şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bu entry'de psikolojik anlamda din uydurma sebepleri üzerine eğilecek ve islâmi tarihe giderek, menfaate bağlanan uydurma iddialarının yetersiz olduğunun altını çizeceğiz.

    islam'ın, muhammed peygamber tarafından uydurulduğunu iddia edenlerin, bu uydurmayı menfaat düzeyine çekme ihtiyaçları doğmuştur.

    neden? zira maddi sorun yaşamayan, toplumda aşağı da bir statüsü olmayan bir kişinin rahat bir hayatını bırakıp arap yarımadasındaki yüzlerce binlerce yıllık köklü din ve inanç mensuplarına karşı mücadele bayrağı çekmesinin akli izahı yoktur. bu sebepten ötürü, islam'ın uydurma olduğunu iddia edenlerin, islam dininin peygambere menfaat getirdiğini savunma ihtiyacı hissetmeleri de buradan gelmiştir.

    bu entry'de de okuyuculara sırtlarını yaslamaları ve çaylarını/kahvelerini almalarını tavsiye ediyorum. ister aynı fikri taşısınlar ister farklı fikirde olsunlar, buradan hareketle, islâm dininin ortaya konulma amacının, menfaat olduğunu ileri sürülenlerin bir takım iddialarını başlık başlık ele alacak ve bunlara hem tarihsel hem de sosyal bilimlerin modern verileriyle incelenilen bu yazıda mutlaka farklı bakış açılarıyla karşılaşacaklardır.

    şimdi gelelim esas soruya.

    bir insan neden din uydurur?
    sosyolojik ve psikolojik anlamda, dörtten fazla sebep yoktur:

    1) statü kazanma amacı
    2) mal ve mülk kazanma amacı
    3) kadın elde etme amacı
    4) toplumu ıslah amacı

    ilk olarak statü kazanma konusuna bir bakalım. hz. peygamberin, risalet gelmeden önce toplumda manevi bir nüfuzu bulunmaktaydı. öyle ki, gençliğinde bugünki anlamda bir nevi vakıf ve toplumsal adaleti sağlamak isteyen sivil toplum örgütüne karşılık gelen hilfu’l fudul’da bulunmuş, yine müşriklerin kabe’yi onarma sürecindeki haceru’l-esved’i kimin yükleneceği konusunda hakemlik yapmış, kendisi “el-emin geliyor, onun hükmüne razıyız” cümleleriyle karşılanmış (sîre, 1/209; tabakât, 1/201), verdiği hükümden de herkes memnun olmuştu.

    elimizde, peygamberin islâm öncesi hayatında toplumdaki manevi nüfuzuna bakış atmamızı sağlayan şiir kayıtları da vardır. ebu’l-’âs b. er-rebî’ müslüman olmadan önce, resûlullah’ın kızı hz. zeyneb’ten“el-emîn’in kızı” olarak söz etmiştir. yine islâm’dan sonra da aynı vasıfları taşımaya devam etmiş, o dönemde müşrik şair kâb bin zuheyr tarafından “me’mun” (güvenilen) olarak vasıflandırılmıştır. benzer alıntılar müslüman şairlerde de vardır.

    yani muhammed peygamberin islam öncesi toplumda güçlü bir manevi nüfuza sahip olduğundan bahsedebiliriz.

    peki ya maddesel nüfuz?

    peygamberin toplumda maddesel bir nüfuzu olduğundan söz etmek güçtür. her ne kadar soylu bir aileye mensup olsa da, kişisel olarak bir kabile liderliği veya şehrin önde gelenleri olmak gibi bir niteliğe sahip değildi. bu noktada islâm dinini “maddi nüfuz için uydurdu” iddiası öne çıksa da, bu iddiada da birtakım sorunlarla karşılaşırız. zira peygamberlik iddiasında dâhi, kendisini “beşer olduğunu ifade eden” ayetlerin vurgulanmış olması oldukça ilginçtir. “ben de sizin gibi bir beşerim” (kehf 110), “ben bir beşer olan resulden başkası değilim” (isra 93) gibi ifadeler, bir nevi kendisini “normalleştirme” ifadeleridir.

