şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: diskografi)
  • yazı yazmayı öğrenme güçlüğü.
  • (bkz: disleksi)
  • disleksi ile ilgili bir terim. bireyde yazma yetenegi engeli.
  • yazi yazma engeli diye de bilinir. ozellikleri arasinda bas asagi harfler, ters yone bakan harfler, tersten yazilmis kelimeler, okunakliligi cok az olan yazi sekilleri siralanabilir. ayrica ileri duzeyde sag ve sol kavrami karismistir. en buyuk sebeplerinden biri goz ve el koordinasyonunun az gelismis olmasidir. surekli duzgun yazi yazmaya yonelik bir mudahale yontemi bireyde basarisizlik duygusunu arttirabilir. bu sebeple ilk mudahale olarak el goz koordinasyonu gerektiren ders disi aktiviteler onerilir.
  • birbiriyle sıkça karıştırılan 3 kavramdan (disleksi, diskalkuli ve disgrafi) biri.
    disleksi okumada, diskalkuli matematiksel terimlerde, sembollerde ve şekillerde, disgrafi de yazmada karşılaşılan güçlüklere verilen isimlerdir.
    okul öncesi eğitim ve ilköğretim haricinde çocuk henüz okula başlamadan evde bireye verilen alelade yazdırma telaşının bir sonucu olarak görüyorum biraz da. zira benim disgrafi ile tanışmam öyle oldu.
    yalnız çocuklar yazı öğrenimine başladıklarında zaten genel olarak karıştırılan harfler ve rakamlar vardır mesela b-p c-ç g-ğ m-n ve sesli harflerden noktalı ve noktasız olanlar, rakamlardan 7 ile harf olan büyük l'nin karıştırılması 3 ile büyük e harfinin karıştırılması gibi ya da yazıları ayna görüntülerinde olduğu gibi simetrik algılamak.
    bazı çocuklar vardır ki zaten o sesi ayırt edemediğinden yazamıyordur, bazıları da vardır ki duyuyor, anlıyor, sesleri ayırt edebiliyor fakat yazamıyordur. bu noktada disgrafi denilebilmesi için ikinci gruptaki özelliği göstermesi takdir edilmelidir ki daha mantıklıdır.

    benim çocukluğumda da çileye dönüşmüştür ayrıca. doğru düzgün eksiksiz yazı yazmaya 3. sınıfta başladım diyebilirim. tabi bunda ilk sınıf öğretmenimin katı tutumu da oldukça etkili olmuştur. durumu ne kadar içerlemişsem artık tattığım başarısızlık sebebiyle kendi kendime harfler geliştirip sözde o alfabeye göre günlük yazıyordum. hiçbiri birbirine benzemeyen alakasız şekillerden oluşuyordu kendisi. mesela bir çizgiyi satırın altına değilde üstüne koydum diye o harfin anlamı değişmiyordu.
    disgrafinin varlığında sadece biraz daha özel ilgiye ihtiyaç duyulur. buna bir eksiklik diyemiyorum çünkü kesinlikle düzeltilebilir, telafisi mümkün olan bir problemdir.
    çocuk, durumunun farkındadır zaten bunun üzerine bir de ''tembel, hala yazamadın, arkadaşlarından geri kaldın, sınıfın hepsi okudu bir sen kaldın'' gibi cümlelerle savaşmak zorunda bırakılmamalıdır. zaten bu probleme sahip olan çocukların hayal dünyası diğerlerine göre bir hatta birkaç adım daha öndedir..
  • ingilizce dysgraphia.
    bazı belirtileri:
    - kısa şeyler yazarken parmaklarda kramp
    - yazı yazarken vücut, kol, ve bileği tuhaf pozisyonlara sokmak. örneğin kolu büyük harf l şekline getirmek
    - yazı yazarken fazla silgi kullanacak kadar hata yapmak
    - büyük olması gereken harfleri küçük, küçük olması gereken harfleri büyük yazmak
    - harflerin bazısının diğerlerinden daha küçük ya da büyük boyutta yazılması
    - bir kitaptan/tahtadan bakıp yazarken kitaba/tahtaya sık sık dönmek
    - kelimeler arası boşlukları yanlış kullanmak ya da belirgin derece farklılıklar olması (bir boşluğun çok açık, diğerinin çok dar olması gibi)
    - düşünceleri kağıda dökerken zorlanmak, bazen düşünülen kelimeden farklı bir kelimeyi yazmak
    - yazı yazarken kol ve/ya da bilek ağrısı

    belirtilerin hepsi olacak diye bir şey yok tabii. olası nedenlerinden biri kafaya darbe olarak görülüyor. disgrafi olan insanlar genelde diğer bazı motor skills'de problem yaşar. ayakkabı bağlamak, örgü örmek gibi.

