şükela:  tümü | bugün
  • annelerimizin alter egosu.
  • diş depolarıyla anlaşmalı olarak çalışan perilerin ortak adı.
    bunlar size diş başına 1-2 dolar verirler, ama diş depolarına o dişleri 30-35 dolardan(dişine bağlı olarak) satıyolar.
    diş depoları o dişleri uzun süre saklayıp, siz yaşlandığınızda size 60-70 dolara geri satıyolar.

    e şimdi ne oldu söyleyin bakalım? 1-2 dolar kazanacam diye kıçınıza 60-70 dolar girdi, ne kazandınız.
    sallamayın şu diş perilerini. kendi işinizi kendiniz görün kardeşim. bir diş; derin dondurucuda uzun süre dayanabilir.
  • eric cartmanin zengin olmak icin kiligina girdigi uydurma.
  • yağma bar'dayız. salaş bir bar burası, dünyanın işine yaramayanları tükürdüğü bir yer. içerisi oldukça karanlık ve loş. mobilyalar ve bar yılların yorgunluğunun üzerine demlenen müdavimleriyle tam bir uyum içinde. yorgun, kirli ve bakımsız ama "samimi". yıllardır vernik vurulmamış ve ayakların değdiği kısım aşınmış masalara bar sinekleri konmuş vızıldaşıyorlar. burası dış dünyanın "dinlenme odası" ve oldukça kozmopolitik bir ortam. canı sıkılan, morali bozulan, aşık olan, sevgilisinden ayrılan, ailesiyle tartışan bir dolu asık suratı, hayatından memnun ve hiç bir şeyi kafasına takmayan mutlu çehreler dengeliyor ve ortaya oldukça "nötr" bir tablo çıkıyor. bu atmosferin, en azından iç dünyamdaki izdüşümlerinin beni rahatlattığını düşünüyorum.

    her zamanki yerime oturuyorum. seyfettin viskimi getiriyor, çift buzlu ve soğutulmuş bardakta. hiç kimseyi beklemiyorum. sadece vızıltıları dinliyorum. muhabbet genelde futbol ve sex etrafında dönüp duruyor. zaten aksini beklemezdim, geriye ne kalıyor ki?

    bir süre sessizce oturuyorum. birileri sis bombası atmış gibi içerisi. dumandan gözlerim yanıyor, bir sigara daha yakıyorum. her zaman dikkat etmeme rağmen her zamanki gibi ilk duman gözlerimi yakıyor. gözlerimden akan yaşları silerken en beklemediğim şey oluyor, içeriye beyaz elbilesi sarışın bir afet giriyor. o kadar şanslı olabileceğimi sanmıyorum. "viski dokundu galiba" diyorum kendi kendime ve gözlerimi silmeye devam ediyorum ama sarışın afet bana doğru yaklaşıyor. ilginç olan diğer şey ise bar müdavimlerinin buna tepki vermemesi. bir bar dolusu alkollü erkek ve bir tanesi de dönüp bakmıyor..

    sarışına belli etmemeye çalışıyorum ama o an için hayattan tek beklentim yakınlarda bir yere oturması. viski çukulatayla iyi gider çünkü. muhtemelen bir kaç kesik atar, kafamdan gerçekleşme ihtimali olmayan hayaller kurarım. bir süre sonra da ya o kalkar gider, ya da ben kalkarım. daha ilerisi ütopya olurdu herhalde ve ütopyaları düşlemek yaşam sevinci gerektirir..

    sarışın afet yaklaştıkca güzelleşiyor. gözlerinden ateş fışkırıyor sanki. beyaz giysilerini kefen, vücudunu mezar taşı yapıp ölmek istiyorum o an. yaptığım tüm pisliklerin hesabı hazır : "elektrikler kesikti, çalışamadım"..

    kalçalarını bir sağa, bir sola sallıyor. hipnotizma için daha iyi bir materyal olamazdı.. ve viski gerçekten sert bir içki..

    yaklaşıyor, yaklaşıyor, yaklaşıyor.. aramızda bir kaç metre var artık. elimi uzatsam ona dokunabileceğim ve bu bana garip bir güven veriyor. ve en büyük şoku yaşıyorum: yakınlarda bir masaya oturmasını ütopya olarak gördüğüm hatun gelip benim masama oturuyor. şaşkınlıktan kımıldamıyorum bile, ömrümün sonuna kadar bu şekilde oturabilirim..

    "merhaba"

    seyfettin barda kaçamak bir bakış atıyor. farkındayım, sarhoşum ve olur olmaz hayaller görüyorum ama ne yapabilirim, buradayım ve sarışın bir hatun tarafından hipnotize edilmişim işte, "her insanın başına gelebilir" eğer benim başıma gelebiliyorsa.. sadece şanslı günümdeyim hepsi bu ve muhtemelen bir şey sorup gidecek, ömrümde tekrar görmeyeceğim diğer insanların arasına. hem sen işine baksana kardeşim!

    neyse.. ne demişti? "merhaba" demişti. ona cevap vermeliyim. sıcak ve karizmatik bir "merhaba" demeliyim ona..

