şükela:  tümü | bugün
  • brainstroming yapalım, ne var ne yok;

    1- vücudu disipline etmek: spor

    sahip olduğun tek gerçek sermaye ve zenginlik, sana işlenmesi için miras bırakılmış bir toprak ve sen o toprağı işleyeceksin. idea, senin aklın, kişiliğin ve beyninin korteksinde yer alan mutlak irade ise, bu ideanın, özün tek gerçek tezahürü de vücudun olacak.

    evde yapabileceğin şey, işe gitmeden önce ve işten geldikten sonra 20'şerli birer, ikişer hatta zamanla 30x3'er setlerle şınav çekmek, 300 defa durmadan ip atlamak (bu sayı gitgide artabilir),...

    2- nefsi disipline etmek: beslenme alışkanlıkları

    alışkanlıklarını değiştireceksin, hele ki yemek yemeyi çok seviyorsan bundan vazgeçeceksin. kendine belirli zaman ve saat aralıkları koyacaksın, sırf kendini kontrol edip edemediğini anlayabilmek için. gün boyu yemek yemeyecek ve aynı hevesle çalışacaksın. (yan kazanç: böylelikle iş, senin sadece yapmaya zorunlu olduğun bir şey olmaktan çıkıp, senin kendini sınaman için kullanabileceğin bir araç, engelli atlama sporcusunun kullandığı bir engel olacak ayrıca)

    3- uykuyu disipline etmek

    iş yaşamı sana emrettiği için erken kalkıyorsan, bu kölelik düzeninden kurtulmak için başka bir zamanda, daha erken bir zamanda uyanmak zorundasın. yaratıcı insanlar, geceleri sever, bu yüzden gece uykusunu esnek tutabilirsin fakat burada en önemli şey, kafanı yastığa koyduğun gibi uyuyabilmektir. sabah ise, mesela 8 de kalkman gerekiyorsa 6 da kalkmalısın. işe 8 gibi kalkarak gidebiliyorsan, sırf iş rutinini bozmak için 6 da uyanıp, spor yapıp, hatta yürüyüş yapıp eve tekrar gelip tekrar 8'de kalkmış gibi iş rutinine gidebilirsin. bu sana ne katar onu da söyleyeyim, iş yaşamının ve hayatn sana dikte ettiklerini yerine getiren bir orospu olmaktan kurtulup, sırf kendi motivasyonundan ötürü tüm bunları sorumluluk bilinciyle yaptığını beynine kazımış olursun ve bilinçaltın, kontrolün hep senin aklında, mutlak iradende olduğunu hatırlar, bilinçaltı haritanı revize etmiş olursun.

    neden buna ihtiyaç vardır, çünkü modern insan, atıllıktan fahişe olmuş bir metadır ve çoğu insan, insan tarlalarında yetiştirilip pazarlanan birer köledir. bunun bilince olan tezahürü ise, haftasonları uyuyarak geçirirken haftaiçi, zorunluluktan istemediği halde rutine uymaktır. rutini bozmak zorundasın, rutini bozdukça, kontrol sahibinin kendin olduğunu hissedersin, yaşarsın, bir anlamda sana hayatın sunduğu kaderi reddedip, hayatın sana sunacağı kaderin şablonunu hayatın eline verirsin. hayatını düzeltmek için kişisel gelişim kitaplarına değil, kendi yarattığı rutine ve kendi disiplinine göre yaşamaya ihtiyacı vardır modern insanın. modern insan ise özgürlük yerine tutsaklığı seçer, bunun da en büyük tezahürü, kendisini disipline etmekten noksan olmayı tercih eden bir moron olması, ve bu moronluğun sisteme bir hammadde olarak girip zombi dediğimiz bir ürün haline gelmesi, köleleşmesine karşı itaatsizleşmesidir.

