*

şükela:  tümü | bugün
  • bir müslüman açısından dinlerarası diyaloğun nasıl olması gerektiğini yüce kitabımızdan görelim:

    bakara suresi 101. ayet
    onlara allah tarafından yanlarındaki kitabı doğrulayıcı bir peygamber gelince, daha önce kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki gerçeği bilmiyorlarmış gibi allah'ın kitabını arkalarına attılar.

    bakara suresi
    213. ayet
    insanlar tek bir ümmet idi. ayrılmaları üzerine allah, nimetinin müjdecileri ve azabın habercileri olarak peygamberleri gönderdi ve onlarla birlikte insanlar arasındaki anlaşmazlıklarda hakem olması için hak ile kitap indirdi. bunda da yalnızca kendilerine kitap verilenler, kendilerine bunca apaçık ayetler geldikten sonra tutup aralarındaki ihtiras yüzünden anlaşmazlığa düştüler. bunun üzerine allah kendi izniyle inananları anlaşmazlığa düştükleri hakka doğrudan ulaştırdı. allah dilediğini doğru yola çıkarır.

    ali imran suresi
    19. ayet
    doğrusu allah katında din, islam'dır. o kitap verilenlerin ayrılığa düşmesi ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastandır. her kim de allah'ın ayetlerini inkar ederse, şüphe yok ki allah, hesabı çabuk görendir.

    ali imran suresi
    20. ayet
    buna karşı seninle tartışmaya kalkışanlara de ki: "ben yüzümü islam ile tertemiz allah'a tuttum, bana uyanlar da." o kitap verilenlerle verilmeyen ümmilere de ki: "siz islam'ı kabul ettiniz mi?" eğer kavgayı kesip islam'a girerlerse doğru yolu tutmuşlardır. yüz çevirirlerse, sana düşen ancak tebliğdir; allah o kulları görüyordur.

    ali imran suresi
    64. ayet
    de ki: "ey kendilerine kitap verilenler, gelin aramızda ortak bir kelimede birleşelim, allah'tan başkasına tapmayalım, o'na hiçbir ortak koşmayalım ve allah'tan başka kimimiz kimimizi rab edinmesin!" eğer bundan yüz çevirirlerse: "bizim gerçekten müslüman olduğumuza şahit olun!" deyin.

    ali imran suresi
    65. ayet
    ey kendilerine kitap verilenler, niçin ibrahim hakkında tartışıyorsunuz? oysa tevrat ve incil ancak ondan sonra indirildi. bunu da mı kavraya mıyorsunuz?

    ali imran suresi
    69. ayet
    kitap verilenlerden bir topluluk, sizleri şaşırtmayı arzu etti. oysa kendilerini şaşırıyorlar da farkına varamıyorlar.

    ali imran suresi
    70. ayet
    ey kendilerine kitap verilenler, neden göz göre göre allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?

    ali imran suresi
    71. ayet
    ey kendilerine kitap verilenler, neden hakkı batıla buluyorsunuz da gerçeği bile bile gizliyorsunuz?

    ali imran suresi
    72. ayet
    kitap verilenlerden bir kısmı da şöyle dedi: "varın o inananlara indirilene güpe gündüz inanın, sonunda da dönüp inkar edin, belki onlar da dönerler.

    ali imran suresi
    75. ayet
    kitap verilenlerden öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet bıraksan onu sana geri verir. yine onlardan öylesi vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine binmedikçe onu sana vermez. çünkü onlar: "bizim aleyhimizde okur yazar olmayanlarda bir yol yok" derler ve allah'a karşı bile bile yalan söylerler.

    ali imran suresi
    98. ayet
    de ki: "ey kitap verilenler, niçin allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz? allah yaptıklarınızı görüp duruyor."

    ali imran suresi
    99. ayet
    de ki: "ey kitap verilenler, niçin inananları allah'ın doğru yolundan engelliyorsunuz? görüp durduğunuz halde niçin onun çarpıklığını istiyorsunuz? allah yaptıklarınızdan habersiz değildir."

    ali imran suresi
    100. ayet
    ey iman edenler, eğer o kitap verilenlerden her hangi bir gruba uyarsanız, sizi inandıktan sonra döndürür kafir ederler.

