'ya çok, elinde tuttuğu iphone (3gs mi o?) ile renk uyumu da fevkalade! derya'nın saçları küt kesilmiş. 90'lı yıllardan sonraki fransız modasına uyuyor sanki. "buraya kadar fransa iyi" diyorsun. aşağı taraflarda işler karışmış. derya, ne yaptın kuzum? oldu mu şimdi o kontrastı sona dayanmış sweet üzeri hırka? 90'lar fransası derken, sen iron lady'in ingilteresine gittin be kuzum! pantolon dersen apayrı bir telden çalıyor, özgürlük martavallarıyla bezenmiş post milenyumla bezeli bol keseden bir pantolon?! hele o ayakkabılar? 50'li yılların amerikan kadınlarına özgürlük yalanıyla dayanmış, -ama aynı zamanda saflığı da simgeleyen- karbeyazı üzeri fiyonklu tap dancing babetleri?

    derya kafan mı iyi allahaşkına? embesil derya.

    sinirlendin değil mi? sinirleneceksin tabii, çünkü saçmalayan birisi var karşında! kafanı biraz çevir o zaman, gecenin 03:30'undasın, ürperiyorsun. hep yaşadığın o yarım saatini yaşıyorsun; bir genç kızı gör: gökçe. yanında da annesi nurgül hanım var. nurgül hanım yıllardır doğru düzgün yürüyemiyor. o yüzden ya işte, şimdi otobüsten inebilmek için önce herkesin inmesini bekliyor. gökçe? gökçe çoktan aşağı inmiş, annesinin gelmesini bekliyor. utanıyor annesinden biraz, biraz değil hatta; epey utanıyor gökçe. herkesin annesi sağlamken gökçe'ninki neden böyle oldu allahaşkına? gökçe'nin suçu nedir ki? okuduğu şehre, hem de kayıt zamanı giderken gelmek zorundaydı değil mi annesi? doktor hep orada değil miydi? neden başka zaman gelmiyordu? of ya! neden?

    gökçeyle buluştu mu gözlerin? gökçe'nin gözlerindeki siniri gör şimdi. ve, merdivenlerden yalpalayarak çıkmaya çalışan nurgül hanım'ın korkuluklara tutunduğu andaki acısını gör. vücudundaki acısından bahsetmiyorum, gözlerindeki acısına bak.

    o sana onyıllarını bir anda anlatırken, sen içerden onun için ağla. erken ölmüş kocası için, hayırsız kızı için, yıllardır kendine bu işkenceyi eden allah'ı için ağla. ağla. o bunu hak edecek ne yaptı ki?

    derya kikirdiyor yanda, duyuyor musun? duyamazsın! çünkü sen hala şarkıyı başa alarak dinliyorsun. bak, bak. derya'nın yanından geçerken ona sert sert bakan kıza bak. onun adı esin. esin'in bir sevgilisi vardı, geçen yıl. murat idi adı, 5 senedir birliktelerdi. evleneceklerdi, okulları da bitmişken hem. ta ki murat tam da şu şıllık gibi bir kızla işi pişirene dek! gözlerinden anlarsın, geçen yıl boyunca hep ağladı esin. gözlerinin altındaki halkalar da hep onun eseri. çok geldi murat, çok yalvardı, yakardı.

    çok seviyordu esin. ama gurur vardı be abi. bırakamadı, yediremedi kendine. "hayır!" dedi hep kapısına onlarca kez gelen murat'a, her seferinde de zırıl zırıl ağladı kapıyı kapattıktan sonra, çarpar gibi. halbuki ne kadar mutlu olabilirlerdi? ne kadar...

    girdabı görüyor musun? budur işte dinlenme tesisleri. hayatın beklemeye alındığı, acıların zihnin pusuna gömüldüğü yerlerdir. orada oturur işte tüm dünyanın kralları, orasıdır hepsinin evi.

    orasıdır aptallar sürüsünün yuvası.
  • nereye, nereden, ne için gidiyor olursam olayım, içimi burkan yerler bu dinlenme tesisleri.
    hepsi birbirine benziyor. hepsinde o tuhaf, soğuk, yabancı, kasvetli hava var.

    ve tüm o mercimek çorbaları, peynirli gözlemeler, karışık tostlar sanki aynı insanın elinden çıkmış gibi...
  • akillara araf filmini getirir, acaba nasil hayatlar gece gece dusundurur.