    4- bilinci disipline etmek

    ben bunu kendim gibi, yapayalnız yaşayan insanlar için yazıyorum. çünkü insan yalnızlaştığında -özellikle 20'lerin sonunda farkına varılan bir süreçtir bu- bilincin şaftı kayar, arayışlara girer insan. arayış bir tehlikedir aslında, ama bir yandan umuttur. fakat arayışlar içinde saçma sapan şeylere saran onlarca örnek gördüm, aniden hristiyanlığı seçen mi dersin, bir anda kendini dine veren mi dersin, durduk yerde yoga'ya başlayan, ya da kendini kediye, köpeğe, hayvana verenler mi dersin,... modern insan, modern köle, sistemin sömürdüğü atıl köpek sevginin bile bir meta haline gelmesiyle kaybettiklerinin hıncını olabilecek en irrasyonel yöntemleri modernize ederek mantığa oturtmaya çalışır. hayvanı seviyordur çünkü doğa sevdalısıdır, hayır efendim. modern insan hayvana muhtaç olduğu için hayvanı seviyordur çoğu zaman, çünkü bir insanı sevgisiyle elinde tutabilecek kadar güçlü sevemez, çünkü sevgisi onun egoizminden ileri gelir. böylelikle modern moron, bir insanı sevdiğinde egoizmini tatmin edemediğinde ona hükmedemez, ona kendini zorla sevdiremez fakat bir kediye bunu yapabilir, köpeğe de yapabilir. böylelikle hayvanlar, modern insanın egoist ve metalaştırıcı sevgisinin bir nesnesi olur. aslında yoga da böyledir, içreklikmiş, dinmiş, bunların hepsi, sınıftan bağımsız olarak biat etmek ve biat ettirmek sadomazoşizmi üzerine kurulu günümüz moronunun hayattaki varoluşunun üzerine kurulu olduğu hastalıklardır.

    şimdi diyebilirsiniz "her şey yanlış, doğru ne". onu da söyleyeyim, yapayalnızsan, mutsuz isen, mevcut hayat seni tatmin etmiyorsa, bunun farkında olup acıyı sindireceksin, bu acı ilacı içip "oha, tamamen yalıtılmama rağmen hayattayım" diyebilecek kıvama geleceksin. çoğu insan bunu yapamayacak kadar zayıftır, ve bu yüzden bir şeylere sarar, sen sarmaz da aynadaki yansımanda cayır cayır yandığını görüyorsan, cehennemin farkındaysan, buna rağmen yaşadığının bilincine varana kadar aydınlanamazsın, sadece bir bağımlılığı bırakıp başka bir bağımlılığa sararsın ve bu bağımlılık, bazen bir erkeğe köpek olma(mazoşist bağımlılık), bir kadını kendine köpek etme (sadist bağımlılık), insanlarda bunu beceremeyenlerin hayvanları kendine köpek etmesi (sadist bağımlılık), pratiğin noksanlığı perdesi arkasına saklanan dini/içrek meselelere yönelme kolaycılığı (mutlak itaat, hiçlikten medet umma) gibi bir çok şeye sarabilirsin ama bunların hepsi, sadece senin, ölüm kadar çıplak ve yalnızlık kadar yalın bir cehennemin korkutuculuğunu kaldıramayacak kadar yaşam motivasyonundan kopuk olduğunun göstergeleridir.

    bilinci disipline etmek, yukarıdaki hakikat yani realizmin acımasızlığının farkında olup, yaşamak için metodlar geliştirebilmektir.

    şimdilik bu kadar.
  • varlığı sizi canlı tutar, yokluğu ise süründürür. insanların kafasında hep katı, sert ve sıkıcı bir algı ile birlikte biçimlenmiştir. oysa ki disiplin, kişinin kendi kendini kontrolüne imkan sağlar. aslında yegane amacı budur, evet. insanın kendi üzerindeki kontrolünü, yani hayat üzerindeki hakimiyetini sağlamasına yardımcı olabilmek.

    disiplinli insanların kendi hedefleri ve yaşam biçimleri doğrultusunda belli kırmızı çizgileri olabilir ki bu da çok doğaldır. iş bu nedenden dolayı belki sıkıcı olmakla suçlanırlar. halbuki en düzenli ve keyifli hayatlara sahip olanlar da onlardır. eğlencenin bile bir yeri vardır, vakitsiz eğlence beyindeki görev-ödül ilişkisine, ayrıca dopamin reseptörlerine zarar verir. böylece tatmin olmak için hep daha fazlasını isteyeceğiniz için kendinizi tembelliğin kollarında bulabilirsiniz.
  • insanın kendi bedeni ve ruhu üzerinde kurduğu tahakküm. özgürlüğe kavuşmak için gönüllü icra edilen tutsaklık. senden daha güçlü olana karşı gelebilmek için, aklen ve manen kendine hükmetmen. kurtuluşun tek yolu, tek çaresi, tek anahtarı.

    adım adım her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak. aynu rutinde evi toplamak. belirli yemekleri yemek, fit olmak, kasların her santimetrekaresini terbiye etmek ve beyne "ruhun, bedenin gibi şekil alacak" mesajını vermek. korkunun bilince, bilincin de kendini varetmeye yolaçması için, fiziksel olarak değişim geçirmek ve bilinçaltını işlemek. zamanla alınan şeklin maddi olduğu kadar manevi olabileceğini kendine öğretmek. sakin olmayı öğrenmek, ağırlık kaldırırken veyahut bir şeyi çalışırken, adım adım ve sistematik olarak başarıya ulaşılabileceğini öğrenmek suretiyle her sürecin aşılabilir olduğunu anlama umuduyla beslenmek, beslemek. varolmak için uygulanan diet.