    ali imran suresi
    110. ayet
    siz insanlar için çıkarılmış ümmetlerin en hayırlısı olmak üzere yaratıldınız. iyiliğin yapılmasını emreder, kötülüğün yapılmasını yasaklarsınız ve allah'a inanır iman getirirsiniz. kitap verilenler de inansalardı, haklarında hayırlı olurdu. içlerinde inananlar varsa da pek çoğu dinden çıkmış fasıklardır.

    ali imran suresi
    113. ayet
    hepsi bir değildir. kitap verilenler içinde gece vakitlerinde allah'ın ayetlerini okuyup secdeye kapanan doğru bir topluluk vardır.

    ali imran suresi
    186. ayet
    çaresiz, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve kesinlikle gerek sizden önce kitap verilenlerden ve gerekse allah'a ortak koşanlardan bir çok incitici sözler işiteceksiniz. eğer sabreder ve allah'tan korkarsanız işte bu, azmedilmesi gereken şerefli işlerdendir.

    ali imran suresi
    187. ayet
    vaktiyle allah, kitap verilen okur yazarlardan: "andolsun ki, onu insanlara anlatacaksınız ve gizlemeyeceksiniz." diye söz almıştı. derken onlar, onu arkalarına atıp az bir para karşılığında sattılar. ne kötü bir alışverişti bu!

    ali imran suresi
    199. ayet
    kitap verilenlerden de allah'a, size ve kendilerine indirilene, allah'a boyun eğerek inananlar ve allah'ın ayetlerini birkaç paraya satmayanlar vardır. işte onların, rablerinin katında mükafatları vardır. şüphe yok ki, allah hesabını çabuk yapar.

    nisa suresi
    47. ayet
    ey kendilerine kitap verilenler, gelin o beraberinizdekini doğrulamak üzere indirdiğimiz bu kitaba, biz bir takım yüzleri silip de enselerine çevirmeden veya onları cumartesi yasağını çiğneyenleri lanetlediğimiz gibi, lanetlemeden önce iman edin! yoksa allah'ın emri daima yerine gelmiştir.

    nisa suresi
    131. ayet
    allah'ındır göklerde ve yerde ne varsa. andolsun ki, sizden önce kitap verilenlere de, size de: "allah'tan korkun!" diye tavsiye etmiştik. bununla birlikte inkar ederseniz biliniz ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi allah'ındır. allah her şeyden müstağni ve övülmeye layıktır.

    nisa suresi
    159. ayet
    andolsun, kendilerine kitap verilenlerden ölümünden önce ona iman etmeyecek hiç bir kimse yoktur. kıyamet gününde de aleyhlerine şahit olacaktır.

    nisa suresi
    171. ayet
    ey kitap verilenler, dininizde aşırılığa gitmeyin ve allah hakkında yalnızca gerçeği söyleyin! meryem oğlu mesih isa, yalnızca allah'ın peygamberi, meryem'in ulaştırdığı kelime'si ve ondan bir ruhtur; başka birşey değil. gelin allah'a ve o'nun peygamberlerine iman getirin ve "üçtür" demeyin. bundan vazgeçin; hakkınızda hayırlı olur! allah, ancak bir tek ilah'tır, haşa o'nun bir oğlu olması asla düşünülemez. göklerde ve yerde ne varsa hepsi o'nundur. vekil olarak da allah yeter.

    maide suresi
    5. ayet
    bugün temiz nimetler size helal edildi. kendilerine kitap verilenlerin yemekleri size, sizin yemekleriniz de onlara helaldır. hür mü'min kadınlarla, sizden önce kendilerine kitap verilenlerin hür kadınları, namusunuzu muhafaza etmek, zina etmemek, gizli dost tutmamak, kendilerine mehirlerini verip nikahlamak şartıyla size helaldır. her kim şeriatın hükümlerini tanımazsa, bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve o ahirette zarara uğrayacaklardandır.

    maide suresi
    15. ayet
    ey kitap verilenler, şimdi size, kitabınızın gizlemekte olduğunuz birçok yerlerini sizlere açıklayan birçoğunu da geçiveren peygamberimiz geldi. işte size allah'tan bir nur, bir parlak kitap geldi.

    maide suresi
    19. ayet
    ey kitap verilenler, bakınız size, peygamberlerin gelişinin kesintiye uğradığı bir zamanda: "bize ne müjdeyle sevindirecek bir müjdeci ne de ihtar ile gocunduracak bir uyarıcı gelmedi!" demeyesiniz diye, tatlı ve acı gerçekleri açıklayan elçimiz geldi! işte size hem müjdeci hem de uyarıcı bir peygamber geldi! allah, her şeye gücü yetendir.

