şükela:  tümü | bugün
  • "hiç dinlenmemek üzere yola çıkanlar, asla yorulmazlar."

    çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getiren uluslar önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra da geleceklerini yitirmeye tutsaktırlar.

    mustafa kemal atatürk.
  • çalışmak ve yorulmak/yorulmamak arasındaki ilişkiye analitik bir yaklaşımla konulmuş en güzel nokta.

    hayatımda sık sık karşılık bulan bir söz, atatürk'ün sözü.
  • şu aralar en çok ihtiyacımız olan, en itici, en motive edici söz.
  • vize haftasının yaklaştığı günlerde motivasyon kaynağı olabilecek en mükemmel söz.
  • bu sözün sözler içinde bir yeri vardı. şiar edinmiştim. o zamanlar tatil filan nedir bilmeyişimin etkisi de vardı sanırım. memuriyet, sendikacılık, dernekçilik, öğrencilik, yazar olma sevdası...

    bir insan aynı anda bu kadar işi başarabilir mi? görenler derinden bir " eferim " çekiyordu. ben de bunun gazıyla ve elbette atatürk rehberliğinde daha fazla çalışıyordum. tam olarak ne zaman bilemesem de bir gün durdum yürüdüğüm yolda. yorgunluktan değil, şaşkınlıktan. durdum ve " ben ne yapıyorum " diye sordum kendime.

    işten çıktım. haliyle sendika ve dernek faaliyetleri de boşa çıktı. okul da bitti. tamamen boştum ama o kadar bezgin hissediyordum ki bunu tama olarak anlatamam. çok fazla bölünmüş olmamın getirdiği dağınıklık ruhumu da dağıtmıştı galiba. ama atatürk?

    şimdi yine, yıllar sonra benzer durumdayım. çalıştığım iş, birinci ek iş, ikinci ek iş, ikinci üniversite, hala dinmeyen yazar olma sevdası...

    bu defa " eferim yusuf efendi eferim sana " diyen yok sadece. gecenin bu saatinde anlamsız bir şekilde atatürk'ün bu sözünü hatırladım sonra ve yorulduğumu fark ettim. bu defa hiçbir işi yarım bırakmak derdinde değilim. tüm bu yaptıklarıma devam...

    ama insan istemese de yoruluyor be atatürk. tatil istiyor bünye... köye gitsek, şemdi yastımanın şu şiirini yaşlılara okuyarak gülsek fena mı:

    ölmez, sağ olursam bu yaz inşallah
    sılayı bir daha görmek istiyom
    kırşehir'e varsam ya ağşam, zabah
    topraklara. yüzüm sürmek istiyom

    harmana denk gelse, düvene binsem
    şöyle dabaz olup, kaşınsa ensem
    acık bağ bellesem, acık dinlensem
    çayıra bir pala sermek istiyom.

    kaman'ı, mucur'u, çiçekdağı'nı
    kındam, dinekbağı, hem özbağ'ını
    köylü, kentli, hastasını, sağını
    görüp bir muhabbet kurmak istiyom.

    bağ bozumu üzüm haftına batsak
    bekmez kazanına hayvalar atsak
    boranıynan damla şiresi datsak
    arı soksa, çamır sürmek istiyom.

    hacı bektaş, ahi evran sultanı
    aşık paşa, kaya şeyhi cananı
    imarette neslim şeyh süleyman'ı
    aşk ile bağrıma sarmak istiyom.

    üç arkadaş şöyle bir bahça bulsak
    çalpıdan hatlayıp, bir üzüm yolsak
    sağbısı dutsa da, bir rezil olsak
    o tatlı günlere ermek istiyom.

    ahievran, çarşı içi, hökümet
    kümbetaltı, kayabaşı, imaret.
    akrabayı, eşi dostu ziyaret
    uğrayıp, hal-hatır sormak istiyom.

    seğirdip, dolaşsak hep tarla dapan
    keklik dutmak için kursaydık kapan
    daş döğüşü olsa, vızlasa sapan
    kafamı, gözümü yarmak istiyom.

    ne büyüktür zevki yurdu görmenin
    kaç senenin hasretine ermenin
    dört bir yanda methedilen termenin
    şifalı suyuna girmek istiyom.

    bilmem ki olur mu gine becerim?
    çayırda oynasak zıkka, acerim
    terleyip, karakıp, bir su içerim
    dalağım kabarıp, böğrmek istiyom.

    halam sağ olsa da, sesim duysaydı
    cebime devramel, iğde koysaydı
    (şunda yi) diyerek alma soysaydı
    cevizi de dişle kırmak istiyom.

    enteremi giysem, sümüğüm aksa
    koluma silerim, yağlığım yoksa
    (başangı) dır diye mahalle bıksa
    kesekle camları kırmak istiyom.

    bir de gitsem tezem beni görseydi
    içi çokelikli dürüm dürseydi
    hele azıcık da sızgıt verseydi
    o an pirzolayı yermek istiyom.

    cesurluğum dutsa, şöyle kasılsam
    yaylıların arkasına asılsam
    kımçıyı yiyince yere yassılsam
    yollarda ağlayıp durmak istiyom.

    dayım gilden acık köğtür aldırsam
    emmim gilden armıt kak'ı buldursam
    ceblerime şak leblebi doldursam
    töhmeleyip, uşgur kırmak istiyom.

    ceviz kaval etsem, sakam da toksa
    çızgılı oynarım, eneğim çoksa
    koluma söylerken bir döğüş çıksa
    sumsuk yimek, hem de cırnak istiyom

    sögürmelik bir et çıksa satırdan
    höşmerim, çullama gitmez hatırdan
    kuşlukleyin hedik gelse tandırdan
    çölmeğin içine girmek istiyom.

    tok, çik, opban, mirre bir aşşık atsam
    sakanın dımığna kurşun akıtsam
    üç yüz enek ütüp, cebe bakıtsam
    (ne şişiyon la) dedirmek istiyom.

    bir hağbe kemeyi yüklesem sırta
    çıksam bir alamaç yapacak sırta
    beş gö suvan, üç kaynamış yımırta
    bazlama içine sarmak istiyom.

    görür m-ola bu fakirin gözleri
    delice çay'ını, berrak özleri
    kıssıkkaya serinledir bizleri..
    neyleyım denizi, ırmak istiyom.

    bunları her daim arzular özüm
    memleket mahsülü vücuda lüzum
    tokaloğlu kaysı, dıranı üzüm
    tek, yimeyim, şöyle dermek istiyom.

    kim sorarsa yazdın bunları niye?
    gelecek nesile kalsın hediye
    kırşehir'de doğdum, türkmen'im dıye
    her yerde göğsümü germek istiyom.

    bir dügün olsa da bir kayın gitsek
    dokuz butlu tavuk lafını etsek
    dam pilavu, gelse yisek tüketsek
    davullu zurnalı dernek istiyom.

    ey şemsi yastıman, ümitli kulsun
    kısmet ise gayen yerini bulsun
    hemşeriler buna vasıta olsun
    kırşehir'e selam vermek istiyom.
  • tuyleri diken diken eden soz. basarisinin sirrini aciklamis atam.