şükela:  tümü | bugün
  • ortaokulda bi sınıf anketimiz vardı. beni en karizmatik kız, hatırlayamadığım bişi ve hayalperest secmislerdi. 160, tombul, kırmızı yanaklı bi hatun olarak ne kadar karizmatik olunabilir şüpheliyim. ama hayalperest ilginç bi tanı olmuş. iyimser olduğum için değil, sanırım başka bir dünyayı arzuladığım içindi.

    o zamanlar annemin hermann hesse kitaplarını okuduğumu hatırlıyorum. devlet değil insan, milliyetçilik değil hümanizm diyordu. bir sınırın içindeki insanları sevip de dışındakileri onemsememek bana gore degildi.

    ama maalesef insanın çok kolay anladığı bir şey var: dünya korkunç bir yer. açlık, savaş ve yıkım bitmiyor. her haberleri izlediğimde ağlayıp kahrolmam hiçbir şeye yardımcı olmuyor. özel hayatımda ve okul/iş yaşamımda prensip sahibi olmaya çalışmaktan başka bir şansım yok. (o değil de bu kadar sulugozlu bi insanı karizmatik seçerken neyin kafasını yaşıyorlarmış bilmiyorum.)

    yaklaşık bir yıldır ingiltere'de yaşıyorum. çocukluk hayalim işte gez, öğren, paylaş.
    bi kanada kadar olmasa da burayı seviyorum. güvende hissetmeyi, tacizsiz günlük yaşamı, insanların haddini bilmesini, rahatlığı seviyorum.

    direniş başladığında şaşırdım. bu kadar fazla, bu kadar cesur, bu kadar güzel insan olduğunu bilmiyordum. hoşgörüyu bilen, başkalarını koruyacak kadar önemseyen, başka bir varoluşu arzulayan bi kalabalık olduğunu bilmiyordum.

    burada herşey o kadar normal ki. okul, tren istasyonu, insanlar... herşey aynı.
    bir yanım burada, hastalıklarım, eğlence, sorumluluklar devam.
    diğer yanım hiç olmadığı kadar orada. sürekli direniş haberlerini takip edip sıklıkla ağlayarak uykuya dalıyorum. hiç bu kadar heyecanlanmamıştım.

    bugün trende ingiliz bi herifle civilization'dan konuşmaya başladık. işte klasik geek muhabbetleri. bi ara nasıl başardıysam konuyu türkiye'ye getirdim ve ne bildiğini sordum. şaşırtıcı bi şekilde baya biliyordu. taa burada insanlar bu kadar doğru anlamışken bazılarının yaşadığı şehirde bile açık açık ne yalanlar söylendiğini bilmemesi çok üzücü. ama genele bakınca çok güzel ya.

    hayatım boyunca ilk kez doğduğum topraklar için gerçekten korkuyorum. direnişin kutuplara bölünmesinden, azınlıkların unutulmasından, çoğunluğun yalanlara kanmasından, daha fazla güzel insanın hırpalanmasından, ölmesinden korkuyorum. korkuyorum çünkü ilk kez umut olduğunu görüyorum. korkuyorum çünkü kaybedecek çok şey var. ama bu korkuyu ve kızgınlıgı önceki umutsuzluğa bin kez tercih ederim.

    direniş ilk kez bana gelecek için güzel bir olasılık olduğunu gösterdi. parçası olan herkese teşekkür ediyorum. hepinizi çok seviyorum <3
  • gaz bulutu içinde özgürlük solumak.
  • türkçe'deki en güzel kelime.
  • 28 mayis'tan beri turkce anlaminin ici dolmustur.
  • direnişin ilk günlerinde her yerdeydik ama bir yerdeydik. istanbul'da taksim'de, kadıköy'de, gazi'de, ankara'da, dikmen'de, tunalı'da, izmir'de, adana'da, mersin'de, eskişehir'de, dersim'de, hatay'da, reyhanlı'da, lice'de...

    sonra dağıttılar bizi, her yerde olmaya çalışırken hiçbir yerde olamamaya başladık. taksim'i ikiye böldüler, meydanda iftar açarken istiklal'de gaz attılar, gezi'de otururken galatasaray'da su sıktılar. sonra kadıköy'de direnirken gazi'ye saldırdılar, dikmen yokuşunda barikat kurarken tunalı'da oturdular... bu arada pek çok ilde ama başta hatay'da armutlu'da saldırdılar. her yerden haber almaya çalışırken bile kaçırmaya başladık bir şeyleri... cuma gecesi sokaklarda esnafla elele dedik, cumartesi tmmob için yürüdük, nikah vardı, gazetecilerin yürüyüşü vardı, tutukluları bırakın dedik, berkin uyansın, mustafa ali uyansın, ethemin katili yargılansın, abdullahın katilleri açıklansın, ali ismailin katilleri bulunsun, vali istifa etsin...