    maide suresi
    57. ayet
    ey iman edenler, ne sizden önce kitap verilenlerden dininizi eğlenceye alıp oyuncak yerine koyanları ne de kafirleri dost tutmayın! allah'tan korkun, eğer inananlar iseniz.

    maide suresi
    59. ayet
    de ki: "ey kitap verilenler, siz yalnızca allah'a inanmamızdan; bize indirilene ve daha önce indirilene inanmamızdan, bir de çoğunuz doğru yoldan çıkmış olduğunuzdan dolayı bizden hoşlanmıyorsunuz."

    maide suresi
    65. ayet
    eğer kitap verilenler iman edip allah'tan korksalardı, şüphesiz onların kötülüklerini örter ve onları nimeti bol cennetlere koyardık.

    maide suresi
    68. ayet
    de ki: "ey kitap verilenler, siz tevrat'ı, incil'i ve rabbinizden size indirileni uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz." andolsun ki, rabbinden sana indirilen -bu kur'an-, onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. o halde kafirlere acıyacağın tutmasın!

    maide suresi
    77. ayet
    de ki: "ey kitap verilenler, dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın ve bundan önce şaşmış, birçoklarını da şaşırtmış ve yolun doğrusundan sapmış bir kavmin keyifleri ardından gitmeyin!"

    tevbe suresi
    29. ayet
    kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde allah'a ve ahiret gününe inanmayan, allah'ın ve peygamberinin haram ettiğini haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyenlere küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın!

    hadid suresi
    29. ayet
    çünkü kendilerine kitap verilenler bilmeyecekler mi ki, allah'ın lütfundan birşey (i elde etmey) e güç yetiremezler ve gerçekten lütuf allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. allah çok büyük lütuf sahibidir.

    hasr suresi
    2. ayet
    o'dur kitap verilenlerden inkar edenleri ilk haşir için yurtlarından çıkaran. siz, onların çıkacaklarını sanmadınız, onlar da kalelerinin kendilerini allah'tan koruyacak engelleri olduğunu sandılar, fakat allah onları hesap etmedikleri bir yönden bastırdı ve kalplerinin içine korku düşürdü. öyle ki, evlerini bir yandan kendi elleriyle, bir yandan da mü'minlerin elleriyle harap ediyorlardı. ey görecek gözleri olanlar, düşünün de ibret alın!

    müddessir suresi
    31. ayet
    biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık, sayılarını da sadece inkarcılar için bir fitne vesilesi kıldık ki, kitap verilenler kesin inanç edinsin, inananların imanını arttırsın, kitap verilenlerle, müminler şüphelenmesin, kalplerinde hastalık bulunanlarla kafirler: "allah bununla mesela ne demek istiyor?" desin, işte böyle allah, dilediğini şaşırtır, dilediğine de yola getirir. rabbinin ordularını sadece kendisi bilir; ve o ancak düşünmek için insanlara bir öğüttür.

    beyyine suresi
    6. ayet
    gerek kitap verilenlerden, gerekse müşriklerden küfredenler, muhakkak cehennem ateşindedirler, orada ebedi kalacaklardır. onlardır bütün insanların en şerlileri!

    şura suresi
    14. ayet
    onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. eğer belli bir süreye kadar rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar da onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.

    şura suresi
    15. ayet
    işte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. onların heveslerine uyma ve de ki: ben allah'ın indirdiği kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. allah bizim de rabbimiz, sizin de rabbinizdir. bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de o'nadır.
  • - ben hak diniyim
    - ben bok dini miyim ?
  • dinlerin "protestanlastirilmasi"ni ve catismalara yolacabilecek radikal ogelerinin yumusatilarak kapitalizme uygun gelismeci bir yapiya burundurulmesini amaclayan surec.
  • bazı kalemlere göre bu hristiyanlaştırma amacı güden bir komplo girişimidir. örneğin fikirlerini son derece tartışmalı bulduğum komplo teorisyeni aytunç altındal:
    - girişimin 1962-1965 yılları arasında başta vatikan olmak üzere tüm hristiyan aleminde başlatıldığını,
    - özellikle 1993’de sscb’nin tam olarak yıkılmasından sonra ivme kazandığını,
    - dinlerarası dialog konusunda 1960-1965 yılları arasında türkiye, suriye ve iran ile kısmen irak’ta istihbarat ve demografik çalışmalar yürütmüş olan ‘barış gönüllüleri’ adlı misyonerler tarafından hazırlanmış olan raporlara dayandırılarak yürütülen bu faaliyetlerin, 1996’dan itibaren istanbul fener rum patrikhanesi’nin girişimiyle hız kazanmış olduğunu ileri sürmektedir.

