şükela:  tümü | bugün soru sor
  • - sayın dışişleri bakanlığına,
    bakanınıza sööleyin, herife tahsis ettiğimiz mercedesin aazına zıçmış.. içine rus karı atmış.. biz bööle şey görmedik ülkece.. insanlık denen bişi var. bütün deri kaplama koltuklar şey içinde kalmış.. bi daha size araba vereni dötten ziksinler..

    saygılarımızla,

    cevap...
    - dışişleri bakanlığımıza mektup atan karşı dışişleri bakanlığına,

    bizim bakanımız ööle işlere kalkışmaz. sizin hatanız vardır.. ayrıca verdiğiniz mercedesin deri koltukları da yoktu. bööle balon cümlelerle ülke bütünlüğümüzü bozamazsınız.. gelmeyelim oraya kırarız bacaklarınızı ona göre..

    sevgilerle,
  • boyle yap soyle et yerine gereginin arz veya rica edildigi ifadeleriyle dolu yazili olunca daha etkili dil.
  • günümüzde genellikle fransızca ve ingilizce'nin hakim olduğu konuşma sanatı. eskiden tamamen latince'den ibaretti. la chapelle antlaşmasından itibaren fransızca hakim olmuş daha sonraları amerika'nın dayatması ile ingilizce kullanılmaya başlanmıştır. halen bir çok terim latince'den gelmektedir. örneğin: pacta sund servanda, persona non grata, de facto, sui generis gibi. genellikle konuşmalar ve yazışmalar belli kalıplar üzerine yapılır. mesela bir devlet başkanını ülkeye davet için gönderilen mektup hemen hemen her zaman aynıdır. yalnızca isim, ve devletin yönetim şekline göre bazı değişiklikler yapılır. hiç bir şey doğrudan söylenmez her zaman döndürüp dolaştırma eğilimi vardır. nezaket ön plandadır. diplomat kızmaz not alır gibi yaklaşımlar hakimdir.
  • (bkz: lingua franca)
  • - benim yetkimi aşıyor, bunun için müsteşarımla görüşmem lazım
    meali: teklifiniz çekici, bize biraz zaman verin

    - verimli bir fikir alışverişi oldu
    meali: hiçbir konuda anlaşamadık

    - ülkelerimizin dostluğu her zaman ön plandadır
    meali: anlaşamadık ama bu yüzden savaş çıkartacak halimiz yok

    - büyükelçimizi açıklama için birkaç günlüğüne ülkeye çağırdık
    meali: savaş yakındır, en iyisi vatandaşlarımız tası tarağı toplayıp dönsünler

    - nota verdik
    meali: (bkz: indir o eli bi kere)
  • -görüşmeler çok açık ve içten geçti...
    meali; hiçbir konuda anlaşamadık.

    -gerekli adımların atılmasına karar verildi...
    meali; çok beklersiniz...

    -çok önemli noktalara parmak bastınız...
    meali; hayatımda bu kadar salakça şeyler duymadım...

    -sizi çok dikkatli dinledim...
    meali; dinledim anlamadım, anladığımada katılmıyorum...

    -ülkemiz üzerine düşeni yapacaktır.
    meali; ne yapacağımızı bilmiyoruz dönüp başbakanla konuşmam lazım....

    -daha üst bir makama iletilmesine karar verdik...
    meali; unut gitsin

    -ilişkilerimizin daha üst düzeye çıkarılmasına karar verdik...
    meali; birbirimizle savaşmıyacağız

    -ilişkilerin askeri düzeydede aynı seviyeye getirilmesine karar verdik...
    meali; sen üçüncü eleman! her an sana dalabiliriz.
  • memlekette hariciye; tıp ve hukuk meslekleri gibi icra edilmekte, dilleri özel, tafraları özel, çakaları klişe... wikileaks ile gördük ki dünyanın süper gücünün kullandığı diplomasi dili allengirli ve cakalı tafralı değil, olayları ve kişileri en doğal haliyle en kısa cümlelerle en mal insanın anlayacağı ifadelerle ekşisözlük yazarlarına taş çıkaracak şekilde tanımlayarak yapıyormuş.
    diploması - uluslarası ilişkiler bilimleri ile uğraşan eğitim kurumlarımızın müfredat ve içeriklerini bir kez daha gözden geçirmek durumunda kalacaklar gibi geliyor bana.
  • şöyledir:

    eğer bir diplomat "evet" derse bu "belki" demektir.
    eğer "belki" derse, bu "hayır" demektir.
    eğer "hayır" derse o bir diplomat değildir. yani hayır denmeyen ama pek hayırlı olmayan bir dildir.
  • -suçlunun ilgili ülkede olduğunu biliyoruz, ne yapıp edip getireceğiz. vermezlerse girer alırız. bu ne .mına koyim istiyoruz yok diyorlar, ilgili ülke adam s.kmeye çalışıyor çok belli. a.ın oğulları!

