şükela:  tümü | bugün
  • hemen yanında şifahanesi de vardır. ahmet şah tarafından yaptırılmıştır. caminin 3 ,şifahanenin 1 tane olmak üzere dört kapınında taş işliği insanın ağzını bi karış açıkta bırakır. yüksek kabartma tekniğinde yapılmış bu süslemeler genellikle bitkisel bezeme ağırlıklı olup kartal başı gibi heraldik özellik taşıyan figuratif süslemeler de vardır.
  • kitabesi çalınmıştı, hala da öyle. yıllar sonra bir avrupa sehrinin müzesinde sergilenmesini bekliyoruz ki gidip görebilelim.
  • sivas'in divrigi ilcesinde bulunan, türkiyenin baska bi yerinde o kadar eski ve mukemmelini gorme ihtimalinizin az oldugu mimari harika.
  • mimarı ahlatlı hürremşah'tır.
  • kendi elcazlarimla hazirladigim el emegim goz nurum "selcuklu'dan osmanli'ya turk sanati ve mimarisi" isimli kitaptan copy-paste yontemiyle en detayli bilgileri aktaralim bu eserle ilgili:

    mengücükler'den kalan en görkemli eser bir bütün olarak tasarlanıp uygulanmış olan divriği ulu camii ve şifahanesi'dir. cami, yanında şifahane ve şifahanenin bir odasında ahmet şah ve eşi turhan melek'in türbesi gibi üç ayrı işlevli yapıyı tek bir yapı içinde bütünleştiren ender bir mimari eserdir. yüzyılların eskitemediği, taş işçiliğinin kapılarında bir dantel gibi işlendiği bu eser görenleri hayran bırakacak güzelliktedir.

    kuzey taç kapısındaki kitabeden anlaşıldığına göre mengücük beyi ahmed şah 1228'de yaptırdığı ulu camii ile mengücükler'in boyutlarını aşan bir dünya harikasını oluşturmuş, yanına da eşi erzincan mengücükleri'nden ahmed şah'ın kızı melike turan bir şifahane yaptırmıştır.

    mimarı ahlatlı hürrem şah olan caminin taş işçiliğini ahlatlı nakkaş ahmed, yazılarını muhammed, ağaç işçiliğini ise tiflisli ahmed isimli ustalar yapmış, eser bu ustaların elinde bir şahesere dönüşmüştür.

    ulu camii, kuzey-güney çizgisinde uzanan, 1280 m2 büyüklüğünde, dikdörtgen planlı bir yapıdır. her dizide dörder olmak üzere, dört sıra ayaklarla beş nefe ayrılmıştır. mihrap önü kubbesi dışarıdan belli olacak şekilde piramit çatı ile örtülüdür. taç kapılarda olduğu gibi cami içinde de, minber ve tavanında taş işçiliğinin zarif örneklerini görmek mümkündür.

    külliyenin muhteşem taş işçiliğini gösteren dört taç kapısı vardır ve bunların bezemeleri birbirinden farklıdır. bu nedenle kapılara ayrı adlar verilmiştir. şah kapısı olarak da adlandırılan doğudaki kapı “selçuklu kapısı”dır. diğer kapılara nazaran daha sade ve gösterişsiz olup sultanın hünkâr mahfiline geçişini sağlamaktadır. kapının sadeliği ahmed şah'ın tevazusunun bir ifadesi olmalıdır. bugün caminin girişi olarak kullanılan ve kale kapısı da denilen kuzeydeki kapı, barok özellikleri taşıdığından “barok kapı” olarak bilinir. görkemli işlemeleriyle tam bir sanat şaheseridir. batıdaki kapı ince işlemelerinden dolayı “tekstil kapı” olarak adlandırılmıştır. bu yönde yer alan “şifahane kapısı” da gotik özellikler gösterir.