    "merhaböhhöhhö.." (allah kahretsin..)

    "özür dilerim, sigaradan.."

    peki neden? neden burada? neden onlarca boş masa varken benimkine oturdu? bu kadar abaza içinde neden kimse ona laf atmıyor, sarkmıyor, hatta bakmıyor bile? cesaretimi topluyorum, ne de olsa bir hayalle konuşuyorum muhtemelen..

    "pardon bir şey sormak istiyorum, kimsiniz siz?"

    "neden sordun? masanıza oturmam seni rahatsız mı etti?"

    "yoo hayır, sadece merak ettim.." tam burada bir tereddüt, bir pişmanlık yaşıyorum. belki de hiç bir şey sormamalıydım. muhtemelen bozulup kalkacak masamdan..

    "gerçekten merak ediyor musun? ve bana inanacak mısın?"

    "inanmamak için bir sebebim yok.. kaybedecek birşeyim de yok. bir şansını dene istersen.."

    "peki.. küçükken bir gün dişin çıkmıştı hatırlıyor musun?"

    "evet?" (tam burada da hayal gördüğüme iyiden iyiye inanıyorum. ilginç bir senaryo çizmişim kendi kendime, hayal gücümü alkışlıyorum. eğlenceli bir insanım ben..)

    "annen o dişi yastığının altına koyduğunda bir diş perisinin gelip o dişi alacağını, karşılığında istediğin hediyeyi getireceğini söylemişti.. uyumadan önce de saçlarını okşamıştı hatırlıyor musun? sen güzel bir çocuktun.."

    "evet hatırlıyorum. aslında hatırlamıyordum ama sen söyleyince bir anda hafızamda canlandı. evet ben güzel bir çocuktum, uzun ve düz saçlarım vardı.. ama bunların seninle ne alakası var ki?" (artık kendi kendimle oyun oynamaya başlıyorum. oldukca eğlenceli olmaya başladı bu oyun. gözlerine bakıyorum, oldukca gerçekci görünüyorlar ya da ben içkiyi fazla kaçırdığım için gerçekle hayal mefhumlarını birbirine karıştırmaya başladım.. )

    "işte ben o diş perisiyim. artık kimse böyle şeylere inanmıyor biliyor musun? artık ne anneler çocuklarına beni anlatıyor, ne de çocuklar benim hayallerimle uykuya dalıyorlar. herkes kendi gerçeklerinin peşine düştü, hayatı renkli kılan küçük ama şirin yalanları kimse umursamıyor artık. kendimi çok yalnız hissettim ve burada, senin yanında buldum."

    "neden ben?"

    "buradaki en yalnız ruh sensin.."

    "içelim o zaman.. ne içersin?" (yüzüne ironik bir gülümseme beliriyor. peri? içmek? saçmaladım ama zaten herşey o kadar saçma sapan ki..)

    "seyfettin, içkimi tazeler misin?"
    "tabi abi.."

    gece alkol kokuyor. bar sinekleri masalarında vızıldaşmaya devam ediyorlar, etsinler. seyfettin arasıra kaçamak bakışlar atıyor ve ben sevgili diş perimle havadan sudan konuşuyor, gülüyorum. dişleri o kadar parlak ki barın bütün karanlığını içine çekiyor sanki.

    ne kadar sürdü, ne konuştuk, buraya nasıl geldim ve hangi yıldayız hatırlamıyorum. öğlene doğru uykudan öksürüklerle sıçrayarak uyandım ve gidip klozete kusdum. güneşli bir güne kusarak başlamak kadar iğrenç bir şey yoktur. yine de kendimi mutlu hissediyorum başımdaki iğrenç ağrıya rağmen.

