şükela:  tümü | bugün
  • 100.000'den fazla çalışanı vardır. bütçesi 4,604,649,000 liradır. 4 milyar, 604 milyon, 649 bin lira.

    iç işleri bakanlığının bütçesinden 1.6 kat
    sağlık bakanlığından 1.8 kat
    endüstri, bilim ve teknoloji bakanlığından 1.9 kat
    çevre ve şehir planlama bakanlığından 2.4 kat
    kültür ve turzim bakanlığından 2.5 kat
    dış işleri bakanlığından 2.9 kat
    ekonomi bakanlığından 3.4 kat
    kalkınma bakanlığından 3.8 kat
    milli istihbarat teşkilatından 4.6 kat
    afet ve acil durum yönetimi başkanlığından 5 kat
    enerji ve doğal kaynaklar bakanlığından 7.7 kat
    gümrük ve ticaret bakanlığından 9.1 kat
    sahil güvenlikten 10.7 kat
    avrupa birliği bakanlığından 21.6 kat
    millli güvenlik kurulundan 242 kat daha fazla bütçeye sahiptir.

    aynı zamanda polis teşkilatının bütçesinin %79'u, adalet bakanlığı bütçesinin %67'si, devlet hastaneleri için ayrılan bütçenin %57'si kadardır.

    peki bu kurum bu bütçeyle napıyor?

    ülkenin %99.2'sinin müslüman olduğuna, %42.5'unun 5 vakit namaz kıldığına dair araştırma yapıyor. iktidarı destekleyen açıklama yapıyor. cami yapıyor, imam maaşı veriyor falan filan. somut olarak ne yapıyor?

    hiçbir şey.

    dindar bi toplum olabiliriz, hatta dünyadaki tüm ülkelerin aksine dindarlığımız artıyo bile olabilir. ama kimse bana bunu açıklayamaz.

    şu parayla bizi 40 yıldır sadece güney korenin kurtulabildiği orta gelir tuzağından kurtaracak* katma değer vergisi yüksek ürünler üretebilecek fabrikalar kurar, bu fabrikalara mühendis yetiştirecek kampüse sahip üniversiteler, üniversitelere nitelikli öğrenci gönderecek lise ve ilkokullar kurabiliriz. öğretmen maaşını arttırabiliriz. devlet hastaneleri açabiliriz, laboratuvarlar, metrolar, hızlı trenler, fabrikalar inşa edebiliriz. kendi otomobilimizi yapmaya ayırabiliriz, kendi silahımızı, kendi askeri teknolojimizi geliştirmeye harcayabiliriz. bu para amerikanın nasa'ya harcadığı senelik paradan bile daha fazla.

    kısacası biz bu parayla refah seviyemizi yükseltebiliriz. fakirin çok fakir, zenginin çok zengin olduğu şu ülkede gelir dengesizliğini azaltıp dünyada 62. sırada olduğumuz kişi başına düşen milli geliri arttırabiliriz. işsizliği ve ülkedeki aşırı çalışma saatlerini azaltabiliriz. aynı zamanda türkiye %69 ile, avrupa'da %29 olan vergi ortalamasını üçe katlıyor. köpek gibi vergi veriyoruz yani, bunu azaltabiliriz. beton yığını şehirlerimize parklar yapabilir, şehirlerimizi depreme karşı güçlendirebiliriz. madenlerimize yaşam odaları yapabiliriz. avrupa ülkelerinde %76 olan, bizde %60larda olan hayattan tatmin olma oranımızı arttırabiliriz.

    daha mutlu olabiliriz yani kısaca.

    yurtdışında türkiyeden geldiğini söylediğinde kafalarında oluşan, eğitimsiz hatta (ışid, el-kaide ve amerikan medyası sağolsun) terrorist imajını değiştirip, 1923'te kazanıp, son darbeler ve yurtdışındaki türk çeteleriyle kaybettiğimiz imajımızı kazanabiliriz. 50 küsür yıldır avrupa birliğine girmek için, kapılarında yatıp taşak malzemesi olmak yerinme, adaylığı çekip onların teklif etmesini bekleme lüksüne bile sahip olabiliriz. zaten net asgari ücreti 1500~ euro olan bu devletlerin arasına, 300 küsür euro asgari ücretle girmeyi bekliyoruz.

    ama biz napıyoruz?

