şükela:  tümü | bugün
  • bir marquis de sade eseri. versus kitap'dan. şöyle bir tanıtım bülteni var;

    ---alıntı---

    ey sen, dünyada mevcut her şeyi yarattığı söylenen: hakkında en ufak bir fikrim olmayan sen; ancak lafta tanıdığım ve her gün yanılan insanların bana söyledikleri kadar bildiğim sen; tanrı denen acaip ve hayal mahsulü varlık, kesinlikle, gerçekten ve herkesin önünde ilan ediyorum ki sana en ufak bir inancım yok. ve bunun da nedeni gayet mükemmel: dünyadaki hiçbir şeyin akla yatkınlığına kanıt olmadığı saçma bir varoluşa beni ikna edecek hiçbir şey bulamıyorum.

    ey yanlışın ve fanatizmin kör ettiği zayıf ve saçma faniler, tepesi tıraşlı rahiplerin batıl inancının sizi gömdüğü tehlikeli yanılsamalardan vazgeçin! onların size bir tanrı sunmalarındaki müthiş çıkarı ve bu tür yalanların sizin mallarınız ve ruhlarınız üzerinde onlara sağladığı itibarı düşünün! yüreğinizde bir ibadet ihtiyacı duyuyorsanız, tutkularınızın somut nesnelerine yönelin: gerçek bir şey sizi en azından bu doğal saygı içinde tatmin edecektir.

    ama tanrıya yönelik iki, üç saatlik sofuluğun ardından ne hissediyorsunuz? sizin duyularınıza hiçbir şey sağlamayan soğuk bir hiçlik, tiksinti verici bir boşluk. düşlere ve gölgelere tapmış olsaydınız da duyularınız aynı durumda olurdu! indirin batıl inanç ağacına son darbeyi; dalları budamakla yetinmeyin: etkileri bu kadar bulaşıcı olan bir bitkiyi tamamen kökünden söküp atın!

    tanrıları devirerek, aşıralım gök gürültülerini onların ve yıkalım bu ışıltılı şimşekle ürkütücü bir dünyada hoşumuza gitmeyen her şeyi!
    `
    ---alıntı---`

    bana çok alışılagelmiş şeylerden, çok alışılagelmemiş bir şekilde bahsetmiş gibi geldi. hemen bir tane sipariş verdim. bir entry de hemen okuduktan sonra, tüm marquis de sade sevenleri için ekşi sözlük ekranlarında olacak. bizden ayrılmayın.
  • marquis de sade' ın türkçe' ye tanrıya karşı söylev diye çevrilmiş kitabı.

    --- alıntı ---

    ama doğa, diyeceksiniz bana, bir tanrı olmadan kavranamaz. ah, sözlerinizi işitir gibiyim; yani pek az anladığınız şeyi bana açıklayabilmek için, hiçbir şey anlamadığınız bir nedene ihtiyacınız var. örtüleri iyice kalınlaştırarak karanlığı çözme iddiasındasınız; köstekleri çoğaltarak bağı parçaladığınızı düşünüyorsunuz. saf ve coşkulu fizikçiler, tanrı’nın varlığını bize kanıtlamak için, botanik kitapları yazın; fénelon gibi insanın bölümlerinin en ince ayrıntısına girin; yıldızların hareketini hayranlıkla izlemek için göklere atılın; kelebekler, böcekler, polipler, örgütlü atomlar karşısında kendinizden geçin ve onlarda bir işe yaramaz tanrı’nızın büyüklüğünü bulduğunuzu sanın: bütün bu şeyler, siz ne derseniz deyin, bu saçma ve hayali varlığın var olduğunu asla kanıtlamayacaktır. tek kanıtlayacakları şey, bir araya gelişleri evreni oluşturan sonsuzca çeşitli bileşimlerin üretebileceği maddelerin ve etkilerin sonsuz çeşitliliğine dair hiçbir fikriniz olmadığıdır. sizin doğanın ne olduğunu bilmediğinizi; gözlerinizin, mikroskoplarla donanmış bile olsalar, en ufak bölümünü bile göremeyecekleri doğanın güçlerini sayısız biçim ve varlığı yaratamayacağını sandığınızdan, bu güçlere dair tek bir fikrinizin olmadığını kanıtlamaktadır. velhasıl, somut insanları tanımadığınızdan, hakkında kesin bir fikre asla sahip olamayacağınız manevi bir görevliyi niteleyen bir kelimeye başvurmayı daha kestirme bulduğunuzu kanıtlamaktadırlar.