    (bkz: insanın sınırları)
    (bkz: iki ayaklıdan insana evrilmek)
    (bkz: tek başına sığınılan kudret)
  • sporun insana kazandırdığı en önemli şeydir.
  • kendi sorumluluğumuzu yerine getirme enerjisidir... yaşadığımız kendi gerçeğimizdir ve tümünden biz sorumluyuzdur.
  • çok küçük yaşta öğrenilmeyince bir daha asla sahip olunamayan şey. çocukları küçükten alıştırmak gerektiğini düşünüyorum bu altın değerindeki şeye sahip olabilmeleri için. serseri mayın gibi yaşamak her ne kadar çok zevkli olsa da, belli bir yaştan sonra insan plansız programsız olmanın, işlerini zamanında yapamamanın cezasını çok çeker. başarının yolunun disiplinden geçtiğini öğrenir fakat artık çok geçtir. bir kere sahip olmayınca olunamıyordur*.

    beğendiğinizi seçin ve en kısa sürede sahip olmaya çalışın*:

    (bkz: alman disiplini)
    (bkz: fransız disiplini)
  • bazen muhafazası için acımasızlaşıldığı olmuştur.

    fi tarihinde izlediğim, 18. ya da 19. yy'da geçen bir filmde; deniz aşırı sefere çıkmış ingiliz kraliyet donanmasına ait büyük bir gemi, tropikal bir ada açıklarında demir atar. ayrılma vakti geldiğinde yapılan sayımda eksik çıkar. haftalar boyunca karadan uzak kalmaya, kötü beslenmeye ve ağır çalışma koşullarına dayanamayan mürettebattan 2 kişinin; ılıman iklimi, yemyeşil adayı ve adadaki güzel kızları görünce dayanamayıp firar ettikleri ve adada kaldıkları anlaşılır. kaptan neredeyse bütün gemiyi seferber ederek kesin talimatlarla kaçakların mutlaka yakalanmasını emreder. kaptan; uzun uğraşlar sonucu yakalanan firarileri, ceza olarak öldüresiye kırbaçlattırır ve hücre gibi pis bir yere tıkar.

    bir sebepten aynı gemide bulunan ve seferin bir kısmına katılan üst düzey sivil bir memur dayanamayıp kaptana sorar:
    -adada kalsalar hiç bir şey kaybetmezdik. bu iki işe yaramaz herif için neden bu kadar zaman kaybettiniz ve uğraştınız?
    -(kaptan gözlerini ufka diker) bayım, buna müsade etseydim, bir sonraki molada 2 değil 20 kişi daha firar ederdi.
    (bkz: leave no man behind)*
  • kişilerin nasıl disipline edilmesi gerektiği konusunda farklı görüşler vardır , bunlar önleyici, düzeltici ve yapıcı disiplin yaklaşımlarıdır.

    (bkz: önleyici disiplin)

    disiplin sisteminin üç temel unsuru vardır. bunlar şöyle sıralanabilir:
    • kurallar (istenen davranış biçimleri)
    • kural ihlalleri (istenmeyen davranış biçimleri-suç)
    • yaptırımlar (ceza ya da rehberlik)

    disiplin sürecinin kural ihlali olduktan sonra başlayacağını düşünmek yanlış olur. öncelikli amaç, kuralların dışına çıkılmasını engellemek veya en aza indirmek olmalıdır. önleyici disiplin adından da anlaşılacağı gibi kişilerin kural ve düzenlemeleri ihlal etmemesi için önceden yönlendirilmesi anlamına gelir. yönlendirmekten kastedilen kişinin öz disiplinini sağlamaktır.
    önleyici disiplin faaliyetleri kişilerde, ceza korkusu ile değil, yararına inandığı için kurallara uyma bilinci oluşturmayı hedefler. bu hedef doğrultusunda öncelikle kişinin uyum içinde yaşamasını sağlayacak kural ve düzenlemeler oluşturulur. kişilerin de kararlara katılımı sağlanır.
    önleyici disiplin çalışmaları kapsamında yapılması gereken ikinci iş, belirlenen kural ve düzenlemelerin kişilere iletilmesidir. iletme, sadece bilgi verme anlamında anlaşılmamalıdır. tek tek her kuralın niçin konulduğu, tam olarak ne anlama geldiği ve uygulanmadığı durumlarda yaşam ve kişi açısından ne tür olumsuzluklara yol açacağı açık ve net bir biçimde anlatılmalıdır.