    diplomasi dilinin ne olduğunu anlamak için, ne olmadığını görmenizi istedim. ülkeler arasındaki diyalog enseye tokat g.te parmak şeklinde kurulmaz, mesela yukarıdaki talebi diplomasi diline çevirirsek;

    -suçlunun ilgili ülke topraklarında olduğuna dair kesin olmayan yargılarımız mevcut. iki ülke arasında kurulacak diyalog çerçevesinde görüş alış verişinde bulunup, gereken her şeyin gerektiği şekilde gerçekleşmesini sağlayacağız. iki ülkenin kırmızıçizgilerine de özen göstereceğimizi ilan etmekte herhangi bir sakınca görmüyoruz.

    içerisinde hiçbir argo barındırmayan ama demek isteneni muhatabına açık şekilde ifade eden bir dil. bu sebepledir ki diplomatların sinirlerinin alınmış olması gerekiyor. sen suçlunun o ülkede olduğunu çürütülemeyecek belgelerle kanıtlamışsın adam hala bizim bilgimiz yok diyor. şimdi bu adamla nevizade’de konuşuyor olsan “lan talukatını sikerim adam ol önce” demeniz gerekir ama görüşme diplomatik bir havada cereyan ediyorsa “gerekeni yapacağınızdan eminim” demek zorundasınız. yani elin yalancısına bile laf sokamıyorsunuz, işte diplomasi budur.

    kendine has kavramları, politikaları, üslubu vardır diplomasi dilinin. belli bir jargon çerçevesinde yürür, konuşulanları normal bir insanın anlaması mümkün değildir. çünkü normal vatandaş olanı biteni kafasında diplomasi perdesi olmadan görür ve yorumlar oysa diplomatlar satır aralarını okutmak zorundadır. asla nezaketten vazgeçilemez, en nihayetinde diplomatik bir kavganın gerçekleşme şekli savaştır ve kimse savaş olsun istemez. diplomasi dilinin terimleri genellikle fransızca ve latincedir, bu o dili bizim anlamamızı iyice zorlaştırır ki onlar kendi aralarında ince ince atışıp dursunlar. siz ulan bu diplomatlar da ne ince adamlar derken aslında onlar latince birbirlerine sövüyor olabilirler.

    bir diplomatın yetişmesi kolay değildir, çünkü diplomasi okulda öğrenilmez yaşayarak tecrübe edilir. onun içindir ki her ülkenin elçisi aynı zamanda biraz çakal olmalıdır. kurt politikacı olmalıdır, yüzüne gülüp ardından hiç utanmadan iş çevirebilmelidir. çevirdiği iş ortaya çıkınca da yüzüne bakmaktan utanmamalı “ne oldu ki?” edasını rahatlıkla takınabilmelidir. birbirine bu kadar çok yalan söyleyip, birbirinin ardından bu kadar çok katakulli çevirip yine de ertesi gün selamlaşabilen insanların yaşadığı ortamdır diplomasi. adam dün seni yok etmek için planlar yapmış, bu planları uygulamaya çalışmış, sen bunu fark edince de geri adım atmak zorunda kalmış ama ertesi gün senin elini sıkarken sana azizi dostum demekte bir beis görmemiş. bu insanlar çok mu efendi yoksa çok mu godoş ben bilmiyorum. birisi bana diplomat gibi davransa o adamla bir gün daha görüşmem ama diplomatik arenada o adam en kıymetlilerinden oluyor. ben puştluğa bu kadar çok prim verilen başka bir iş kolu bilmiyorum.

    diplomasi diline ait birçok kavramı aslında her gece haberlerde izliyoruz. artık o kadar kanıksadık ki kimse satır aralarını okumuyor oysa ne dedik diplomasi satır aralarına küfür gizleme sanatıdır. bu nedenle şimdi size çok sık karşılaştığımız fakat üzerinde hiç düşünmediğimiz bir takım diplomatik terimlerin satır aralarında nelerin gizlendiğini açıklamaya çalışacağım. dış işlerinden “çabanızı takdire şayan görmekle birlikte, cümlelerde yapılan bazı ajitasyonların gerçek dışılığını reddetmemek pek mümkün görünmüyor” şeklinde ya da benzer bir açıklama gelirse bunun anlamı “ibnelik yapma, taşak geçecek başka konu bul s.kik”tir.