    --- alıntı ---
  • marquis de sade'ın yazmış olduğu bir kitap olmamakla birlikte, onun yazdığı kitaplardaki tanrı ile ilgili kısımların derlenmesinden oluşmuş bir kitaptır.

    sadece tanrı ile ilgili değil; ruh, cennet, cehennem gibi kavramlarla da ilgilidir yapılan seçmeler. bu kavramlar üzerine hem makul hem de en sert eleştirileri bu kitapta bulabilirsiniz.
  • sade'ın bu toplama albümü, dini dogmalardan bile demode akıl tınnnngırdatmaları içerir.

    laftan anlamaz cambaz, yeryüzünün en büyük yaşam enerjisi hırsızı ve maalesef farkında değil. öyle yumuşak yumruklar atıyor ki gıdıklanıyor, gülmeden edemiyorsun. ne diyelim, allah akıl fikir verseymiş.

    not: gençler sever, en az iki aylık goygoy malzemesi garantili. geçmişimden utandığım zamanlara adını altın harflerle yazdıran komedyenin bu akıl tutulmasını siz gene de adam olun tabii ve okumayın, unutmak için de yok yere yorulmayın.

    başlığın fransızca dilbilgisizliğine dair umutvar temenni: 's'siz söylev olmaz, her yayınevini kale almayın.

    ek: söylevin kayıp 's'si gelmiştir, ekşi sözlük çalışıyor.
  • "benim bahtsızlığım, boyun eğmeyi asla bilmeyen ve asla da boyun eğmeyecek sağlam bir ruhu gökten almış olmaktır." diyen marquis de sade'ın sansürden kurtulabilmiş metinlerini barındıran kitaptır.

    marquis, ateizmi bir dürüstlük teminatı olarak düşünmüştür ve kitap bunu destekler bir temeldedir.

