şükela:  tümü | bugün
  • ingilizcesi, discourse.
    soylev, vaaz. zaman zaman azar, catma.
    (bkz: diskur cekmek)
  • galatasaray lisesi jargonunun en cok kullanilan kelimelerinden.
    uzun nutuk anlamina gelir.

    - abiler bizi grand cour'da yakalayip diskur cekti yine abijim...
  • hacı bunu yazı-entry-konuşma neyse içinde kullandın mı direk entel oluyosun. bigün allahın izniyle ben de kullandım mı kurban kesecem, level atlamış bi insan olarak görücem kendimi.
  • belirli bir amaca yönelik birbirine yakın ya da bağlantılı şeyler yapan insanların birbirleriyle aralarındaki iletişimin toplam içeriği.

    örneğin akciğer kanseri hakkında dünyada çalışan tüm doktor, akademisyen, biyolog gibi geniş bir grubun katkıda bulunduğu veya takip ettiği konferans, akademik yayın, tartışmalar, meslektaşlar arası informal sohbetler gibi akciğer kanseri konusuna yönelen iletişimin toplamına akciğer kanseri diskuru denilebilir.

    diskuru normal bir sohbetten farklı kılan özelliği belirli bir amacı olması, değişmesi, ilerlemesi ve çeşitli derecelerde yoğun ve meydan okuyucu olmasıdır. bununla birlikte diskurun bu tanıma uyması için ona dahil olan insan sayısı önemli değildir. eğer sayılan özelliklerle uyumluysa bir ailenin geçimi için ne yapacağına dair aralarındaki iletişimleri de, birkaç köyün bölge ekonomisini canlandırmak için yaptıkları daha geniş kapsamlı paylaşımlar da diskur tanımına uyacaktır.

    ancak yine de bu kavram yalnızca konuşmayı içermez . hareket ile iç içedir. nasıl ki bilimde konuşulanlar bilim insanlarının kafasından değil; deneyler, gözlemler veya toplanılan verilerden geliyorsa diskurlar da konularıyla uyumlu hareketten doğan deneyim ve bilgi ile beslenir. diskura katılan kişiler sadece konuşup dinlemeye değil, üretilen bilgiyi harekette kullanmaya ve hareketten bilgi çıkarmaya da çalışırlar.

    (bkz: institute for studies in global prosperity)
  • almanya'da alman olmayan yabancı bir hocadan ders alıyorum. almancası olmasa da konusuna hakim görünüyor. bana bir takım ingilizce kaynaklar öneriyor. ben de daha önce okuduğum almanca eserlerden örnek verip, bunlar hakkında sorular yöneltiyorum. çaresiz kalmışçasına bakıyor. o an bir kez daha anlıyorum ki, ingilizce yeterli değil. ingilizcesini almanca ve fransızca ile kuvvetlendirmeyen hiç kimse uluslararası bilimsel diskursda yer alamıyor. bir dil fazla bilen öğrenci, boynuz-kulak misali gibi, hocasının önüne geçebiliyor. dil, insanı öne geçiriyor.
  • ığrenç, tiksinç bi kelime. gördüğüm yerde kusasım geliyor.
  • ilk defa leviathan kitabında duyduğum kelime
  • ben size deyivereyim, jung anlam-anlamsızlık diskurunda 'yaşamın anlamı bağıldır,' demiş çıkmış. ama sözünü nötral biçimde değil inançlı biçimde demiş. (bkz: yaşamın anlamı/@ibisile)

    yurdum insanı bir halk bilgesi, ilk kez karşılaşır karşılaşmaz çok sıkıntılı algıladığı dertli arkadaşıma doğaçlama bir diskur çekti, küçük dilini yutturucu*. yaklaşık şöyleydi:
    "kabul etmezsen sığmazsın*. hiçbir yere.
    sığdırmaya* çabalama. bastırma, sığdığını hayal et.
    o* sığacak, bedenin genişleyecek; ruhun daraldıkça* bedenin (yüreğin) büyüyecek."

    "rüyasında sabaha karşı
    mahalleden üç tufacı
    sevdiği kıza asılıyorlar
    yollarını kesiyor diskur çekiyor
    geriliyorlar çağanoz gibi" (bkz: anında görüntü/@ibisile)

    (ilk giri tarihi: 17.9.2018)

    (bkz: söylev), nutuk
  • (bkz: esg)