    kazan kazan (win win) politikası:

    iki ülke arasında yürütülen anlaşmazlığın çözümüne yönelik çalışmalarda her iki tarafın da kazançlı çıkmasını gözeten, ölesiye yalan politikadır. şimdi kimse birbirini kandırmasın hiçbir ülke, bakın hiçbir ülke dünyanın diğer ucunda da olsa başka bir ülkenin başarılı olmasını istemez. bu tıpkı üniversitede, en yüksek notu ben alayım diğer herkes batsın .mına koyim diyerek kimseye not vermeyen öğrencinin durumuna benzer. hal böyleyken bir ülkenin kazan kazan politikası gütmesi yalanın alasıdır. neymiş konu öyle güzel bir çözüme ulaşsın ki hepimiz kazanalım, yok ya bir akıllı sendin.

    karşılıklı çıkarlar:

    çıkar kelimesinin türkçedeki çağrışımları pek hoş değildir, çıkar kelimesi hep nahoş durumları anlatan cümlelerde, deyimlerde, atasözlerinde kullanılmıştır. bu sebeple karşılıklı çıkarlar ifadesi baştan sakat bir ifadedir. yani nedir, mevcut durumda iki ülkenin de çıkarını gözeteceğiz, peki mevcut durum ne? atıyorum üçüncü bir ülkenin doğal kaynaklarının paylaşılması! tuh kalıbınızı s.keyim sizin gören de karşılıklı çıkar falan derken dünya barışı adına adım atıyorlar sanır karşılıklı çıkar ama sadece bizim çıkarımız diğerlerinin .mına koyayım yaklaşımı bizi nereye götürür imansızlar?

    mekik diplomasisi:

    git gel konya altı saat, işin özü bu. bir sorunun çözümünde araya giren üçüncü bir kişinin iki taraf arasında o sana bunu dedi, bu sana şunu dedi şeklinde
    laf taşıması olayıdır. aradaki kişiye de aracı denir ki bildiğin laf taşıyan fesat birisini ifade eder. iki eliyle bir s.kini doğrultamayan ülkelere “az durun bizim namık bu işi çözer” denilerek mekik diplomasisine başlanır. namık o ülkeye gider bir şey der, oradan aldığı lafı berikine ulaştırır sonra tekrar buna gelir böyle böyle akşama kadar gidip gelir. bu güne kadar mekik diplomasisinin işe yaradığı bir yer olmamıştır. bizim ab’den tarih aldığımız toplantıda mekik diplomasisini cüneyt zapsu yürütmüştü ötesini sen düşün. tarihi aldık ama ne haber? lan s.ktir git!

    casus belli:

    hiçbir türk evladı yoktur ki bu latince ifadeyi birebir türkçe olarak almamış olsun. adam bildiğin casus belli demiş. önceden ben bunu casusu bulduk olm, casususunuz belli oldu bu yüzden sizinle savaşacağız gibisinden anlıyordum. ta ki bir gün nüzhet kandemir bu ifadeyi “kasus beli” şeklinde okuyana kadar. dedim kasus beli ne .mına koyim? adam koskoca büyük elçi olmuş casus kelimesini kasus diye okuyor bu ülkenin sana harcadığı paraya yazık falan diyecektim ki gerçeği öğrendim. allahtan o sıra nüzhet’in yanında değildim, hoş herhangi bir şekilde benim nüzhet’in yanında olmam zaten mümkün değil ama iyi ki o gün hiç mümkün değilmiş. adamı düzelteyim derken diplomatik bir skandala imza atabilirdim. efendim casus belli, savaş nedeni anlamına gelen bir ifadedir.

    persona non grata:

    bir ülkede bulunan diplomatik kimliğe sahip diğer bir ülke vatandaşına kibarca s.ktir git demenin latincesidir. istenmeye kişi anlamına gelir. bir kişi persona non grata ilan edilirse o ülke topraklarını terk etmelidir. bunun için 2-3 gün süre veriyorlar sanırım: türkiye en son 28 şubat sürecinde iran’ın ankara büyükelçisi bagheri’yi persona non grata ilan etmişti sanırım, sincan’daki kudüs gecesine katıldığı için. adam hiç ses etmeden gitmişti yazık.