    peygamberin hem bireysel karakteri, hem de vahiy sonucu elde ettiği karakterin “kişisel iddiadan uzak uzak, alçakgönüllü” olması psikolojik olarak “maddi nüfuz” arayışında olan bir figür iddiasını zayıf hale getiriyor. nitekim durumu vurgulayan başka verilere de sahibiz. eğer peygamberin amacı nüfuz olsaydı, kendisine “bu davetten vazgeç seni başkan seçelim” diyenlerin teklifini kabul eder, üstelik bunu da yakınlarına “ben önce güç elde edeyim, sonra onlara davet etmeye devam ederim” diyerek hem manevi hem de maddi otoritesini kazanmış olabilirdi. kısa yol varken bunca zahmetin mantığı yoktu.

    yani amacın "toplumsal bir statü kazanmak" olduğu iddiası oldukça zayıf kalmakta.

    -- şimdi de peygamberin, dini mal mülk elde edinmek için uydurduğu iddiasına gelelim. bu iddia, iddialar arasında en cılızlarından biridir. peygamber, peygamberlik öncesinde fakir değildi. evet, belki şahsi anlamda büyük bir zenginlikten söz edilemezdi ama hem eşi hz. hatice, hem de yaptığı iş gereği kimseye bir muhtaciyeti yoktu.

    peygamberin vahiyden sonra zenginleşmek şöyle dursun, yoksullaşmıştır. islam daveti müşriklerin öfkesiyle muhatap olmaya başlamış ve özellikle boykot döneminde müslümanlar büyük bir ekonomik sıkıntı içerisine düşmüşlerdir. müşriklerin, müslümanlardan hiçbir şey alıp hiçbir şey satmamaya karar verdikleri boykot dönemi (ibni hişâm, sîre, 1/375; ibni sa’d, tabakât, 1/208-209; belâzurî, ensab, 1/229-230; taberî, 2/225) süresince, hz. hatice islam yolunda bütün servetini tüketmişti.

    müslümanlar açlıktan topladıkları derileri emerek hayatta kalmaya çalışır hale gelmişlerdi. (süheylî, ravdu’l-unuf, ıı, 127; semira ez-zayed, muhtesaru’l-câmi fi’s-sîre, ı,196) öyle ki, bu yoksulluk ve kıtlık durumundan ötürü mekke sokakları müslüman kadın ve çocukların açlık feryatları ile inler hale gelmişti.

    gördüğümüz üzere, din uydurma amacı zenginlikse, bu fakirliğin anlamı nedir?

    dini uydurma amacı ekonomik çıkar elde etmek olan birinin, bu gibi durumlarla karşılaşma arefesinde dahi dini “yumuşatma” ve en azından bir sürelik davetten vazgeçme gibi teşebbüslerde bulunması gerekmez miydi? elbette evet. ama ne peygamber, ne de yanındaki az sayıdaki müslüman bu durumda dinlerinden vazgeçmedi ve zorluklara göğüs germeyi tercih ettiler.

    ikinci olarak, amacı din ile ekonomik güç elde etmek olan birinin, uydurduğu(!) kitaba “sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun” (yasin 21), “sizden hiçbir ücret istemiyorum” (şuara 180) gibi ayetleri koymasının mantığı nedir? peygamberin, peygamberlik döneminde şahsına sadaka bile kabul etmemesi, bu iddiaların ne denli zayıf olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

    -- bir diğer iddia da, peygamberin, dini kadın elde etmek amacı ile uydurmuş olmasıdır. bu iddia da cılızdır. zira istisnalar hariç, bir kişinin gençlikte karakteri neyse, ileri yaşlarda da o’dur. gençliğinin zirvesi olan 25 yaşındayken, 40 yaşında bir kadınla evlenmeyi tercih eden birinin bu anlamdaki yönelim düzeyi ortaya çıkmış olur. kadın kavramına, kadın için din uyduracak kadar önem veren birinin; ister mal ister de başka bir sebeple olursa olsun, başından iki evlilik geçmiş bir dul ile evlenme tercihi açıklanabilir olmayacaktır.

    ikinci olarak, peygamberin mekke’de kendisine yapılan kadın tekliflerini reddetmesi de bunu gösterir niteliktedir. daha davetin başındayken, sonu belli olmayan bir hareket için beklemek mi daha mantıklıdır, yoksa hedefin gerçekleştiği anda teklifleri kabul etmek mi?

