şükela:  tümü | bugün
  • manzum eserlere örnek: şeyhi'nin harname'si, deli birader'in cername'si, nef'i'nin siham-ı kaza'sı, galip paşa'nın mutayebat-ı türkiyye'si.
    mensur eserlere örnek: lâmi'nin nefsü'l emr name'si, tıfli'nin sansar mustafa'sı, ebubekir kâni'nin hırrenâme'si ve mizahi mektupları.
  • aşırı dozda hiciv içerebilir.
  • bezm-i hamam edelim, sürtüşterem ben sana,
    kese ili sabunu, rahat etsin cism-ü can.

    lal-u şarap içirem ve ıslatup geçirem,
    parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahsan.

    eyil eyil sokayım, iki tutan az mıdır?
    lale ile sümbülü kakülüne nevcivan

    diz çökerek önüne ilik ilik akıtam,
    bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan.

    salınarak giderken,ardından ben sokayım,
    ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

    kulaklarından tutup dibine kadar sokam,
    sahtiyadan çizmeyi, olasın yola revan

    öyle bir sokayım ki kalmasın dışarda hiç
    düşmanının bağrına hançerimi nagihan.

    (bkz: sümbülzade vehbi)
    (bkz: rücu sanatı)
  • divan edebiyatında hicvin, latif halidir. hezllerde örneklerine sıklıkla rastlayabiliriz.

    örneğin nef'i bu türde oldukça meşhurdur. kendisine kelp (köpek) diyen tahir isimli (ki anlamı temizdir) bir kadı için şu dörtlüğü yazmıştır:

    tahir efendi bana kelp demiş
    iltifatı bu sözde zahirdir
    malikî benim mezhebim zira
    itikadımca kelp tahirdir

    öyle ki nef'i dur durak bilmeyen muzip bir çocuk gibidir. kaleminin kuvvetli olmasından sebep saray ehlince korunup kollanır. mamafih o hiç uslanmaz. en sonunda sarayın büyüklerini topyekûn gömdüğü siham-ı kaza onun sonu olur. dördüncü murat, boğdurulmasını emreder. bu yaramaz çocuğu seven ağalar, rica minnet araya girmeye gayret eder. siyahi bir saraya ağası, nefi'nin bağışlanması için af mektubu kaleme alır. tam imzalarken, kalemden bir damla siyah mürekkep kağıda damlar. nef'i bu, can çıkar huy çıkmaz. “efendim, mübarek teriniz damladı.” diye mendille atılıverir. son şakasını yapar ve gider...

    başkaca bir hadise ise nedim'in zarif sözlerini tiye alan enderunlu vâsıf'ta görülür.

    haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana.
    mey süzülmüş şîşeden ruhsâr-ı al olmuş sana

    (nezâket haddeden geçmiş sana boy pos olmuş. şarap şişeden süzülmüş sana kırmızı yanak olmuş.) dizlerini yazan nedim'le dalga geçen enderunlu vâsıf:

    kırmızı aşı boyası rûy-ı al olmuş sana
    acıyıp bakkalda pekmez sonra bal olmuş sana

    (kırmızı aşı boyası, kırmızı yanak olmuş sana. bakkalda pekmez bozulmuş sonra bal olmuş sana.) şeklindeki bir dizeyle karşılık verir.

    eski kelimelerden sebep günümüzde birçok insan divan edebiyatını anlaşılmaz bulsa da belagatın üst sınırları zorlanmıştır bu dönemde. aşk, hüzün, mizah, zarafet, şehvet, nefret... ah bir anlaşılsa... chopin dinler gibi, bob ross izler gibi okuyacaklar ama..