    ona göre 1960’ta türkiye’de 1019 barış gönüllüsü misyoner, özellikle g. doğu anadolu’da faaliyet gösteriyordu.
    http://www.ilkadimdergisi.com/…1/kapak-roportaj.htm

    bu gibi konularda her taşın altından bize gülümseyen sevgili haydar baş'a (bkz: haydar baş/@andrew) yakınlığı gözden kaçmayan orhan dede ise:
    "türkiye’yi dinler arası diyalogla nurcuların lideri ve uzun süreden beri amerika’da konuşlanmış olan fetullah gülen tanıştırdı. dinler arası diyalog kavramı vatikan orijinli ve misyoner yaklaşımlı olmasına rağmen gülen ve taraftarları tarafından hevesle kabul edildi.

    haddi zatında diyalog, abd’nin islam ülkeleri için planladığı evangelist inanışın şekillendirip ortaya çıkardığı bop projesi çerçevesinde ortaya çıkan bir kavramdı.

    bop’ un toplumsal planda kabul görebilmesi için islam ülkelerinde uygun bir zemin hazırlamak için dinler arası diyalog kavramı ortaya atılmıştı. işte bu kapsamda bop’ ta daha sonra kilit ülke, merkez ülke ya da taşeronluk yapacak olan türkiye diyalog kavramının ilk olarak ortaya atıldığı müslüman ülke oldu." diyerek komplo iddialarını çeşitlendirmektedir.
    http://www.yenimesaj.com.tr/…=6949&tarih=2004-12-09

    her iki kalemden de bolca alıntı yapan
    http://www.diyalogmasali.com/ kimliğine ulaşamadığımız editörünün kaleminden konuyu şöyle özetliyor:
    "bir milletin toprak bütünlüğünü dağıtmak arkasından da işgal etmek düşünülüyorsa, evvela o topraklar üzerinde yaşayanların inanç ve akideleriyle oynanır.

    birisi veya birileri kalkıp da, 'korkmaya gerek yok, biz güçlü bir milletiz, öyle misyonerlik falan ve filan bize sökmez, dinine güvenen misyonerlikten, diyalogtan korkmaz' türü edebiyat yapıyorsa bu kişi ya gizli misyonerdir, ya da olayların vahametinin farkında değildir. "
    http://www.diyalogmasali.com/…s&file=article&sid=12

    ve ardından konuyu nedense bilim insanı sıfatını sonradan savunmaya soyunduğu fikirlere (aynı altındal gibi) referans görme hatasına düştüğümüz oktay sinanoğlu bağlıyor:
    "türkiye’nin adım adım yok edilme süreci yaşadığına dikkat çeken sinanoğlu, ab’nin bu süreçte kullanılan bir maskeden ibaret olduğunu söylemektedir. "
    http://www.yenimesaj.com.tr/…=6949&tarih=2004-12-09

    bu şahısların tümü bana en hafif deyimiyle şaibeli geliyor. o kadar ki onlar bir görüşün arkasında iseler ben doğrudan o görüşün gerçekleri yansıtmadığını düşüneceğim neredeyse. ama öte yanda rum patrikhanesinin ekümeniklik iddiasının ab sürecinde tanınması gibi bir dayatma gerçeği ile de karşı karşıyayız.

    kafam karıştı.

    (bkz: zamanının ötesinde entry'leri/@andrew)
  • vatikan'da papa 6. paul zamaninda 1960larda kurumsallasan, tum insanlara hristiyanlik ogretisini daha kolay anlatabilme amaciyla ortaya cikan dusunce.
    buna gore, tum insanlarin hristiyan olmamasinin ozunde hristiyanlari iyi tanimamalari ve hristiyanliga karsi bir onyargilarinin olmasidir. bu onyargilari ve hristiyanlik hakkindaki kotu imaji bertaraf etmek amaciyla olusturulmus olan bu kurumun turkiye'deki temsilcisi fetullah gulen'dir.
    siz zannediyor musunuz ki vatikan'daki kardinaller 1960larda oturdular, ve "baska dinleri de taniyalim onlarla diyaloga gecelim, belki onlarla kardes kardes yasar gideriz" dediklerini? hristiyanlik tarih boyunca batinin emperyal arzularini yerine getirmesinde onundeki engelleri temizleyici bir misyon uslenmistir. bati nereye adim atacaksa once misyonerlerini gondermis, ordaki inanci kendi islerine gelecek sekilde cevirmis, ondan sonra da askeri kuvvetiyle istila etmistir. (amerika kitasi ve afrika kitasi buna ornektir.)
    asil amac insanlari kendilerince hristiyanlastirarak kurtulasa erdirmek degildir. amac batiya uysal, gik demeyen, bacisini zukseler, ne guzel batili yegenlerim olacak diyen, kendini kaybetmis, insanimsi toplumlar olusturmaktir.
    "sozun fazlasi deliye soylenir!!!"

