şükela:  tümü | bugün
  • - içerinin karşıtı
    - dış çevre
    - yurt dışı
    - taşra
  • sinirli parmağın gösterdiği yön!
  • güdümlü sen(im). depresyon hırkası kabuğu. soyana...
    (bkz: bencil)
  • dış köküne "-e doğru" anlamına "eri" ekinin ilâvesiyle oluşmuş kelime.
    bu bakımdan "dışarı doğru" demek pek mantıklı değil gibi.
  • (bkz: siz ikiniz)
  • anadolu'da tuvalet anlamında kullanılan kelime. eskiden tuvaletler evin dışında olduğundan bu manada kullanıldığını tahmin ettiğim sözcük. anneannemden ilk duyduğumda "gece vakti dışarda ne işin var yav anneanne" dediğimi hatırlıyorum. allah uzun ömür versin 88 yaşında.

    anlamdaşları için;
    (bkz: ayak yolu/@bi acılı adana usta)
    (bkz: kenef/@bi acılı adana usta)
    (bkz: hela/@bi acılı adana usta)
    (bkz: 00/@bi acılı adana usta)
    (bkz: yüz numara/@bi acılı adana usta)
    (bkz: tuvalet/@bi acılı adana usta)
    (bkz: lavabo/@bi acılı adana usta)
    (bkz: wc/@bi acılı adana usta)
  • üzerinde tavan olmayan herhangi bir yer; beynime sürekli cevapsız çağrı atan çağrı merkezi.

    ofislerde, duvarların arasında, granitin üstünde fazla kalamıyorum. haftada bir kaçamak yapmadığım takdirde daha perşembe olmadan su kaynatıyor, cuma ve cumartesiyi beyin ölümü gerçekleşmiş lepistes gibi bekleyerek geçiriyorum. anlamsız bir yorgunluk var zaten bu aralar, yatağa usulca girmiyor bayılırcasına düşüyorum. yatmadan önce bir kaç sayfa kitap okumayı bırak karikatür bitiremedim lan dün. ikinci balona geçemeden sızmışım.

    sabah 9'da gözlerimi yine yanlış yerde açtım. gözler ve bağlı bulunduğu kafa ofiste olması gerekirken, ben veliaht prens olarak yatağımdaydım. hogwarts'tan mektup alan harry potter gibi, faturalar da birikmişti. beşiktaş'a yürüyerek gitmek, bir vapurun yanaşmasını duymak ve barbaros üzerinden çıkmanın günü ilan ettim bugünü. artık 7 mayıslarda vapur yanaşması duyup fatura ödeyeceğim. faturasız bir ömür olmaz artık, dileğim vapursuz da olmasın.

    -abi, istanbul'da kalmaya karar verdin he mi?
    -evet esteban, memleketine dönen adamlar 2 hafta sonra pişmanlıkla kavrulmaya başlamışken, istanbul bırakılmaz. bırakılması teklif dahi edilemez.

    ofise mesajımı atıp yavaş adımlarla kulağımda creedence clearwater revival ile ilerledim yeşil ağaçların altından. migros evlendirme dairesinin önünden geçerken, orada hayatlarını birleştirecek olan insanları başımla hafiften selamladım. faturaları ödeyip baronlara karşı olan borcu kısa süreliğine sıfırladıktan sonra, vurdum kendimi sokağa.

    kendisine çiçek alan üniversiteli güzel kız, dışarıda olmanın tadını çıkarıyordu. binlerce insan dışarıdayken ve yaşamaya devam ederken, içeride durmanın hayati tarafı yoktu. birisi zamanında götünden uydurmuş "işleyen demir ışıldar, çalışın kapçıklar" diye, o zamandan beri tüm gündüzlerimizi 3 kuruş paraya satıp geceleri uyumamak için bin taklalar atıyoruz. başkasının işi için kendi hayatımızı zehirliyoruz çayla kahveyle.

    aklımda her zamanki tedirgin düşüncelerim, boynumda makinem kadıköy iskelesi'ne doğru yürürken, güzel bir mayıs sabahı püfür püfür esiyordu. kabalcı'nın önünden geçerken, eski günleri düşündüm. öğrenciliğimde, tüm paramla maket ve çizim malzemesi aldıktan sonra parasız kalınca kabalcı'ya gelir saatlerce dergi-kitap okurdum beleşinden. haftalık dergileri, gezi kitaplarını, atlasları, mimarlık ve fotoğrafçılık kitaplarını derken hard disk dolana kadar okur, sonra otobüs duraklarına sırtımda hayvan gibi proje çantası ilerlerdim. hayatım hiçbir zaman kolay olmadı ama maket yaptığı günler babasının arabayla bıraktığı, annesinin makete yardım ettiği bebeler gibi de renksizlik yaşamadım. tercih yapsam yine kendi yolumu seçer ve cehennemin bir ucundaki devlet yurdundaki dayanışmayı, aile saadetine ve soyulmuş meyvelerin mutlak bulantısına tercih ederdim. iyi yaptım iyi.

    kabalcı'nın önünden, sahile aktım. banklarda envai çeşit insan güneşin altında oturmuş, karşı kıyıyı tarıyordu. mavi bir deniz, açıktaki tekneler, büyük gemiler, vapurlar, motorlar, denizanaları ve liseden kaçıp sigara kaçamağı yapan haytalar. gerçek bir istanbul zamanıydı. ben de dışarıdaydım, hemen boğaz kenarındaki betona bağdaşımı kurdum. yüzüme boğaz esintisi çarparken, gözlerimi kapattım.

    ilk vapurun yanaşmasını, halatları alan çimacının lastik ayakkabısından çıkan sesleri, iskelenin sürülmesini, insanların adımlarını, kapıların açılmasını ve salonda bekleyenlerin sabırsız nefeslerini duydum. orhan veli'nin bir kaç dizesi geçti zihnimden, çengelköy'de birisi yanlışlıkla bardağı devirdi. kuleli'nin önünde balık tutan adamın kovasındaki balıklar can havliyle çırpındı. o sırada yoldan geçen taksici, sigarasının son nefesini çekip izmaritini yola attı. sultan ahmet meydanı'ndaki faytonları çeken bir at can sıkıntısı içerisinde kişnedi. ayasofya'nın kubbesinin tepesindeki martı kanatlarını çırparak yeni cami'ye doğru uçmaya başladı.

    bunların hepsini güzel bir müzik gibi dinleyip yerimden kalktım. dışarıda olmanın mucizevi saatleri son nefesini verdiğinden ofise dönmem gerekiyordu. hayatın demli tadını bir kez daha almanın huzuruyla, hafif adımlarla geldim ofise. yüzümdeki tebessüme bakan herkes gülümsedi, istanbul'dan aldığımı insanlara pay ettim. bir pagan peygamberi gibi doğanın bana ilettiklerini ben de insanlara aktardım elimden geldiğince.
  • sürekli gece.
  • dışarı varsa sınır vardır. sınırın hangi yanı dışarıdır bilinmez.
  • dışlar diyarı.
    erinin ütopyası.
    için dışa taşması.
    dışın içe.