şükela:  tümü | bugün
126 entry daha
  • aleviler için hiçbir faydası olmayan, hatta onların vergileriyle de finanse edildiği için maddi anlamda bir parça zararlı olan bir kurumdur.

    sünniler için ise, çok sayıdaki caminin bakımı gibi kimi operasyonel faydaları olsa da, sulandırılmış bir devlet islamını "peygamber dini" (sünnilik) olarak pazarlıyor olması itibariyle ayrıca tehlikelidir. zira öğütlediği "ehilleştirilmiş" islam anlayışı, türk siyasi rejimi ile uyumlu olacak şekilde sulandırılmış bir yapıya sahiptir.

    bu yönüyle, diyanet işleri'nin kemalistlere faydası büyüktür. hatta belki de, kemalistler, türkiye'de diyanetten en fazla çıkarı olan gruptur. vergilerinde bir parça artışa neden oluyor olsa da buna değer; zira bulunmaz nimettir.

    ana tema:
    (bkz: islam/@derinsular)
  • 2003 yılında göreve başlayan 16. başkanı ali bardakoğlu, görev süresinin sona ermesine kısa bir zaman kala görevden alınmıştır. bardakoğlu'nun görevden alınmasının ardından yapılan yorumlarda, verdiği bir röportajda diyanet işleri başkanlığı'nın özerkleşmesi gerektiği yönündeki düşüncelerinin bu kararda etkili olduğu ifade edilmiştir.

    ali bardakoğlu, görev süresi boyunca chp medyasının hoşuna gidecek tarzda "hoşgorülü, makul ve aydın müslüman" tablosu çizmişti. böyle bir portre, ister istemez, bunun "belli bir amaca yönelik bir siyaset olup olmadığı" yönünde akla kimi soru işaretleri getirse de, kategorik olarak olumsuz değildir. ancak böyle bir tavır sergileyen bir insanın üzerine bir de "özerklik" lafı etmesinin dikkat çekmemesi imkansız gibidir.

    özerklik kavramının, siyasi alandaki karşılığı "müstakil otorite"dir. takriben iki milyar liralık devasa bir bütçeye sahip olan, yüzbinlerce insan istihdam eden ve camiler aracılığıyla milyonlarca kişiye ulaşabilen bir gücün müstakil olmasına ise, ideolojisi ne olursa olsun hiçbir siyasi iktidar müsaade etmez, edemez.

    burada önemli olan, böyle bir lafı etmeye cesaret edebilen (ya da böyle bir laf edebilecek kadar naif olan) bir kişinin siyasi anlamda bir beklenti ya da plana sahip olup olmaması değildir. zira özerkliğin siyasi addedilebilmesi için, yapılan işin siyasi olması gerekmez. çünkü, ima ettiği müstakil otorite nedeniyle özerkliğin bizzat kendisi siyasidir.

    demek ki neymiş? bu işler, damat traşı olup kravat takıp medya önünde "aydın hoca" tavrı sergilemekle olmazmış. siyasetin en temel kurallarını bile bilmeden o sahada müstakil oyuncu olmaya kalkarsan, hiç beklemeden gerekeni yapar, kurum içerisindeki diğer haddini bilmezlerin de gerekli mesajı almalarını sağlarlarmış.

    (kendilerini sevk ve idare eden daha büyük oyuncuyu unutarak müstakil oldukları zannıyla hareket eden tecrübesiz oyuncuların başlarına neler geldiğine dair iyi bir örnek için şu tarihi hadiseye göz atılabilir: http://derinsular.com/yakin-tarih-13-serbest-firka)

    ana tema:
    (bkz: islam/@derinsular)
  • sezgiye dayalı (heuristic) 13 asırlık islami geleneğin yıkılarak, yerine emir ve yasaklardan ibaret olan mekanik bir islami anlayışın hakim kılınmasında en ciddi paya sahip olan kurum. hıristiyanlığın yaşadığına benzer bir sürece karşılık gelen bu değişim, islamiyeti, "temizlik imandandır" ya da "büyüklere saygı" gibi kalıplaşmış söylemlerde ifade bulan pratiklere indirgedi.

    ancak belirtmek gerekir ki, diyanet tam olarak böyle bir amaçla kurulmamıştı. başlangıçta kemalist ideolojinin önündeki en büyük engel durumunda olan islam dinini sulandırarak dizginleme işlevini görecek bir devlet aygıtı olarak tesis edilen diyanet işleri riyaseti, sonraki yıllarda ilahiyat fakültelerinde yetişen ilahiyatçı kadroların elinde yeni bir forma büründü. söz konusu kadro, zaman içerisinde, kendisine ne olduğu belirsiz bir ontoloji (neticede din "bilimi"nden söz ediyoruz) üzerine oturan pozitivist bir epistemolojiyle araştırmalar yaparak doğru islamı ortaya çıkarmak gibi bir misyon belirledi. dünyayı, (farkında olmadan) bu metodolojik önkabulün beraberinde getirdiği zihniyetin içerisinden anlamlandırmak durumunda kalan bu ilahiyatçı kadronun yaptığı araştırmalar, (dayandıkları ontolojinin kısırlığının da etkisiyle) ister istemez "hadislerin sıhhati" ya da "hurafelerin tespiti" gibi konularla sınırlı kalmaya mahkum oldu. neticede, ortaya ruhsuz bir emevi sünniliği çıkmış oldu.