    "ilk insanlar, onları şaşkına çeviren olaylardan ürkerek, bilmedikleri yüce bir failin ilerleyişi ve etkiyi idare etmiş olduğuna ister istemez inanmak zorunda kaldılar: zayıflığın özelliği, ya gücü varsaymak ya da güçten ürkmektir. insan ruhu, kendisini şaşırtan bütün mekanizmanın iç gücünü oluşturan hareketin yasalarını doğanın bağrında bulamayacak kadar çocuk hâlâ; doğanın kendi kendinin motoru olduğuna inanmak yerine bu doğaya bir motor varsaymanın daha basit olduğu kanısında. üstelik de bu devasa efendiyi inşa etmekte, tanımlamakta, eylemlerinin bize kanıtladığı kusurları ona atfettiği niteliklerle uzlaştırmakta daha fazla güçlük çekeceğini aklına bile getirmiyor. evet, ne diyordum, onu şaşırtan şeyin nedenini doğayı inceleyerek bulmak ona daha fazla zahmet vereceğinden, bu ilk varlığı varsayıp ona tapacak kadar şaşkına döner ve körleşir. bu andan itibaren, her ulus kendi geleneklerine, bilgi ve ortamına uygun olarak bu varlıkları yarattı. bir süre sonra yeryüzünde ne kadar halk varsa o kadar din, ne kadar aile varsa o kadar tanrı ortaya çıktı. bütün bu tiksinti verici putların altında, bu saçma hayaleti, insanın körleşmesinin ilk ürününü tanımak kolaydır. pandomimanın kostümleri farklı olsa da, soytarı hep aynı soytarıdır; farklı yapmacık tavırlarla ona hizmet ediliyor olsa da ibadet hep aynıdır. bu ortak tavır, bütün insanların eşit aptallığından ve zaaflarının evrenselliğinden başka neyi kanıtlamaktadır? bundan çıkan sonuç, benim de onların budalalığını taklit etmem gerektiği midir? daha derin incelemeler, daha olgun ve daha düşünceli bir zeka doğanın sırlarını anlamaya, bunlara nüfuz etmeye, sonuçta, biraz önce size dediğim gibi, hareket doğanın içindeyse, devindirici bir güce hiç ihtiyaç olmayacağına beni ikna olmaya zorlarken, bu tiksinç kuruntunun utanç verici sultası altında sizin gibi yatışarak, onun hoşuna gitmek için yaşamın en donanımlı hazlarından vazgeçmem mi gerekiyor? hayır justine, hayır, eğer böyle davranırsam kaçığın biri olurum; insanların sersemliğinin ya da dalavereciliğinin bana her gün tekrar tekrar kurdukları tuzakları çözmekle doğanın bahşettiği bu akla layık olmayan bir deli olurum. şu hayali tanrı’ya inanmayı bırak artık çocuğum: asla var olmadı o. doğa kendi kendine yeter; bir motora, devindirici güce hiç ihtiyaç duymadı: bir temeli olmadan varsayılan bu motor doğanın kendi güçlerinin çözülmesinden başka bir şey değildir, okulda bize öğretilen savı kanıtsama denen şeydir. tanrı'nın varlığı yaratmayı gerektirir, yani hiçbir şeyin olmadığı ya da her şeyin kaos içinde olduğu bir an olmalıdır. bu durumların herhangi biri eğer kötülük idiyse, sizin sersem tanrı'nız bunun varlığına niçin izin verdi? yoksa iyi bir durum muydu? o zaman niçin değiştirdi? eğer şimdi her şey iyiyse, sizin tanrı'nızın yapacak işi yok demektir; peki eğer gereksizse, güçlü olabilir mi? eğer güçlü değilse. tanrı olabilir mi? bizim saygımızı hak edebilir mi? eğer doğa sürekli hareket halindeyse, tek kelimeyle, motor neye yarar? eğer motor maddeyi hareket ettirerek madde üzerinde etkide bulunuyorsa kendisinin madde olmaması mümkün müdür? zekanın madde üzerindeki etkisini ve maddenin, kendi kendine hiçbir hareketi olmayan zeka tarafından hareket ettirildiğini düşünebiliyor musunuz? siz tanrınızın iyi olduğunu söylüyorsunuz; yine de, size göre, onun insanlarla yaptığı ittifaka rağmen, yalnızca bu ittifakı pekiştirmek amacıyla kendini yahudiye’de astırmak için dünyaya gelmiş sevgili oğlunun kanının dökülmesine rağmen, bütün bunlara rağmen, insan soyunun üçte ikisi hâlâ sonsuz alevlerde yakılmaya mahkum olacak öyle mi? bunun da nedeni, ondan her gün diledikleri lütfü alamamaları olacak, öyle mi? siz bu tanrı'nın adil olduğunu mu söylüyorsunuz! hoşuna giden bir ibadetin bilgisini dünyanın otuzda birine bahşedip de geri kalanı nihai işkenceyle cezalandıracağı bir cehalet içinde bırakması hakkaniyet midir? sizin tanrı'nız kadar adil olan bir insan hakkında ne düşünürsünüz? bir de onun her şeye kadir olduğunu ekliyorsunuz. ama bu durumda kötülük onun hoşuna gidiyor olmalıdır; çünkü yeryüzünde iyilikten çok kötülük var; hâlâ da kötülüğün sürmesine izin veriyor. dolayısıyla burada ortalama diye bir şey yoktur: ya bu kötülük onun hoşuna gidiyor ya da buna karşı koyacak gücü yok. her iki durumda da kötülüğe eğilim gösterdiğim için pişmanlık duymamalıyım; çünkü eğer o engelleyemiyorsa, elbette ki ben ondan daha güçlü olamam; ve eğer kötülük onun hoşuna gidiyorsa, benim de onu kendi içimde ortadan kaldırmama gerek yok. siz onun hareketsiz olduğunu söylüyorsunuz; ama ben onun beş ya da altı kez halk, yasa, irade, duygu değiştirdiğini görüyorum. zaten, hareketsizlik soğukkanlılığı gerektirir. soğukkanlı biri ise kinci olamaz, ama siz yine de tanrı'nızın intikam aldığını ileri sürüyorsunuz. sizin bu hortlağa ne kadar çok gülünçlük ve tutarsızlık atfettiğinize bakıldığında; onu akla yatkın bir varlık haline getirmek için yandaşlarının onu karmaşıklaştırdıkça anlaşılmaz kıldıklarına bakınca; onu doğrulamaya çalıştıkça küçük düşürdüklerinin farkına varmadan, onu büründürmek zorunda kaldıkları gülünç ve çelişik nitelikler rahat rahat incelendiğinde, insan dehşet içinde ürperiyor. inceleyip gerçeği saptayan, justine, onun bütün sanlarının birbirlerini karşılıklı olarak yok edip yuttuğunu görün. kimilerinin kaygısından, kimilerininse düzenbazlığından, ama herkesin cehaletinden doğmuş bu iğrenç varlığın, bizden bir an bile iman, bir an bile saygı hak etmeyen, insanı isyana sevk eden bir yavanlık olduğunu kabul edeceksiniz; zekayı iğrendiren, kalbe isyan saçan ve insanlara eziyet edip aşağılamak için karanlıklardan çıkmış acınası bir zırvalık! bu hayal mahsulünü lanetleyin; bu berbat şey ancak sersemlerin ya da aklını kaçırmışların kıt zekasında var olabilir. dünyada ondan daha tehlikeli hiçbir şey olamaz, insanların daha fazla korktuğu, daha fazla tiksindiği bir şey olamaz.

    bu ilk yalanların meyvesi olan öte dünya umudu ya da kaygısı sizi asla endişelendirmesin justine. özellikle kendinizi frenlemeyi bırakın. değersiz ve ham bir maddenin zayıf kısmı olan bizler, ölümümüzle birlikte, yani bizi oluşturan elementler genel kütlenin elementleriyle birleştiğinde, sonsuza dek yok olacağız ve ne şekilde davranmış olursak olalım, bir an için doğanın potasından geçip başka biçimlerde yeniden fışkıracağız. üstelik ömrü boyunca erdemi çılgınca göklere çıkarmış olan da, en korkunç suçlara gırtlağına dek gömülen de eşitlenecektir, çünkü hiçbir davranış doğayı gücendirmez ve bütün insanlar doğanın bağrından eşit olarak çıkmışlardır; yeryüzündeyken herkes bu ortak ananın itkileriyle davrandığından, hepsi de, yaşamlarından sonra, aynı sonu ve aynı yazgıyı paylaşacaktır."