şükela:  tümü | bugün
  • rüyalardan daha karanlık hatıralarımız olmasın diye.

    edit: bu başlık şimdilik benim tekelimde gibi gözüküyor ama şunu diyim, evet bu benim, ama yukardaki söz ve başlık tamamen emrah serbes yani.
  • farkındalığa niyet edenlerin kolektif bilince yaydıkları bir hashtag. yanıtsız kalmayan bir çağrı.
  • bir an üzerime alınıp heyecanlandığım hashtag.

    baktım, yine bana değil.

    #direnfarkindaliktesti
  • gerçekten ben ekledim diye demiyorum, geziden çıkarılacak dersler için okunması ve okutulması gereken yazılar;

    taksim manifestosu (bkz: dücane cündioğlu)

    gezi, hz.ibrahim ve akp (bkz: birikim dergisi) - #38222175

    edt: okutulması ya da okunması derken zorlama yok yani, okunsa güzel olur anlamında.tavsiye.
  • bence farkında olma hali 7/24 uyanık olma hali değil, tabiki bakarız görürüz, canımız istemez bakmayız görmeyiz.

    otobüsteyiz mesela telefona odaklanırız tepemizde bana yer versin diye dikilen teyzeyi görmeyiz, bazen görürüz yine de odaklanmış gibi yaparız ya bu teyzeler neden böyle deriz. evet yılların yorgunluğu var onda ama bende kendime göre yoruldum filan deriz. bu teyze neden hep kendini düşünüyor beni neden azıcık düşünmüyor deriz, acaba beni önemsemeyecek kadar çok düşüncelerimi var, mesela oğlunu askerde kaybetmiştir ya da eşim benden önce ölürse naparım ya da en derini ben ölürsem naparım filan diye mi düşünüyor deriz. düşündükçe deriz birşey. ama o bizim babanemiz olsa yuh deriz tabiki yer veririm, biraz nazımız geçiyorsa az şımarıksak "az ben oturayım kalkarım babane"deriz. ama içimiz rahat etmez ayakta durmasına. ama o birinin babanesi-teyzesi. o biri belki bizim için yabancıların en yakını . ne bilim öyle şeyler işte.

    bence herkes, herkese kendinin miş gibi davranırsa-düşünürse-düşünmediğine üzülürse sorun zaten kalmayacak. hem otobüs için ben genel için. şimdi ben çocuğuma herşeyin en iyisini isterim, her iyiyi o yapsın yapabilmesi içinde bende şunu-bunu yapayım derim. yapamasamda bazı engeller yüzünden yinede isterim yani yapmayı-yapamadığım için suçlarım kendimi.

    farkındalık işte bunun gibi birşey, ben onu kaçırırım herşeyi yakalayamam ya da herşeye üzülemem-sevinemem-tepkim yerli-yersiz ya da geç olabilir. insanım sonuçta. ama bunu bir düşüneyim yani, aklımdan geçsin.

    hani tüm iyi şeyler biz uyurken oluyormuş gibi bir hisse kapılırız ya bazen, orda olamayız ama isteriz olmak.

    mesela birde şu var utku kali olayında diyelim benim bir fikrim yok, yani varsa yeteri kadar bilgim olmadığı için savunabildiğim birşey yok. ama diyorum ki keşke biraz baksaydım ne olmuş ne bitmiş filan. ama bakıyorum benim için iyi olan insanlar diyor ki burda bu olayda haksızlığa uğruyor utku kali, hım diyorum bende o zaman bu olabilir. yani bu fikre yakın duruyorum. ama yine kesin kesin diyemiyorum. farkında olmadığım için kendime kızıyorum.

    ya da bir şiir olsun, okuyorum hiçbirşey anlamıyorum diyorum mu ki bu kötü, hayır diyorum zamanı değilmiş. kalın olan bir kitap okuyorum hevesle mesela şimdi diyorum ki hay lanet sana nasıl zaman ayırdım, ama şöyle demem lazım o olmasaydı ben şimdi beğendiğim şeyleri beğeniyor olmazdım. neyse bu sonlar çok kişisel oldu ama neyse.

    durum bu.