    psikolojik bir gerçek olarak, sapkın insanlar hedefe odaklıdırlar. uzun vadeli, sonunda garantisi olmayan yollara başvurmak yerine daha kolay ve daha çabuk yolları tercih ederler. zira amaç, amaçlanılan şeydir; o yolda çekilenler bunun bedelini aşmamalıdırlar.

    yine dünyada en büyük kadın saplantısı olan kimseler dâhi, kadın için yurdundan atılmayı, aç bırakılmayı, sırtına hayvan dışkısı konulmasını, , aşağılanıp “akıl hastası” olarak nitelendirilmeyi, en yakınlarının gözünün önünde işkenceye maruz kalmasını, katledilmesini göze almayacaktır. hakkında ölüm kararı çıkarılmasını, doğduğu yerden gizli gizli yer değiştirmek zorunda kalmasını, mağaralara sığınmayı hiçbir saplantılı insan tercih etmeyecektir.

    – nitekim bilimsel anlamda, erkeklerin yaş ilerledikçe cinsel meyillerinin düştüğü bir gerçektir. erkekler 30 yaşına kadar cinsel arzularını zirvede yaşarlarken, 40-50 yaş arası duraklama ve daha sonra da hızlı bir gerileme yaşarlar. (kaynak: http://goaskalice.columbia.edu/…s-sex-drive-and-age)

    peygamberin, peygamberlik iddiasının 40 yaşından sonra olduğunu; hz. hatice dışındaki diğer evliliklerini de hastalanıp vefat etmesine kadarki son 10 yılında olduğunun altını çizelim. üstelik bu son 10 yıllık evliliklerinin birçoğunun sosyal ve siyasi sonuçlara yol açtığı gerçeğine bakabiliriz:

    örnek olarak peygamberin hz cüveyriye ile evliliği, bir kabile ile olan savaşın sona ermesine; hz meymune ile olan evliliği, o kabiledeki bireylerin peygamberi lider olarak kabul etmesine; bir yahudi kabilesi liderinin kızı olan hz safiye’de, yahudilerle ilişkilerin yumuşamasına sebep olmuştur. başka bir deyişle, peygamberin son dönem evliliklerinin de salt bir hevaya dayandığını göstermek de güç görünmekte.

    dönemin arap sosyolojik şartlarında kabile bağlılığı ve akrabalık yüksek düzeyde önemliydi. bir kabile ile kurulan akrabalık ilişkisi, bütün savaşları kesebilir; ufak birkan dökme de uzun süreli kan davalarına yol açabilirdi. buradan hareketle peygamberin evliliklerinin, siyasi manevralar içerdiğini birçok batılı tarih felsefecisi de kabul etmektedir.

    -- son olarak, peygamberin toplumu dönüştürmek maksadı ile din uydurduğu iddiasına gelelim. bu iddianın zayıflığı da, dinin tamamen toplumsal ayetler ve hükümlerden ibaret olmamasından ileri gelmektedir.

    maksat toplumun ıslahı ise, örneğin gusül abdestinin mantığı nedir? neden uyku çöktüğünde yatsı namazı kılmak zorundayız! suyun bu denli değerli olduğu yerde, her vakit abdest almanın mantığı nedir? günde bir kere abdest almakla da temizlik sağlanamaz mıydı? üstelik bu ritüeller, insanları söz konusu dine yaklaştırmaktan çok belki de müslüman olacak olmasını zorlayacak hükümlerdir!

    yine maksat toplumun ıslahı ise, peygamberin “tevhid ve tek ilah” kavramının üzerinde bu kadar ısrar etmesinin mantığı nedir?

    hadi kötülüğün kaynağını putperestlikle bağdaştırdı diyelim, o halde neden hristiyan ve yahudilerle de keskin itikadi tartışmalara girmeyi seçsin? mesele “ıslah” ise, “ben allah’ı oğuldan münezzeh görüyorum, ama sizin de görüşünüz kendinize, yani işbirliği yapabilir ve ortak bir dini algı oluşturabiliriz” gibi teklifler çok daha mantıklı olmaz mıydı?