    ana tema:
    (bkz: islam/@derinsular)
  • kimi eleştirel islami çevrelerin, devlet güdümünde olması ve bir tür tatlı su islamı telkin etmesi gibi gerekçelerle "hıyanet işleri başkanlığı" şeklinde atıfta bulunduğu kurum.

    tema:
    (bkz: islam/@derinsular)
  • bugün islami addettiğimiz hükümler, ekseriyetle 800 ve 900'lü yıllarda kodlandı. bu konuda:
    - (bkz: dört mezhebin hak olduğuna kim karar verdi /@derinsular)
    - (bkz: gerçek islam/@derinsular)

    tıpkı çoğu sünni müslüman gibi, diyanet işleri başkanlığı da ilgili döneme ait bir dizi kitabı temel referans kaynağı kabul ediyor. dolayısıyla, bir insan tutup da herhangi bir konudaki islami hükmün ne olduğunu sorduğunda, diyanet işleri o dönemde kodlanmış olan hükümlere bakıyor ve ilgili soruyu (ekseriyetle hanefi fıkhi ekseninde) cevaplandırıyor.

    özetle, diyanet işleri başkanlığı'na şu ya da bu şekilde görüş belirtti diye çıkışmak anlamlı değil. zira kurumun yaptığı şey, fikir belirtmek değil, ~1200 sene önce belirtilmiş olan fikrin ne olduğunu soranlara söylemek.

    son mevzu ekseninde şunları da hatırlamak iyi olabilir:

    (1) ~1200 sene önce verilmiş olan bu hükümleri yanlış buluyor olabilirsiniz. hatta ~1400 sene önce gelen (ve detaylarını aslında pek bilmediğimiz) otantik islam'a inanmıyor da olabilirsiniz. ancak bazı insanlar hayatlarını dini hükümleri dikkate alarak düzenleme ihtiyacı hissediyorlar. dolayısıyla, diyanet gibi (kamusal ya da özel) kurumların varolması doğal. bu kurumların varlığının laikliği tehdit etmesi ise, ancak belirttileri görüşlerin herhangi bir (formal ya da informal) yaptırım gücüne sahip olması ya da (türkiye'de olduğu gibi) belli bir dine ya da mezhebe belli konularda ayrıcalıklar sunması durumunda söz konusu olabilir. bu ise, inançtan ziyade, siyasetin sahasına giren bir konu. diyanet'in hangi konuda hangi fikirleri belirtiyor ya da aktarıyor olması ile ilgisiz.

    (2) bir babanın kızına (ya da oğluna) şehvet duyması size tasavvur dahi edilemeyecek bir sapıklık gibi görünüyor olabilir. ancak sizin bunu tasavvur dahi etmek istememeniz, bu hislerin insanlarda (ve diğer hayvanlarda) varolmadığı anlamına gelmez. dahası, bu hisler aslında maalesef pek nadir de değil. bugünün gelişmiş demokrasilerinde bu konuda detaylı hukuki düzenlemelerin yapılmış olması da pedofilinin yaygınlığından ileri geliyor. türkiye'de ise, dindarıyla seküleriyle çoğu insan, bu gibi cinsellik eksenli konuları halının altına süpürme ve bu türden hisler duyan kimseleri zihninde canavarlaştırma eğiliminde. bu konular açılır açılmaz, "sapıklar!!!", "sapıklık!!!" diye haykırmak ve başka pek bir şey söyleyememek, böyle bir ruh halinin dışavurumu. bu olgunluk yoksunluğu ve tepkisellik, bu konuları sükunetle ve soğukkanlılıkla değerlendirebilmeyi zorlaştırıyor. (aynı durum, cinsellik eksenli olan olmayan diğer pek çok konu için de geçerli.)

    (3) pedofiliden nefret etmek, pedofillerden nefret etmek ve pedofiliyi konuşabilmek, birbirinden farklı ve birbirini zorunlu olarak dışlamayan üç durum. bir toplumda bu üç durumdan ekseriyetle ilk ikisinin varolması, linç kültürünü hakim kılıyor ve sorunları çözümsüz bırakıyor. pedofillerin kurbanlarının en korunmasız olduğu yerler de zaten böyle toplumlar.

    (4) pedofili konusu değerlendirilirken, sorunun dini boyutu da elbette ele alınabilir, ve hatta alınmalı. ancak yapılacak değerlendirmeler diyanet işleri'nin kurumsallığından ziyade, insanların dini hükümlerden hareketle kendi his ve eylemlerini nasıl gerekçelendirebildikleri olmalı. örneğin, ilgili habere göre, diyanet işleri'nin cevabında, "babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz. [yani kızın annesi, babaya haram olmaz, aradaki nikah düşmez. -sk] ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir" gibi bir ifade yer almış. kaynak kitaplarda bu türden hükümler yok değil. ama asıl sorun gerçekten bu mu? bazı insanlar, dinen mübah olduğunu düşünmeleri durumunda korkunç şeyler yapabiliyor ve sonradan herhangi bir vicdan azabı dahi duymuyorlar. konunun dini boyutunu değerlendirirken asıl bu noktaya odaklanmak gerekmez mi?

    diyanet sitesinden kaldırılan cevabın ekran görüntüsü için bkz.: https://twitter.com/…ular/status/685513002817159168

    diyanet'in konu hakkında yaptığı, "çanak soru sordular ve cevabımızı çarpıttılar" mealindeki basın açıklaması: http://www.diyanet.gov.tr/…k/basin-aciklamasi/29441

    tema:
    (bkz: islam /@derinsular)
177 entry daha