    farklı versiyonları olabiliyor. böyle bir rahatsızlığın olduğunu ve bende hafif bir versiyonu olduğunu 20li yaşlarımda öğrendim. kendimi bildim bileli yazı yazmaya başladıktan en fazla 2-3 dakika sonra kolum ağrımaya başlar. fiziki olarak güçsüz sanırdım kendimi, meğer disgrafiymiş. okulda ne zaman tahtaya bir şey yazmak için kalksam yarısında ağrıdan yazamıyordum. (ve bir öğretmen neredeyse benimle dalga geçiyordu. öğretmenlerimizin bazıları disgrafi ne bilmeyecek, göremeyecek kadar cahil.) yazı yazmaya başladıktan sonra kafamı neredeyse masaya değecek kadar indiriyordum, dik durarak yazı yazmak kolumu daha da ağrıtıyordu sanki. pratik sayesinde normal el yazım çok düzgün olduğu halde mola vermezsem 6-7 cümleden sonra el yazım kötüleşmeye başlıyor. düz kağıda hala aynı çizgide yazamam. en sık olan diğer bir problem de yanlış yazmak. dilbilgisi kurallarını iyi bilmeme rağmen sık sık hata yapıyorum. bazen düşündüğüm kelimeden farklı kelimeler yazıyorum, ya da bir kelimeyi yazmayı unutuyorum. hiçbir zaman tam olarak geçmiyor, etkileri azaltmanın yolu pratik.
  • agatha christie'nin muzdarip olduğu öğrenme güçlüğü. okunur biçimde yazmasını engellediği için agatha christie bütün romanlarını dikte ettirirmiş.
  • halen daha kimsenin okuyamadığı, enigma tadında yazılarımın ve çapraz baskınlığımın sebebi.

    okumayı öğrenmem bir hafta sürdü. her daim ortalamanın oldukça üstü hızda, akıcılıkta, eksiksiz bir okuma yeteneğim oldu. buna karşın yazmakla aram iyi değildi. bazı harf grupları için ortak semboller kullanırdım; e, f, t, s için -: g, l, k, n için | gibi. bazen kelimelerin yansımasını alırdım, sağdan başlayıp sola doğru yazardım, yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarı yazardım, bazı harfleri küçük bazı harfleri büyük yapardım, boşluk bırakmazdım. ilk birkaç kelime okunabilir olsa da yazdıkça sapıtırdım ki yazarken çabuk yorulurdum/yoruluyorum. bununla ilişkili birkaç sorunum da vardı; ayakkabıların sağ-sol çiftlerini karıştırmak, bağcık bağlamak, (hala yapamam) düğme iliklemek. okumayı, resim çizme ve benzeri el işlerini seviyordum ama yazmayı sevmiyordum. düşüncelerimi okuyabilme fikri hoşuma gidiyordu ama kalem-kağıt dışında bir yol olmalıydı. altı yaşında bilgisayarla tanıştım ki aradığım alternatif buydu.

    o zamanlar solaktım. pek keskin zekalı sınıf öğretmenimiz bir gün parçaları birleştirmiş (!) olacak ki, yanlış elimi kullandığıma kanaat getirmiş. bu parlak keşfin ışığında sağlak olmaya zorlandım. sonrasında inceldiği yerden koptu ve bir gün sınıf öğretmenimin beni dışarı çağırdığını, yanında anaokulu öğretmenimin olduğunu "istersen seni anaokuluna geri döndürelim. elini de değiştirdik. ne biçim yazı bu böyle, inat olsun diye yapıyorsun herhalde?" minvali saçma sapan bir gözdağına maruz kaldığımı hatırlıyorum.

    "evet, inat olsun diye yapıyorum." dediğimi de hatırlıyorum. sonuç olarak "sınıf birincisi ama sorunlu" kontenjanından eğitim hayatıma devam ettim. kendi kararlarımı alabildiğim yıllardan itibaren neredeyse hiç not tutmadım, en son ne zaman yazı amaçlı elime kağıt kalem aldığımı hatırlamıyorum. yazmak için bilgisayarı kullanıyorum. çizmek için kağıdı. her iş için iki elimi de kullanabiliyorum, buna karşın iki elimle de yazdıklarım hala anlaşılmaz. lakin özel bir çaba gösterirsem diğer insanlar gibi yazabiliyorum. hiçbir zaman hassas ve duyarlı bir çocuk olmadığımdan bu olayları travma kategorisinde anlatmıyorum. hatta annem geçenlerde "sen sınıfının en iyisiydin, bilmiyor muydun?" diyene dek kendimi orta başarılı zannediyordum. çevreme duyarlı değildim, diğer çocukların notlarını ve benim onların arasındaki yerimi merak etmiyordum.