    siz inanmamaya devam edin. bu akşam yine yağma'dayım ve yine gelecek, bundan eminim. cep numarasını bile aldım..
  • darkness falls adlı filmde terkardan işlenmiştir. çocukların korkulu rüyası, freddy krueger'ın amca kızı.
  • (bkz: tooth fairy)
  • cocukken 'dişlerin de perileri varmış demeye' sebep olan peri. süt dişi yerini kalıcı dişe bırakırken damaktaki boşluğu çocuklar farkedip üzülmesin, korkmasin diye onlar uyurken; anne ve abablar buyuk bir ozenle yastiklarinin altina, terliklerinin icine şekerleme ve oyuncak koyar. uyanip suprizleri fark eden cocuga 'dis perisi sana getirmis' denir. bu arada evde henuz disi cikmayan kardes varsa dis perisinden nefret eder.
  • tıpkı noel baba gibi diş perisi de küçüklüğümde hayallerimi süsleyen kahramanlardan biriydi. ( müslüman mahallesinde noel baba ne alaka yahu demeyin, izlediğim filmlerden ve çizgi filmlerden etkilenmiş her yılbaşı noel babanın bizim eve gelmesini bekler olmuştum, birkaç arkadaşıma anlatmıştım durumu, onlarda dalga geçmişti, bende kimseye çaktırmadan beklemeye başlamıştım sonraları ama neyse konu bu değil.) ne diyordum, evet diş perisi, diş perisi hakkında hayaller kurmam bir gün öndeki süt dişlerimin sallanmaya başladığını fark etmemle gerçekleşti. ne yapacağımı şaşırdım ve her şaşkın çocuk gibi annemin yanına gittim o ise telaşa kapılıp ‘’hadi hemen seni hastaneye götürmemiz gerekiyor’’ demek yerine biraz gülümsedi ve dişlerimi değiştirme vaktinin geldiğini söyledi. o anda olayı çözmüştüm, bu durumdan haberim vardı fakat benim başıma da geleceğini tahmin edememiştim. sonraki günlerde annemin yoğun çabasına rağmen kesinlikle o dişlere kimsenin dokunmasına izin vermedim. çünkü annem daha önce dişleri eksik olan çocuklara ne olduğunu sorduğumda, uslu çocukların dişlerini diş perisinin aldığını buna karşılık da şeker, çikolata gibi bir şeyler verdiğini, yaramaz çocukların dişlerini ise farelerin kemirdiğini söylemişti. bana göre ben gayet uslu bir afacandım ve diş perisiyle uygun bir anlaşma yapabilirdik. fakat günler geçmesine rağmen diş perisi gelmemişti, her sabah uyandığımda dişlerin yerinde durduğunu fark edip derin düşüncelere gark oluyordum. sonra bir gece ağzımı aralamaya çalışan bir el nedeniyle uyandım, hemen yatağımda doğruldum ve diş perisini görebilmek için gözlerimi kıstım ama karşımda duran annemdi, annem diş perisinden önce dişlerimi almaya çalışıyordu, bu nasıl bir anneydi böyle, sonra biraz ağladım falan ve tekrar uyudum… dişlerim bir iki hafta sonra artık sonbaharda kuruyan yapraklar gibi sallanmaya başlamıştı ve teker teker yemek yerken yada oyun oynarken beni terk ettiler. diş perisi hiçbir zaman gelmedi, noel baba gibi onun da sadece çocukları kandırmak için uydurulmuş bir hikaye olduğunu düşünmeye başladığım sırada diş perisini tanıdım. evet bana inanabilirsiniz diş perisi var. ben onu ilk tanıdığım sıralarda diş perisi değildi henüz, sadece beyaz minicik kanatları olan ve devamlı ordan oraya uçan tatlı mı tatlı bir pericikti aradan yıllar geçti ve o artık bir diş perisine dönüştü. hala ordan oraya uçmaya devam ediyor ve hala çok tatlı, artık dişleriyle sorun yaşayan çocukların yardımına koşuyor ama söylediğine göre çocukların süt dişlerini aldıktan sonra yerlerine adına yer tutucu dediği şeylerden koyuyormuş, böylesi onlar için daha iyiymiş (gerçi ben hala çikolatayı tercih ederim).

    son olarak küçük dostlarıma seslenmek istiyorum, eğer uslu çocuklar olursanız bir gün diş perisiyle eminim sizde tanışırsınız, zaten onu minicik elleri, sihirli gülümsemesi ve insanın içini ısıtan bakışlarıyla karşınızda gördüğünüz anda durumu anlayacaksınız… ( küçük bir ipucu: özellikle isparta da yaşıyorsanız bu şuan çok daha kolay ; )

    edit: muğla da da zaman zaman görülebileceğine dair çeşitli rivayetler var :)
  • anacığım sağolsun uzun süre inanmış olduğum gerçek olmayan sevimli peri. sayesinde matematik de öğrendim. yastığın altına konan 1 adet bin ve 2 adet 500 tl 2000 tl edermiş, o anda çok şaşırtıcı bir gerçekti bu benim için. bir kere yastığın altına koymayı unutmuştu annem, sabah para bulamayınca anneme koşup peri beni unutmuş diye ağlamıştım. "çarşafın altına bak o zaman" demişti annem de, gerçekten de oradan çıktı (sonradan koydu sanırım). kuzenimi inandırmak için çatlamıştım, zavallı kızcağız denedi de. ama ertesi gün büyük bir hayal kırıklığı ile para mara çıkmadığını, benim paralarımı da annemin koyduğun söyledi. halamın hayal gücü annem kadar geniş değildi ne yazık. benim içimdeki ilk şüphe de o zaman doğdu. korka korka anneme gittim, sordum. içimden hep ben koymuyorum demesini bekliyordum. ama annem gülümseyip gerçeği söyledi bana. para vermeseydi de gerçek olsaydı keşke demiştim, seviyordum ben o periyi.
  • dişi alıp yerine para koyması çok saçma. bi kere o parayı nerden buldun? kara para mı aklıyosun napıyosun kardeşim? para kaynağın var mı? varsa ne? vergini veriyo musun? hayır iki tane veledi memnun edeceksin diye niye enflasyon yaratıyosun?