    tutuklu doktorlara ne oldu? göz altına alınan avukatların hepsi serbest mi? onlarca kayıp insan nerede? çocuklara tecavüz edenler bir bir serbest kalırken tencere tava çalanlara ne ceza verilecek? sosyal medyadan düşüncelerini yazdıkları için tutuklananlar ile ilgili karar ne?

    sorular arttıkça artıyor, her gün bir tepki, bir eylem var... hangisine yetişmeye çalışırken hangisini kaçırıyoruz... gitmediğimiz eylemlere düşüncelerine katılmadığımız için mi gitmiyoruz?

    en başta çoktuk, her yerdeydik ama bir yerdeydik, şimdi daha azaldık ve her yere yetişmeye çalışırken hiçbir yerdeyiz...

    direndireniş... kaybolmadan, kopmadan, amacını unutmadan, unutturmadan... diren
  • bir 21. yy destanının adı.
  • 23 bucuk hayatimda verecegim ilk nasihat konusudur. direnis diyoruz sonucta buna.
    gunlerdir farkettigim ve cevremdeki kisilerden farkettigim uzere disardan gorundugu kadariyla direnis bitmis gibi duruyor(tabi ki bitmedi). ama tencere tavalar sustu, meydanda bir suru insan toplanmacalar bitti vs.
    biter tabi herkesin isi gucu var. onu gec en atesli insanlar gozaltina alindi, kabul edelin korktuk falan.
    ama bakin ne dicem. ben bildigin siradan insanim lan. okuyorum, gecinme derdim var, gelecek kaygim var, ikinci kolayi soylerken bi dusunuyorum, uyuyorum, uyaniyorum falan. ama ben arkadaslarimla icki icmeyi seviyorum, sevgilim yanimda olsun onla el ele tutusayim, opuseyim koklasayim seviyorum, bikini giymeyi seviyorum,
    ıstersen sevisirim onu da seviyorum.
    he ben ne dicem? baktim bir suru guzel yakisikli arkadaslarimiz bugunlerde bunlari unutmuslar @bodrum veya @ cesme 'sevgilimle kips' tan baska bir sey dusunmuyolar. bu muydu sizin icin olan biten? ya sevgilinle bikininle birani yudumlarken poz veremezsen bir daha?
    evet gercekten her biriniz cok guzelsiniz, bu tatiller hak edildi, ama lutfen dusunmeye hala gunde 1 saat ayirabiliyor olun, hala 'direnis' e ilgi duyuyor olun. her birimiz bunu yapiyor olalim.
    ben de yapayim, en yakin arkadasim da yapsin, sevgilim de yapsin, herkes yapsin.
  • aşktır. son günlerde bu kadar coşkulu ve hoşgörülü olmamın başka açıklaması olamaz.
  • güç, hepsi toplumsal yapıyı oluşturan özel, yerelleştirilmiş ilişkiler çokluğundan oluşur. bireysel ya da kolektif bir öznenin tekelinde değildir. uygulanması bütünlüklü bir stratejinin izlenmesine dayanmaz. ayrıca güç olumsuz değildir: bağımsız biçimde oluşmuş öznelerin inisiyatiflerini bastırarak ya da denetim altına alarak eylemde bulunmaz. tersine, güç üreticidir. özellikle insan bedenleri üzerinde doğrudan etkide bulunarak, ideolojinin aracılığına güvenmeden onları bireylere dönüştürür ve onları toplumsal yapı içindeki konumlarına yerleştirir. ve tabii, gücün olduğu yerde direniş de vardır. peki ya direnişin kaynakları nelerdir? düşünürler bu soruya yanıt vermişlerdir. marx'a göre, sömüren ile sömürülen arasındaki düşmanlık ilişkisi zorunlu olarak sınıf mücadelesini ortaya çıkarır. nietzsche gerçekliğin rakip güç merkezlerinden başka bir şeyden oluşmadığını düşünür. ama foucault bireyleri gücün kurduğunu ve onlar üzerinden işlediğini savunur. ayrıca güçtenkaçış yoktur der: 'bana öyle geliyor ki güç her zaman oradadır, kimse onun dışında değildir, sistemden kopanların atlayabileceği kenar noktalar yoktur.' şahsen net bir cevap veremiyor ve bir soruyla bitirmeyi daha doğru buluyorum: güç öznelerinin, gücün onların direnmesini istediği zamanlar dışında ona nasıl direneceklerini anlamaları acaba mümkün mü?
  • direnme hali..