    -ne oldu? niye geri döndün?
    -persona non grata dediler bana.
    -kimbilir yine ne yaptın
    -vallaha benim suçum yok!!

    de facto:

    emekli diplomatların en çok sevdiği latince ifade diye bir anket düzenlense bu terim birinciliği kimseye kaptırmaz yemin ediyorum. güney doğu sorunun tartışıldığı ve birkaç tane emekli büyükelçinin iştirak ettiği bir tartışma programını izleyin, o programda en az 50 kere de facto denmediyse boş konuşuyorlardır kanalı değiştirin. fiili durum anlamına gelen bu ifade, resmi olmayan ancak fiili olarak hayata geçmiş durumları ifade etmek için kullanılır.

    sine qua non:

    şimdilerde çok duyduğumuz kırmızıçizgiler lafının latincesidir. olmazsa olmaz anlamına gelir ki diplomasi için çok keskin bir ifadedir. diplomasi de olmazsa olmaz diye bir şeyin olmadığını herkes bilir. adam s.kiyorlar işte, inanmayın kırmızıçizgi diye bir şey yok. onlar pazarlıkta eli güçlendirmek için yapılan salvolar hepsi o!

    ad referandum:

    baktı ki diplomat iş b.ka sarıyor, söyleyecek bir şey bulamıyor, ne dese göt altına gidebilecek bir durumda o zaman ad referandum der kurtulur. ad referandum, “hükümetimin onaylaması koşuluyla kabul ediyorum” anlamına gelen bir sözdür. yani benden bir şey beklemeyin başbakan, cumhurbaşkanı orada gidin derdinizi ona anlatın demenin kibarcasıdır.

    elçiyi istişarelerde bulunmak için geri çağırmak:

    tamamen diplomatik bir tavırdır. gelen elçiyle kimsenin bir şey konuştuğu yoktur. adam bir iki gün ülkede takılır, istirahat eder, geri çağrılmasına sebep olan şey ortadan kalkınca da paşa paşa geri döner. en son türkiye roma büyük elçisi inal batu’yu geri çağırmıştı abdullah öcalan olaylarında. apo gitti inal geri gitti. hepsi bu. ne s.kim bir tavır koymaktır anlamadım. hayır, elçiyi geri çektiğin ülke de anında tepki veriyor demek ki ciddi bir şey. misal birisi bendeki elçisini geri çekse zerre umursamam biri gider biri gelir anasını satıyım. nedir atla deve mi? ama diplomaside öyle olmuyor işte. ne acayip lan!

    pacta sund servanda:

    mecburiyetten diplomasi diline girmiş bir ifadedir. ahde vefa anlamına gelir ki sürekli olarak birbirini s.kmeye çalışan insanlar gurubunda ahde vefadan söz etmek komik kaçıyor biraz. vefa istanbul’da bir semt adıdır diplomaside. ahde vefa neymiş, çok saf olmaya gerek yok.

    nota vermek:

    müzikle ilgili gibi gelmiştir bana hep, ama resmi bildirim demektir. bir konu ile ilgili uyarıda bulunmak, bilgi istemek için bir ülke tarafından diğer ülkenin temsilciliklerine verilir. birkaç farklı türü vardır ama bilseniz size hiçbir faydası olmayacağı için yazmıyorum. sadece a ülkesi b ülkesine nota verdi lafını duyunca anlayın ki a ülkesi b ülkesine kıl olmuştur her an bir aksiyon olabilir.

    karşılıklı işbirliği çerçevesinde:

    yalan bir ifadedir, bu ifadenin geçtiği yerlerde ülke çıkarı, karşılıklı çıkarlar ifadelerini akla getirmek gerekir. ülkeler işbirliği yapmaz, kendi çıkarlarını korurlar. ülke çıkarını korumak benim ülkemden daha iyisini göremiyorum, o sebeptendir ki koruyacağım, gözeteceğim tek çıkar benim ülkemin çıkarı anlamında bir söz öbeğidir. diplomasideki en dobra sözlerden biridir, doğruyu söyle canımı ye. ne o öyle işbirliği falan?

    aslında diplomasi dili diye bir kitap yazacak olsan 1000 sayfadan aşağı düşmez ama ne burada o kadar yerimiz var ne de bende o kadar bilgi. dilimin döndüğünce size en sık karşılaştığımız terimleri, sözleri, ifadeleri vermeye çalıştım. diplomat olacağınızı sanmıyorum ama olur da bir tartışma programı izleyecek olursanız ve o tartışmada bir büyükelçi, konsolos falan varsa bu sözleri bilmenizde yarar var, yoksa mal gibi bakar durursunuz.
  • kuş dili gibi anlaşılmaz bir incelikte, kerhane dili gibi cebinizdeki itibara göre muamele çeken bir dildir.