    (bkz: düzeltici disiplin)

    önleyici disiplin çalışmalarına rağmen kural ihlallerinin önüne tümüyle geçmek mümkün değildir. etkin bir önleyici disiplin uygulamasında bile kural ihlalleri görülebilir. düzeltici disiplin yaklaşımı kuralların dışına çıkan kişi davranışının en kısa zamanda düzeltilmesini hedef alır. düzeltmekten kastedilen aynı kural ihlalinin tekrarını önlemektir. önlem, ceza anlamına gelir. düzeltici disiplinde kural ihlalleri cezayla karşılık görür. amaç, ceza yoluyla istenmeyen davranışı düzeltmek ve gelecekte aynı davranışın tekrarlanmasını engellemek için kişiye gözdağı vermektir.
    düzeltici disiplin yaklaşımında ceza, kişinin en kısa sürede ve en az zararla istenen davranış kalıpları içerisine girmesini sağlar. kural ihlallerinin tekrarını engellemek için verilecek cezanın caydırıcı şiddette olması gerekir. cezanın caydırıcılığı kişiye göre değişebilir. bu nedenle sistem tekrarlanan kural ihlalleri için her defasında daha şiddetli cezalar verilmesini öngörür. istenmeyen davranışı enkısa sürede ve en az maliyetle düzeltmesi nedeniyle düzeltici disiplin yaklaşımı bugüne kadar tüm dünya ülkelerinde geniş bir uygulama alanı bulmuştur. bu nedenle düzeltici disiplin yaklaşımına klasik disiplin yaklaşımı da denilebilir.

    (bkz: yapıcı disiplin)

    yapıcı disiplin yaklaşımı, düzeltici disiplin yaklaşımına bir alternatif olarak geliştirilmiştir. kişinin kural dışı davranışlarını ceza vermeden düzeltmeyi amaçlar.
    ceza yerine rehberlik yöntemini kullanır. yapıcı disiplin yaklaşımına göre kural ihlalleri, doğal kişi fonksiyonlarıdır. kural dışına çıkıldığında kişiyi cezalandırmak yerine, bu davranışın nedenlerini sorgulamak ve bir daha tekrarlanmaması için kişiye yardımcı olmak sorunun çözümünde çok daha etkili olacaktır. yapıcı disiplin uygulamalarında kişi bir kuralı ihlal ettiği zaman; kendisine rehber tarafından bu davranışın nedenleri sorulur; ileri sürülen nedenler tartışılır; kural ihlalinin bir daha tekrarlanmaması için birlikte çözüm yolları geliştirilir ve karşılıklı bir anlaşmaya varılır. aynı kuralların ikinci kez ihlal edilmesi hâlinde, çok az farkla benzer uygulamalara devam edilir. kişi kural ihlallerine devam edecek olursa diğer disiplin yaklaşımları uygulanmalıdır.

    yapıcı disiplin yaklaşımı kişiyi yetişkin bir birey olarak görür. ceza korkusu ile istenmeyen davranışların geçici olarak düzeleceğini, yakalanma endişesinin olmadığı durumlarda bu davranışların tekrarlanacağını savunur. kişiyi sürekli göz hapsinde tutmak yerine, onları eğiterek, disiplinin gereğine
    inandırmayı ve sorumluluk bilincini geliştirmeye çalışır.yukarda sözü edilen üç disiplin yaklaşımı ile ilgili genel bir değerleme yapacakolursak önleyici disiplin yaklaşımını ayrı bir kategoride ele almak gerektiğini görürüz. bilindiği gibi önleyici disipli yaklaşımı kural ihlallerini önlemeye yönelik faaliyetlerde bulunur. düzeltici ve yapıcı disiplin yaklaşımları ise kural ihlalinden sonra gündeme gelir. bu nedenle önleyici disiplin diğer iki disiplin yaklaşımından önce uygulama alanı bulur.