    eşşek gibi çalışıp, hayvani vergilerle kazandığımızın çoğunu devlete, dolayısıyla bu kuruma veriyoruz. hem de her sene daha fazlasını dinayet işlerine veriyoruz. hem de bi şekilde her sene de daha çok kutuplaşıyoruz.

    orta doğuda sözü geçen, avrupa ve amerikanın muhattap aldığı, arabulucu, ılımal islamcı, rol modelden çıkıp, suriye ve ırakla aynı kefeye doğru ilerliyoruz. bu sırada orta gelir tuzağına düşmüş, yabancı sermaye ve inşaat sektörü üzerine kurulmuş, bu yüzden de pamuk ipliğine bağlı ekonomimizin 2023'te en büyük 10 ekonomiden biri olacağına inanıyoruz. bilmiyoruz ki, sermayenin gelişmekte olan ülkelere olan akışı yavaşladı, son 10 yılda eşşek olsak yakalayacağımız büyüme oranlarını görmek artık o kadar kolay olmayacak. her geçen gün basın özgürlüğünde, hak ve hukukta geriye doğru gidiyoruz.

    diyeceksin ki bunların hepsi bu başkanlığa ayrılan bu bütçe yüzünden mi. hayır. ama yeterli bi sembol bence.

    edit: verdiğim veriler 2013 yılı verileriymiş. 2014 yılı bütçesi:5.442.784.190 tl. %20'ye yakın artmış yani bütçesi.
  • yıllık 5,743 milyar tl bütçesi olan, zırhlı araçlarla gezen sonra da oturup bütün gün "kim kimi sikse daha uygun olur?" diye düşünen kurum.

    bunların açıklamalarına bakılırsa dini açıdan, nişanlılar el ele tutuşamıyorlar ama baba öz kızına şehvet duyabiliyor, değdirebiliyor hatta. *

    (bkz: babanın öz kızına şehvet duyması)
    (bkz: nişanlıyken çiftlerin el ele tutuşmaması gerekir)

    bunlara akıl danışanlar da ne yazık ki zaten böyle pis düşüncelerde olup onaylanmak isteyen -ve orada onaylanacağını bilen- çok dindar insancıklar. siz de dininiz de yerin dibine batın.
  • 2009 yılında kendilerine iki katrilyondan fazla bütçe ayrılacak. müslümanın cebinden, hristiyanın cebinden, musevinin cebinden, ateistin cebinden, hepsinden aynı oranda toplanıp diyanet işlerine yığılacak. 50 metre ötendeki cami yetmediği için 25 metre arkana derneklerce dikilen camilere kadro bu başkanlık tarafından atanacak, ezanda kanonun keyfine vardırılacaksın. türkiye'deki toplam doktorların sayısından fazla olan "din görevlilerinin" parasını cebinden ödeyecek, kadrolaşmanın seyrine doyamayacak, arap milliyetçiliğinin tadından geçemeyeceksin.

    ha şimdi ben bunu diyorum ya, kesin savunma olarak şeyi de sunacak olan vardır: "eeee, benim vergim de kültür bakanlığına gidiyor? ben tiyatroya gidiyor muyum? bırak gitmeyi, tasvip bile etmiyorum!"

    hey yavrum hey, beyninizi sikeyim sizin be...
  • lambadanın taçsız kralı yaşar alptekin bile dinini bulabiliyorsa, böyle bir kurumun vatandaşın vergileriyle finanse edilmesi götüme girmeyecek kadar sadeleştirirsem işgüzarlıktır. ben özel tüketim vergisi verip bununla bana ezan okuyan adam istemiyorum. yeşil sermayenin görkemli okulları vergiden muaf tutulurken, benim kazandığıma akbaba gibi göz diken bir düzenin bir parçası olmak istemiyorum. diyanet işleri başkanlığının parlak granitlerine, bunların altındaki yapıştırma harcına, onun altındaki döşemeye, en pahalısından ışıklarına, birinci kaliteden deri koltuklarına, öbür dünya diye kafa siken adamların benim bu dünyada insanca yaşama hakkıma göz dikmesine katlanamıyorum.

    bana en büyük adaletsizlik buymuş gibi geliyor. bana bir kere bile sorulmadan vergi adı altında çalınan paramın, tek bir cümlesine, yaptığı tek bir eyleme bile katılmadığım bir kuruma gitmesini hazmedemiyorum. cahil olmayan bir insanın akıl yürüterek bulabileceği birkaç kural için onbinlerce insanı kadrolaştırmak bana akıl dışı geliyor. başkalarının etini kemiğini din kisvesi altında sömürüp geriye işe yaramaz bir beden bırakmak, insanları yoksulluğa itip bir çuval kömüre şükreder hale getirmek bana en büyük günah gibi geliyor.