    neden bütün putperestleri karşısına aldığı gibi, aynı zamanda mecusileri, hristiyanları, yahudileri, hatta bu mesajı olduğu gibi kabul etmeyen hanifleri de karşısına almayı göze aldı?

    dinin bir fonksiyonunun toplumu ıslah etmek olduğunu söylemek ile, dinin toplumu ıslah etmek için uydurulduğunu iddia etmek arasında ciddi fark vardır ki; burada eleştirimiz ikincisinedir. eğer din toplumu ıslah etmek için kuruldu ise, kur’an’da göğün genişlemesi, dağların sabitliği, yükseğe çıktıkça nefesin daralması gibi bazı kozmolojik ve bilimsel konulara işaret ediliyor olmasının açıklaması da olmamış olur.

    ....

    son olarak, amacı toplumu ıslah etmek adına din uyduran birinin, gün boyunca uydurduğu din için çalışırken; gece de kendisine teheccüd namazını vacip saymasının mantığın alır yanı yoktur. bilindiği üzere peygamber hayatı boyunca, gece kalkıp uzunca süreler namaz kılmıştır. hatta bunun ümmete değil, kendisine farz olduğuna dair kabul de vardır. amaç nedir? gece dinlenmek için tek fırsatken, uydurulmuş bir din adına böyle ek ritüeller yapmanın mantığı ne olabilir? başka bir deyişle peygamber gece kalkmasa, yine ona insanlar aynı samimiyette inanmaya devam edeceklerdi. bu gibi ritüellerin “menfaat” kavramı ile bir paralelliği bulunmamaktadır.

    sonuç olarak, islam'ın, peygamber tarafından menfaat sebebiyle uydurulduğuna dair bütün iddialar zayıf ve tutarsızdır. tarihsel verilerden yoksundur ve metodolojik olarak kırpma yöntemine daralmak zorunda kalmıştır.

    yazının site kaynağı: http://dusunenmusluman.com/…den-beser-urunu-olamaz/
  • kelimei şahadeti biz mi getiriyoruz yoksa orda hazır var mı?
  • öncelikle konuyla ilintili olarak şu entry’i park edeyim: #74158048

    ayrıca “kuran insan kelamı” diyip alttan pasif pasif sırıtması kolay, eğer ortaya bir iddia atıyorsan, ortaya attığın iddiayı temellendirmek zorundasın. o kadar ne savunduğunuz belli değil ki, adam gibi tek bir argüman ileri sürüp, bu argümanın üzerinde ittifak bile edemiyorsunuz.

    biriniz gelip kuran’ı, hz muhammed’in yalnızca bir defa -o da 9 yaşındayken- görüştüğü rahip bahira’ya maal ediyor. diğeri, peygamberliğin daha henüz ilk aylarında ölmüş olan varaka ile birlikte yazdığını söylüyor. bir başkası da gelip; ya hristiyan, ya yahudi, ya vahyin ilk dönemlerinde ölmüş, ya da önce islam’ı kabul etmiş, sonra mürted olup dinden çıkmış -zeyd bin amr, ubeydullah bin cahş, osman bin huveyris gibi- bir kaç hanifin ortak çalışmaları ile yazıldığını iddia ediyor.

    ediyorlar da nafile, ellerinde en ufak bir tarihsel veri yok. iddia da değil bu ya, ümit etmek.

    siz de haklısınız gerçi. kuran’ın insan kelamı olduğunun ispat edilmesi; hicaz gibi cehaletin kol gezdiği bir bölgede yaşayan ümmi bir insanın, kuran gibi hem siyasi, hem içtimai, hem sosyal, hem hukuki alanda bu kadar kapsamlı, diğer politeist, putperest ve semavi dinler ile mücadele eden bir kitap yazması durumundan daha imkansızdır. baya sıkı ter attırır adama, siz de haklısınız.

    ayrıca hz muhammed peygamberin okuma yazma bildiğine dair tek bir belge gösteremezsiniz, işte ümit etmekten kastım tam olarak bu. “okuma yazması vardı, yeni ve eski ahite’e hakimdi, entelektüel birikime sahipti” şeklinde ümit ediyorsunuz, böyle olmasını umuyorsunuz. hadi bütün sünni kaynakları geçtim, bilinen en eski dökümanlara göre yazıldığı için siyer ödülü alan martin lings’in kitabına göre bile hz muhammed peygamber ümmiydi, yani okuma yazması yoktu.