    (bkz: kırık cam teorisi)

    not: bu entry açıköğretim fakültesi, örgütsel davranış kitabından faydalanılarak hazırlanmıştır.
  • daha önce bir iki entry yazmıştım ama bahsetmediğim bir şey vardı, belki de en önemlisi.

    disiplin, bir adamın kendi aklındaki imajdan bağımsız karar verebilme yetisi, erdemi, cuzi iradesidir. bunun ne kadar üstün, ne kadar zor bir şey olduğunu da anlatmakta fayda var. mesela dune romanında rahibeler paul'un elini bir kutuya sokar, elinin yandığını gören ve hisseden paul'dan elini çekmemesini isterler. neden, yazar neden böyle bir şeyi kurgulamıştır? hem bu sadece yazarın kendi kurguladığı bir şey midir? ben ne anladığımı yazayım.

    insanın en büyük sorunu, dünyayı algıladığı gibi görüp ona köle olmasıdır. hayat insanın elinden her şeyini alabilir, babanı anneni kaybedebilirsin, çok küçük bir yaşta kollarında annen can verebilir, tüm aileni de kaybedebilirsin, tüm insanlar senden uzaklaşablir, korkabilirsin, yalnız kalabilirsin. ama sen iki ayaklı mısın, yoksa bir insan mısın, insan olmak nedir, aynaya baktığında yunuslar da kendini tanır, insanın farkı nedir?

    insan üstündür, insan akıl almaz derecede üstün bir potansiyeli barındırır. çünkü insan, düşünen değil düşündüğünün farkında olandır (hayvanlar ve insanlar arasındaki fark değil, iki ayaklı ve insan arasındaki fark) neden iki ayaklı diyorum, çünkü düşünen insan hızlıca karar verir, kurguyu görebilir mi, kurgulandığını görebilir mi? prefrontal korteksi tek bir level ile çalışır, halbuki düşündüğünün farkında olan insanda bir geribesleme devresi mevcuttur, kendine dışarıdan bakabilir, kendini bir kadrajın içinde görebilir, aynaya baktığında aynaya bakan insanı görebilir, dua ederken, dua eden insanı görebilir kendi tanısallığının en üst noktasından bir gözle.

    tüm bunları bir kenara koyalım, evren ve hatta tanrı, algıladığımız kadarın fazlası değildir. gözlerimiz ve duyularımızla hissettiklerimiz ve algıladıklarımızla oluşup türeyen tüm imajlar, görünen evrendir. amerikaya hiç gitttin mi, amerikayı biliyorsun ama, var olduğunu biliyorsun, hayır, amerika geçici olarak var (tanrı da böyle, bir çeşit placeholder) halbuki bu bir imaj, bu bir haber, bu bir medium, bu bir simulakr ve sen burada hareketsiz nesnesin.

    algı dünyan bir rüyadır, ve sen bundan etkilenmeyecek ve karar verebilecek makul akli düzeyde kendini tutabiliyorsan, kendini disipline edebilmişsindir. bundan daha yüce ve üstün bir iç disiplin yoktur bu dünyada. oruç, işte sadece bunu var kılmak için kutsaldır, disiplindir yoksa yemek yemeyip ana avrat küfreden bir hayvan aslında oruç tutmuyordur.

    daha da önemlisi, yaşamı bir stream olarak düşünürsek tüm imajın etkisinde kalmadan yaşayabilen kişinin adıdır insan, insan olmaksa bir disiplindir.
  • insanı iki ayaklı hayvandan ayıran şey, kendini disipline edebilme becerisine sahip olmasıdır. bu hem madden, hem de manen böyle.

    disiplini inceleyelim bakalım;

    evde uyanmakta zorluk çeken bir adam, iş için her sabah iş için uyanabiliyor. tabaklarını yıkamaktan aciz bir adam, para kazanmak için mesaiye kalıyor. yeme alışkanlığına hakim olamayan biri, askere gittiğinde 25 kilo veriyor, yazık, bir insan başkalarının emir ve itaatleriyle bu hallere düşmemeli.

    işin felsefesi burada, seni elbet biri yönetecek, o vücut, o beyin, o aklından geçenler bir şablona oturacak elbet. önemli olan bunun ipleri kimin elinde, seni kim yönetiyor, kafatasının içindeki prefrontal cortex mi yoksa kendini bıraktığında başkalarını sana çizdiği kader mi? insanlar eğer kendilerini yönetebilecek kadar insan olabilseydi, kimsa onlara iki ayaklı hayvan muamelesi yapmazdı.

    bir şey daha, toplum da teşkilatlanma açısından kendini disipline edemeyen bir bireye benzer. bir mahalle, bir takım taraftarı, ne bileyim iş yerindeki çalışanlar, hatta bir grup arkadaş bile örgütlenebilir. bunu engelleyen hiçbir şey yok, yani bizleri birbirimizden ayıran tek şey, irade yoksunluğu. bunun doğal sonucu olarak organize olan azınlıkların çizdiği teşkilat yapısı içinde yerini alıyorsun, o açıdan disiplin ya özgürlük, ya da tutsaklık demek oluyor.