    edit: birde şu var biz yaptığımız hiçbirşey genellikle pişman olmuyoruz. hep yapmadıklarımız-eksik bıraktıklarımız pişmanlığımıza neden oluyor. mesela uç bir örnek ama, ben anne olmak istemiyorum sonra bakıyorum hamileyim-doğuyor filan, ne diyoruz çok pişmanım, sen umrumda değilsin mi.
    ya da şöyle olsun, ben aşık oluyorum ona diyemediklerim arasında ona aşık olduğumda var, birikiyor birikiyor o gidiyor, söyleyemediklerim benimle ölümüme kadar kalıyor. (söylesende gidiyor bazen o ayrı)
    ya da biri senin için birşey yapıyor çok birşey yapsa sevinirsin ama az birşey yapsa yine sevinirsinde keşke şu da olsaymış dersin. bunun gibi.
  • mesela, geçen haberlerde türü tükenmek üzere olan bir hayvan çobanlık yapan birine saldırmış tanık olanlardan biride hayvanı vurmuş, öldürmüş diye birşey vardı.

    bende babama şunu sordum, şimdi hiç sevmediğin bir insan var ama dünyadan karaltısı kalksa zerre umrunda olmaz hatta iyi olmuş diye düşünürsün belki. bu kişiye biri dişi biri erkek neslinin tükenmiş olduğu sanılan ne bilim bir ceylan türü saldırıyor. ama tabii bu sevmediğiniz insan yine bir puştluk yapıyor yuvalarını bozuyor mesela onların kusurlu yani. sende de bir silah var naparsın? dedim babam "insan" dedi. bende "insan" derim herhalde diye düşünüyorum sonra diyorum ki mesela o adam çocuklara bir kötülülük yapmışsa hele benim sevdiğim bir çocuğa ya da sevdiğim biri için yalancı şahitlik yapıp onu içeri attırdıysa filan durum değişir mi* sonra diyorum ki saçmalama.
  • "serin bir rüyanın hatırınadır
    çektiğim dünya ağrısı.

    bir hayalden geldim ben,
    bir hayal verdim sana
    mavi-yeşil bir hatıra: işte dünya
    ruhum! ovada sert es, yamaçta sus,
    ırmakta ağla.

    işte dünya kapısı, işte dünya kederi
    ister dağının gölgesinde dur, ister
    incirin neşesine vur
    ağrı ve kendini tamamla."

    birhan keskin dir efendim, tam olacağız inşallah.
  • geçen diyorum ki bence bizim genel olarak halkça yani, en büyük sorunumuz "iletişim". bunu çözebilirsek, daha kolaylaşacak zor zannettiklerimiz.

    belki ben bir yanlış anlamayı düzeltmek için açıklama yaptığımda o açıklamam bir açıklama daha istemicek. yani açıklamanın açıklaması? nı yaparken bulmak üzüyor ve yoruyor beni. en başta ben "şunu bunu onu" diyorum sen de ne karşılık verirsen ver konu bitsin ya da uzasın başka yere gitsin ama yaşansın bitsin o an. ben neden yanlış anlaşılıyorum, ben neden o anda kalıyorum- zaman mı sorun- mekan mı-uygun cümleleri bulamamam mı-yoksa senin beni umursamaman mı- beni dinlemek istememen mi- nedir yani? ne yani. bir iletişim kurmayı öğrenelim. sağlıklı iletişim için bize neler düşüyor bunu düşünelim vs vs...

    bugün de dedim ki kendime ve şimdi bunu inanıyorum, dünyayı kurtarmak mı benim derdim ne. benim derdim diye sarıldığım sermayem ne.
    bu dünyayı kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmek, belkide maruz kaldığı kendisine yabancılaşmak-el saymak onu. gerekirse nazikçe tanışıp, diyaloğun gereği bir de memnuniyet ekleyip sonra onu unutmak yani maruz kaldığım dünyayı.
    unutmak (evet bunun varolabileceğini bende hiç sanmıyorum, unutmak diye birşey yok yani, sadece önceliğini geriye atarsın-dibe yollarsın onu) ve hatırlamamak.

    bence benim yapmam gereken bu, dünyayı kurtarmak için çeşitli roller ya da konular bulmak mantıksız. ne iktidarım ne de oylanmış bir muhalefetim var. süper güçleri olan bir kahraman hiç değilim. evet ben bir hiçim.

