şükela:  tümü | bugün
  • daimi ve ezelden hissedilen bir dıslanmanın kemiklesip sabitleserek, nesnelesmesi. bizzat dıslanmayı arketip belleyip, dısardaki benlik ile dıslanmanın algılanabilecek hale gelmis olması. butun dunya bir oyun oynuyor ama dıslanan oyuna alınmıyor diyelim, bu "dıslanmak" olsun. dıslanmıslık "abi bu oyun zaten bi sikime benzemiyor hem niye oynuyorsunuz ki hakkaten" diyerek kafayı gozkyuzune cevirmektir galiba. yasayan bilir herhalde. (bkz: the big sky)
  • (bkz: türkiye)
  • çocukluğumdan beri sürekli tecrübe ettiğim bir durum. ilkokulda sınıftaki bazı kızların eşyalarıma zarar verdiğini ve beni aralarına almadıklarını hatırlıyorum. aklımda kalan oyun zamanlarında içimdeki gerginlik. sebebini bilmiyorum. hala biliyor muyum peki? tabii ki hayır.

    ya da yine küçük bir çocukken kekeme olduğum için bütün çocukların peşimden kekeme diye koştuğunu hatırlıyorum. çok üzüldüğüm bir şey değildi bu. sadece şaşkındım. çocukken daha mutluydum galiba. büyüyünce her şey daha çok yara vermeye başladı. dışlandığımı daha bilinçli bir şekilde ilk kez fark ettiğim zaman suçluluk duygusu hissettim. yanlış bir şey yapıyor olmalıyım diye düşündüm. kekeme olduğum için miydi? şiddetli olmayan hatta bazen hiç olmayan kekemeliğim yüzünden miydi? çünkü insanlar güzel konuşan insanları sever. espirili olmalısın. tam yerinde doğru tonlama ve mimiklerle konuşmalısın. bunlar olmazsa insanlar seninle konuşmaz. yoksa neden insanlar benimle sohbet etmekten uzaklaşsın ki? yaşıtım kuzenler bir araya gelmek isterken neden beni görmezden gelsinler ki? kültür desem değil. hepimiz aynı kültürden geliyoruz. aynı şeyleri okuyoruz izliyoruz dinliyoruz. benimle konuşsalar anlatacak o kadar çok şey var ki. ama benim onlarla konuşma çabalarım işe yaramayınca yüzeysel sohbetleri açmaktan öteye de geçemiyorum. her şeyden de öte tanıdık biri neden birini görürken yanındakinin yüzüne bile bakmaz ki? o kadar mı iğrenç bir insan bu? ne yapmış olabilir ki? bir yandan tanıdığım diğer kekeme insanların ilişkiler konusunda zorlansalar bile bu şekilde dışlanmalar yaşamadıklarını biliyorum. demek ki kekemelik de beni zorlayan ama asıl sebep olmayan şey.

    gittiğim kursta sınıftaki kızların başka bir kızı nasıl dışladıklarını anımsıyorum. bazı zamanlar ama çok nadiren yapılması o an için nezaket gereği pek doğru olmayan bir şey yapardı. ama o kadar önemsiz ki. onu yaptığında eğer samimiyetim olsaydı uyarırdım. ama onu dışlamazdım. onu dışlamadım. çünkü bu dışlamak için bir sebep değildi. sınıftaki kızlar arkasından konuşup whatsapp grubuna onu eklemezken bundan nasıl bir zevk aldıklarını anlamaya çalışıyordum. ama bulamadım. acaba bende de bu şekilde garip davranışlar mı vardı? olsaydı bile bunun farkına varmaz mıydım? sürekli kendimde hatayı aramaktan sürekli kendimi suçlu hisseden bir insan olur muydum? dışlanmayan insanlar böyle mi? sürekli hatayı kendilerinde mi arıyorlar? bir insanın elinde olmayan özelliklerinden rahatsız olup gruba eklemeyen o kızı kimse dışlamazken neden kimseyle bir sorunu olmayan bir insan yıllarca sorunu kendinde arıyor ki? çözemedim. yıllardır cevabını bulamadım. ama yoruldum. çünkü ben aynı sorunu yaşadıkça ve her yaşadığımda kendimi anlayıp kendimi sevdikçe bu sorun daha da büyüyerek geliyor. ben kendimi kabul ettikçe acısı azalması gerekirken daha da artıyor. sanki insanlar değil hayat da beni dışlıyor. kendimi iğrenç bir varlık gibi hissediyorum. böyle olmadığını iddia edenlere gülüyorum. o zaman neden bana böyle hissettiriyorsunuz? hangisine inanmam gerekiyor? baş etmeye çalışırken bile iki taraflı bakmaktan yoruldum. kendimi anlarken diğer yandan onların beni dışlamasını da anlamaya çalışmaktan yoruldum. neden onlar da anlamıyorlar? neden bütün yük benim üzerimde ki? her şeyi anlamak zorunda olan neden benim? neden susmak zorundayım? sanki konuşmak işe yarayacakmış gibi. ne tarafa dönsem benim oynamam gereken oyun belli. böyle oyunda dayanacak gücüm de olsaydı keşke.
  • hayatta, evindeyken evsiz hissetmekten daha yalnız bir his yoktu.

    duygular sözlüğü, tiffany watt smith