    eger dinlerarasi diyalog, vatikan patentli degil de, fetullah tarafindan ortaya atilan dinlerin birbirleriyle savasini onlemeye yonelik bir hareket olsaydi belki de baska turlu dusunulebilecek kavram olurdu..
  • farklı dine mensup insanların birbiriyle iletişim içinde olması, çatışma yerine uzlaşma yollarının aranması...

    din, insanın dünyaya geldiği andan öldüğü âna kadarki süreçte, kendisi, ailesi, toplumu, milleti, ülkesi ve bütün insanlık için yapmakla ve yapmamakla yükümlü olduğu kurallar bütünüdür.

    insanın -verimli bir hayat sürebilmesi için-, tanrı tarafından verilmiş bir nevi kullanma kılavuzudur.

    bu mânada allah tarafından insanlığa gönderilen tek bir din vardır. kur'an'daki ifadesiyle adı islâm'dır. din, ilk insan ve ilk peygamber hz. âdem'den günümüze kadar, zamanın şartlarına göre sürekli değişmiş ve gelişmiştir.

    her aşamada birileri, bulundukları yerde kalmayı tercih etmişler ve yeni değişime ayak uydurmak istememişlerdir. sonra da kendilerine bir ad vererek, sanki farklı bir dine mensup oldukları imajını ortaya çıkarmışlardır.

    bu anlattıklarımız ilâhî dinin seyir defteridir.

    bir de bazı bilge kişiler veya topluluklar, kendi kendilerine hayatı, evreni, tabiatı inceleyerek, bir tanrı'nın varlığı sonucuna varmışlar, âdeta kendi düşünceleriyle yeni bir din oluşturmuşlardır.

    bu iki tür din anlayışının birbirinden bazı farklılıkları olsa da, temelde bütün dinlerin amacı, üstün varlık olarak insanın, insanî değerlerle donatılmış bir şekilde, mutlu, huzurlu ve birbiriyle barışık yaşamasıdır.

    peki, nasıl oluyor da ortak amaçları insanların barışı ve huzuru olan dinler arasında tartışmalar, hatta kanlı savaşlar çıkabiliyor, sorusu hemen aklımızı kurcalayabilir.

    takdir edersiniz ki savaşlar ve karışıklıklar dinler arasında değil, o dine mensup olduğunu iddia eden bir takım ihtiraslı, gözü dönmüş, haktan ve adaletten uzak davranmayı kendine ilke edinmiş insanlar arasında çıkar.

    aynı şekilde çeşitli dinlere mensup basiret sahibi insanlar arasında da diyalog oluşabilir ve oluşmalıdır. aksi takdirde kötü niyetlilerin elinde din, bir koz olarak oyuncak gibi kullanılırken, dünya barışını sağlayabilmenin başka bir yolu yoktur.

    ismet inönü'nün meşhur sözüne atıfta bulunarak diyebiliriz ki : kendi kişisel çıkarları ve menfaatleri için kutsal inançları istediği gibi kullanan din bezirganları, din tüccarları, din istismarcıları kadar, gerçek ve samimi dindarlar da cesur ve yürekli davranmadıkça, din eksenli çatışmaların önüne geçilmesi imkânsız denecek kadar zordur.

    bu yüzden sıradan bir vatandaştan, en üst düzeyde görevli ve yetkili kişilere kadar, hangi dine mensup olursa olsun, dünyadaki insanların, insanca davranışı ön plana çıkaracak mücadelenin içinde olması ve "dinlerarası diyalog" anlayışına katkıda bulunması, kaçınılmaz bir insanlık görevidir.
  • - hellooo
    - aleykumselam..
  • içinde bulunduğumuz yüzyılın en büyük yalanı.