    caminin çıkış kapısı olarak kullanılan “tekstil kapı”nın duvara bitişik kuzey tarafında yer alan çift başlı stilize kartal motifi, selçuklu sultanı alâeddin keykubâd'ın arması olup onun egemenliğini simgelemektedir. yanında başı eğik doğan kuşu figürü de ahmed şah'ın arması olmalıdır. hürrem şah'ın açık sarı kesme taşlardan yaptığı masif, düz duvarlı cepheler oldukça sadedir. ancak yapılar dört şahane portalle külliyeye hareket kazandırılmıştır. kuzeyde yer alan minarenin 1565'de kanuni sultan süleyman devrinde yapıldığı anlaşılmaktadır.

    klasik bir medrese şemasına sahip olan şifahanenin bir tarafı iki katlıdır. ortada dört sütun üzerine üç paralel tonozla örtülü orta mekân ve biri girişte olmak üzere değişik yıldız tonozlarla örtülü dört eyvandan oluşmaktadır. sekizgen sütunların gövdeleri geometrik motiflerle bezenmiştir. kitabelerden şifahaneyi de hürrem şah'ın yaptığı anlaşılmaktadır. şifahaneye, diğerlerinden farklı olarak ele alınan ve gotik özellikler gösteren muhteşem bir taç kapıdan girilir. burada daha seyrek olarak yer alan iri plastik aynalar, palmetler ve bitkiler kuzey portalindeki gibidir. tam ortada süslü bir sütunun arkası pencere olarak açılmıştır. kapının daha önceki onarımlarda küçültüldüğü anlaşılmaktadır.

    şifahane kapısının iki yanında biri kazınmış halde ay ve güneşi temsil eden iki insan başı yer alır. bunlar diğer selçuklu şifahanelerinde gördüğümüz sembolik figürlerdir. portalin iç kenarında iki insan başı daha görülür. bunların ahmed şah ile eşi melike turan olduğu iddia edilse de doğru olmadığı, ancak tam olarak kimlere ait olduğu ve ne maksatla yapıldığı bilinmemektedir. şifahanenin kuzeydoğu köşesinde dikdörtgen planlı ve kubbeli türbede ahmed şah ve eşi melike turan yatmaktadır.
  • gerçekten güzel bir yapı olmasına rağmen gidip görülmesi çok zor olan yer. divriği'ye gitmek zaten başlıbaşına zahmetli bir yolculukken, gidenlerin kalabileceği doğru dürüst bir otel olmaması bu yolculuğun sonunun da kötü olmasını sağlar. diyelim azmettiniz ve gittiniz, o zaman da size camii hakkında bir çift söz söyleyecek birini bulmanız imkansızdır.
  • en büyük kapının ordaki taş işlemelerindeki gül ve bülbülü ayırt etmek bayağı zor olmuştu. sanırım caminin bir bölümü eskiden akıl hastalarını tedavi etmekte kullanılmış. gidilesi, görülesi..hele bir de yanınızda sağlam bir rehber varsa..
  • taç kapı denen devasa girişindeki, taşa işlenmiş 800 yaşındaki motiflere, şekillere bakarken hipnotize olunan, benzerini de bir daha görmediğim inanılmaz yapıdır.
    güzelliğinin hakkını vermese de fikir verebilecek birkaç resmi için:

    http://img198.imageshack.us/…98/5590/cennetkapi.jpg
    http://ddma.cumhuriyet.edu.tr/resimler.html

    üzerine kurulduğu "uçurum" da ayrı bir jeoloji olayıdır. divriği uzaktır yanlız, yüzlerce yıldır terkedilmekte, terkedildikçe uzaklaşmaktadır.
  • "görmeden ölmeyin" sloganina sahip mimari harika.

    zamaninin tip merkezi.asil hastalarinin tedavisinde su, kus sesinden yararlanilmis.
    sah kapisinda günün belli saatlerinde kapida olusan gölgeler müthis sanat eserine olan hayranliginizi kat kat artiracagindan eminim.
    denildigi gibi 'görmeden ölmeyin'.

    ve ayrica minberi abanoz agacindan yapilmistir.
    abanoz agacinin tercih sebebi ise, zaman gectikce mukavemet özelliginin artmasiymis.