    ara sıra haddimi aşıp tanrı yerine koyuyorum kendimi. insanlara düşünmesi, doğruları bulması için beyin koymuşum ve başları her dara düştüğünde gelip bana yalvarıyorlar. biraz rasyonalite ile giderebilecekleri pürüzler için kendilerinde mevcut olan irade yerine her gün, günde beş vakit benden mucize istiyorlar. o kadar uğraşıp didindiğim bu ufaklıklar, çevrelerindeki muhteşem dünyayı görmezden gelip başka bir dünya uğruna çile çekiyorlar. sonsuz denizler yaratmışım, kadınlar din adı altında uydurulan kurallar nedeniyle tuzlu suya bile temas etmekten korktuklarından olsa gerek, tüm vücutlarını kaplayıp öyle giriyorlar. her bir parçasını düşünerek tasarladığım vücudu basit bir bezle kapatıp bana hürmet ettiklerini zannediyorlar. oysa bir mimara, tasarımcıya ya da sanatçıya yapılabilecek en büyük hakaret, onun düşündüğü şekli reddedip eserini yeniden şekillendirmeye çalışmaktır.

    diyanet işleri başkanlığının sitesine girdim. bakalım 1500 sene önce indirilen bir din üzerine inşa edilen ve değiştirilmediğini her yerde bas bas bağıran bu kurum neler yapıyor diye. değiştirilebiliyor olsa, mevcudiyetinizi yine mantık çerçevesinde değerlendirir, adamlar service pack çıkarıyor derdim ama zaten sabit, daha üzerine saraylar inşa etmenin ne alemi var? neyse hemen ilk sayfada ahiret unutkanlığı diye bir başlık:

    "ne gariptir şu insanoğlu. dünyaya dair çok önemli istekleri vardır bitmek tükenmek bilmeyen. para, mal, mülk, makam, mevki, şöhret... ve hepsinin dahası. nedir önemli olan bizim için? hepsine birden sahip olmak mı? istediği her şeye sahip olanlar gerçekten çok mu mutludur? mutmain olur mu, nefis madden ve manen doyar mı? yoksa bir avuç toprak mıdır, doyuran insanın gözünü?!"

    neresinden tutsam elimde kalan vıcık vıcık bir yazı. ulan para desen sizde, mal-mülk-mevki ve koltuk hırsı yine sizde. hepsine birden sahip olup tüm kaynakları yandaşlarınıza aktardığınız da kaf dağının ardındaki sır değil. medyayı ele geçirdiğiniz de doğru. tekel olma yolunda dev adımlar attığınız da bilimkurgu değil. istediği her şeye sahip olup, daha da fazlasını isteyen aç gözlülük yine sizde. inandığınız tanrı'nın yarattığı dünyaya hürmet etmemek, öteki dünya korkusu ile insanları sindirmek yine sizde. tanrınızın suretini görebileceğiniz ağacı kesip, yerine tuğladan cami yapmak yine sizde. insanın gözünü doyuran bir avuç toprak mıdır derken, adamın cebinden kitap parasını çalan da sizsiniz. kültür bakanlığından daha fazla bütçeden pay alan, elinizde olsa insanı aydınlatacak tüm her şeyi yasaklayıp, tüm ülkeyi cemaat'in parçası yapacak olan da sizsiniz. ülkeyi geriye götürmeye çalışan, bu uğurda onlarca senedir köstebek gibi çalışan adamlar da sizin sinsiliğinizin eseri.

    aynı siteden devam edelim:

    "bilseydik eğer dünya hayatının geçiciliğini; günahlarımıza yüreğimizle ağlardık. ebediyete ulaştığımızda huzurunda utanmamak için güzel amellerimizi artırmaya çalışırdık."

    eğer tanrı huzurunda ben bir kere utanıyorsam, onun suretinden yaratıldığımı söylediğiniz tanrı beş kere utanmalı.

    her tarafınızdan yalan ve samimiyetsizlik akıyor. kafasını biraz çalıştıran adam bile tutarsızlığınızın farkına varır, ama saltanatınızın devamı için kafasını çalıştıran değil, kafasını secdeden kaldırmayan adam lazım. ve bunun ilk andan beri farkında olduğunuzdan elinizden geleni ardına koymuyorsunuz.

    kitaba vermek için çıkardığım parayı anında elimden çalıp, başka bir camiye tuğla yapıyorsunuz. bu da sizin helal-haram anlayışınıza göre sapına kadar haram oluyor. ve ben hakkımı helal etmiyorum.