    hiçliğimle, kendi dünyamda yani titiz ahlakın gölgesinde-ışığında tanıdığım, bana dokunan güzel insanlarla ömrümü geçirmek istiyorum. galt vadisi gibi ama saklanmadan, dileyen aynasından bulsun bizi.
    evet dünyayı kurtarmak yerine dünyadan kurtulmalıyım. bulmak için aramamalıyım, durmalıyım bir süre- bir an- bir ömür belkide. zaman mefhumu olmasın burda. kendimi bulana kadar hatırlamalıyım.

    kendimi, ümmiliği mi, her bildiğimin aslında bilmediklerimin toplamı olduğunu, anladıklarımın anlam katamadıklarım-gördüklerimin aslında göremediklerim vs.vs olduğunu.

    ve şunu da yaşadıklarımdan öğrendim, tekrar olacak belki ama, neyse olsun. kelimeler bazı anlamlara gelmiyor albayım evet, anlamsız kelimelerleyiz bazen hatta çoğunlukla. napalım yok sayamıyoruz da onları, o zaman bazen olduğu gibi kabul etmekte anlamlı olsun bizim içün.

    evet yaşamakta dokunaklı bir şarkıydı..

    ............

    ne kadar az yer, içer, kitap okursan, tiyatroya, meyhaneye, dansa ne kadar az gidersen, ne kadar az düşünür, sever, kuram yaratır, şarkı söyler, resim ve eskrim yaparsan, o kadar fazla sermaye biriktirirsin. güvelerin ve tozun yok edemeyeceği hazinen o kadar büyür. kendin ne kadar azalırsan, o kadar çoğa sahip olursun. kendi öz hayatını dile getirmenle dışsallaşmış hayatını dile getirmen ters orantılıdır. yabancılaşmış varlığın gitgide büyür. 1844 felsefe yazıları --karl marx

    ................

    edit: sahi john galt kim.
  • http://www.youtube.com/watch?v=hk77dw2ey5c

    her şey sermaye için sevgilim
    bir yıldıza laf atmakmış benim işim
    kapıları, pazarları satmışlar meleğim
    her pazar kalbimde azar azar

    çünkü serbest bir pazar
    her şeyi bozar
    çünkü denizsiz martılar
    bir deniz arar

    her pazar kalbimde azar azar
    yandım ben bari sen kendini kurtar
    gülümse biraz
    acılar kiraz
    bizde hep yaz
    kirazdan küpe
    sallanır dize
    ayaz ayaz

    bir başka dünya mümkün müdür meleğim
    bu ay bitti, gece oldu
    bir ay daha var
    bu dünyada aşıklardan çok acıkanlar var
    yanımda yaşama sevinçli sandviçler var
    çünkü serbest bir pazar
    her şeyi bozar
    çünkü denizsiz martılar
    bir deniz arar

    her pazar kalbimde azar azar
    yandım ben bari sen kendini kurtar
    gülümse biraz
    acılar kiraz
    bizde hep yaz
    kirazdan küpe
    sallanır dize
    ayaz ayaz

    gidiyorsan şehir denen okula
    bir mektup yaz
    parasız yatılıya
    gülümse biraz
    acılar kiraz
    bizde hep yaz
    kirazdan küpe
    hayırlı mezuniyetler hepinize
    çünkü serbest bir pazar.

    cenk taner ve arkadaşları.
  • ya ben mustafa kemal atatürk başlığına 11 kasımda #38244634 şunu yazdım, o günden beri her sabah aklıma gelen birşeyden çok rahatsız oldum hatta çok komik buldum onu paylaşıcam.

    işte ben orda kendisini atatürkçü sayan ve olmayanları anlayışsız olarak gören kişilere sizleride anlıyorum babacanlığı yaptım, hatta siz benim hatamsınız ya da eksik yaptığım herşeysiniz dedim.
    neyse ben bunu sabah güneş kremi sürerkende düşündüm galiba, yani bu çok ehemmiyeti olan bir şey bunun farkındayım ama bazen zaman olmuyor bazen unutuyorum bazen de sıkılıyorum vs.. işte sürmüyorum ya siz de onun gibi birşeysiniz minvalinde. hay düşünmez olaydım, her sabah kendime bakarken benim bu aklıma gelmek zorunda mı. güneş kremi sürsem dert-sürmesem ayrı vicdan azabı. kurtulamıyorum.

    çok sıkıldım. düşün yakamdan.