    bir de spor ayağı var bu durumun. liseye kadar kendimi kinetik zeka retardı sandım. hiçbir beden eğitimi etkinliğine uyum sağlayamıyordum, topu karşılayamıyordum, bir tek badminton ve teniste iyiydim, onu da liseye yakın keşfetmiştim. onun dışında futbolu kotarabiliyordum, basketbolda felakettim, voleybolu ise katlediyordum. lisede ise fiziksel olarak akranlarımdan daha güçlü, daha dayanıklı olduğumu ve daha kolay denge kurabildiğimi fark edip spora o rotadan devam ettim. yıllardır top yüzü görmüyorum, mutluyum.

    biraz can sıkıntısından biraz da örnek bir disgrafik çocuk portresi olsun diye giriyorum bu entry'i. öğretmenlerin çoğu bilinçsiz. gelişim anomalilerinden bihaberler. sizde veya bir yakınınızda bu tarz belirtiler varsa bir profesyonele görünmekte yarar var.
  • kişinin kendine özgü alfabe geliştirme sebebidir.

    kendi alfabemle deftere bir şeyler yazmaya başladım.* bunu görünce annem şifreli günlük tuttuğumu ve ondan saklayacak bir şey yaşadığımı sanarak korktu. oysa yazanlar ilgimi çeken şeyler ya da kitaplardan notlardı. sonra harfleri kendimce açıklayıp anneme neler yazdığımı anlatmaya başladım. okul kelimesinin etimolojisi ile ilgili bir not almışım onun üzerinden açıkladım. yazım 6. sınıfa kadar çok kötüydü. 6. sınıfta türkçe hocamı çok sevdiğim için eve gidip saatlerce yazımı düzeltmeye uğraştım. lisede biraz daha topladı ve oturdu. şimdi "yazın çok güzel" diyorlar. savaş verdim bunun için yine de ara ara eski hiyerogliflerimi özlüyorum.

    ilkokul öğretmenim solakken sağ elimle yazmaya zorladı. şurada pek saygıyla (!) bahsetmiştim kendilerinden; #57938350

    hâlâ kendime özgü alfabem var sayılabilir aslında. bu defa latin alfabesinin harflerini kullanıyorum. mesela r leri büyük yapıyorum çünkü küçük r ile n harfi karışıyor ve d - b problemine de d harfini küçük a ile aynı boyda olacak şekilde ama büyük d harfiyle yazıyorum, b`'yi olduğu gibi.

    hayatımın hiçbir döneminde not tutmadım (geometri dersleri hariç.) küçüklü büyüklü harfleri karışık yazdığım sınav kağıdımı gören bir hoca çağırıp birkaç soru sordu. sende disgrafi var demeyi düşünmüş ama yazımın düzgün olması kafasını karıştırmış. bu kavramla o zaman tanıştım.

    sakarlığıma ve kazık kadar olmama rağmen ayakkabılarımı bir türlü bağlayamama bilimsel bir açıklama bulduğum için mutlu oldum.
    aslında ayakkabı bağlayabiliyorum ama sürekli çözülüyor. işin tuhafı tüm ayakkabılarım bağcıklı alıyorum. günde 20 defa ayakkabı bağlıyorum galiba. yakın biriyle yolda yürürken arada arkayı dönüp kontrol ediyorlar ve evet, yine ayakkabı bağlıyor oluyorum. üzerime bir şey dökmeden yemek yediğim nadir oluyor. bunun da açıklaması var yaşasın.

    not: entry'de hayatımda öğretmen rolünü üstlenen 3 insandan bahsetmişim. ilkinin verdiği ödevlerde ne kadar zorlandığımı hatırlıyorum. zaten kalem tuttuğum yerdeki nasır ömür boyu onu hatırlatmakla yükümlü. ikincisi ise yazı yazmaya sevmeme sebep olan insan ya da nefreti kırmak diyeyim. aslında yazı şeklini çok da umursamıyordu. baskı ortadan kalktığı için olsa gerek, eve gidince ilkokul öğrencisi gibi sayfalarca aaa bbb yazarak uğraştım ve düzeldi. o hocam da "düzgün yazacaksın" dese hiç aşamayacaktım. üçüncüsü ise geç karşılaştığım harika insan.

    pedagojik formasyon ya da eğitim fakültelerindeki derslerde disleksi/disgrafi kavramlarının adı bile geçmiyor mu çok merak ediyorum.

    edit: * 9 yaşındayken