    çürük temellerinizin üzerine bir gün çökmeniz dileğiyle.
  • benim şimdi çift yumurta ikizi kızlarım var ve nerdeyse 9 yaşına basmak üzereler. anladığım kadarıyla bunları sikersem, anaları bana artık haram. tamam.

    sorum şu:

    bunlardan hangisini öncelikli olarak sikebilirim.
    ve,
    bunlardan ikisini birden sikebilir miyim, yoksa birini sikersem, diğeri bana haram mı.

    ... miden mi bulandı.

    tek derdi,

    orucumu ne bozar,
    ben kimi sikebilirim

    olan milletin vardığı nokta.

    1. akepe
    2. burası
  • japon yapıshtırıcısı yalamanın orucu bozmayacagı fetvasını verebilen kurum
  • babaları tarafından satılan çocuk gelinler, savaştan kaçıp başını sokacak bir yer ve bir lokma ararken kuma verilen suriyeli gelinler ve bunlara nikah kıyan şerefsiz şahıslar hakkında gıkını çıkartmayan ama fetva verip lades haram diyen, milyonlarca lira ikramiye veren milli piyango, iddia, sayısal loto ve türevlerini bir türlü idrak edemeyen zavallı kurum.
  • astronomik bir bütçeye sahip kurum, kuruluş, devlet kapısı, her ne haltsa. astronomik deyince birden aklıma geldi. acaba ülkeler bu astronomi işlerine, uzaydır kıldır yündür bu işlere ne kadar bütçe ayırıyorlar acaba diye merak ettim. karşımıza çıkan tablo şu;

    ne amaçla nasıl bir şekilde oluşturulduğu, nereye ne harcandığı tam net olmayan diyanet işleri bütçesi 2012 yılı için; 3 milyar 891 türk lirası

    peki avrupa ülkelerinin uzay araştırmaları için ayırdığı bütçeler ne kadar?

    rosa (romanian space agency) – 7.6 milyon euro
    isars (institute for space applications and remote sensing) – 8.6 milyon euro
    tekes (national technology agency) – 19.4 milyon euro
    nsc (norwegian space centre) – 63.1 milyon euro
    snsb (swedish national space board) – 65.3 milyon euro
    sso (swiss space office) – 105.6 milyon euro
    uksa (uk space agency) – 240 milyon euro
    ası (italian space agency) – 350.5 milyon euro
    dlr (german aerospace center) – 713.8 milyon euro
    cnes (national centre for space studies) – 751.4 milyon euro
    esp (space policy of the european union) – 867.7 milyon euro

    görüldüğü üzere 10’a yakın avrupa ülkesini arka arkaya toplasak bizim diyanet işlerine denk geliyor, şu baba bütçeli devletleri saymıyorum ki onlarında 2’si bir araya falan gelirse bizim diyanet işleri bütçesini birazcık aşabiliyor. tek başlarına yine geçemiyorlar.

    aga millet nelere para yatırıyor, nelerle uğraşıyor. bizimkiler nelerle uğraşıyor. ha bu bütçeler sadece esa’ya ayrılan miktarlar. bunun gibi bilim-teknoloji araştırmaları için ne bütçeler vardır, o kadarını da artık araştırın.

    bizimkilerde kalkar yok çamlıcaya dev cami, diğeri çıkar anıtkabire kubbe, atatürk’ün mezarına ruhuna el fatiha. bu kafayla bi cacık olmaz bu memleketten.
  • turkiyede sadece sunni muslumanlarin temsil edildigi, alevi, sii, caferi...vb. gibi diger musluman mesheplerinin esamesi okunmayan hristiyan, musevi ve diger dinlerin laik devlet duzeni icerisinde temsil edilmesi gerekirsen tamamen es gecilen
    kurum demeye dilimin varmadigi olusum. ya kaldirilsin ya da diger dinler de temsil edilsin.
  • ben milyon liralık mercedesimde bu dünyada gezerim ama siz yılbaşını kutlamayın, çünkü dünya bir eğlence gezegeni değildir diyen adama diyanet başkanı denir.
    işte onun başkanlığı yaptığı kurum.