    kuran’da da “sen daha önce okuma bilmezdin, sağ elinle de yazmazdın “ diye geçer hatta ankebut 48’de. kuran’da böyle söylendiği halde, eğer bu iddia doğru olmasaydı, yani peygamber okuma yazma biliyor olsaydı, müşrikler bu ayet geldiğinde “sen okuma biliyorsun, kuran yalan söylüyor” şeklinde itiraz etmiş olmaları gerekmez miydi?

    fakat hiçbir zaman böyle bir itiraz gelmedi, aksine:

    -muhammed sihir yapıyor
    -cinlendi
    -bunlar karma karısık rüyalardır
    -hastalandı
    -şair oldu
    -ona bunları bir yahudi alimi öğretiyor

    minvalinde, bu hakikati destekleyen söylemler ile itiraz edildi.

    “bir yahudi tarafından öğretiliyor” iddiasına gelirsek, “o bahsedilen kişinin dili arapça değildir, oysa kuran apaçık arapçadır. hiç düşünmezler mi?”(nahl 103) şeklinde en makul cevabı yine kuran veriyor. ayrıca, bir yahudi alimi neden kendi dinini eleştiren müslümanlığı yücelten bir kitap yazdırmaya calışsın, diyelim çalıştı neden bunu bizzat kendi yapmasın ve ben peygamberim demesin? ayrıca, kuran’da tevrat’da ve incil’de olmayan ayrıntılar veriliyor, hatta o zaman için çok lüzumsuz görülen bilgiler de veriliyor. ayrıca, o zamanlara bakan yönü, okuma yazma bilmeyen birine birtakım bilgiler veriliyor olmasıdır ki, o kişi ne mekke’den cok uzaklara gitmiştir, ne tevrat bilir, ne incil bilir. bizim zamanımıza bakan yönü ise, kanıtlanan bilimsel mucizeleri ile, gelişen bilimi rağmen hala dimdik ayakta duram bu kitabı, okuma yazma bilen birisi bile yazmış olamaz...
  • bilmem hangi bach senfonisinin, bilmem hangi aşık veysel şiirinin ilhamla geldiğine inanıyorsunuz da dinin ilhamla geldiğine neden inanamıyorsunuz? anlamıyorum.

    ekleme: (bkz: vahiyle inen besteye inanıp dinlere inanmamak)
  • sağ kesimin çomarlarından bıkmışken bir de bu sol kesim çomarları çıktı piyasaya. adam ciddi ciddi birşeyler yazmış. cevap verecek bilgi birikimin varsa yaz, yoksa boktan esprilerini kendine sakla. yok durumu yokmuş okuyamamış falan 10 sene önce yazılıyordu sözlükte. okuyamamandan bize ne amk sorduk mu? okuyamadığınız belli, okuyabilseniz zaten böyle olmazdınız.
  • ateistlerin her zamanki gibi boş boş konuştuğu mevzu. lüzumsuz bkz'lar, kendilerini komik sanmalar falan. aslında onlara sormak istiyorum, bu cehaleti tahsille mi edindiniz diye, ama sormuyorum çünkü bu aptallarla asla muhatap olmam.

    neyse, konu ateistler değil...

    dinlerin uydurma olduğunu zannetmek, bir noktaya kadar doğrudur. beşerî dinler, adı üstünde insan ürünüdür ve uydurmadır zaten. ancak bu beşerî dinler için geçerli, menşei ilâhî olan islâm dini için değil. "neden böyle diyorsun kircheherly, bizi aydınlat?" diyeceksiniz. ben de size "gidin kendiniz araştırın öğrenin, her şeyi ben mi öğreteceğim size" derim.
  • goebelsler yine iş başında
    özetle aynı yalanı sürekli söylerlerse bir süre sonra insanların inanacağını zannediyorlar.
    sen islam'ın kaynağının doğruluğunu ispatla da ondan sonra kuranı refereans göster.
    yok illa kendi alanımızda mücadele edeceğiz, mücadele sahasını biz seçeceğiz diyorsanız sizi talak suresi 4. ayet başlığına alalım da düşünen müslümanların bu konudaki düşüncelerini görelim.