şükela:  tümü | bugün
  • sonu hep hüsranla bitecek olan boş bir uğraş, zira hiçbir canlı nefsine hakim olacak şekilde dizayn edilmemiştir ve muhakkak ki her diyetin sonu başarısızlıktır. bakınız yüce rabbim bile yarattığı insanoğlunun ne yavşak karakterli bir ürün olduğunu anlayınca, "evet beyler; bakın şurası cennet şurası da cehennem, bunu bunu yaparsanız cennete; bunu bunu yaparsanız da cehenneme gidersiniz" demiş. sonra da "ama siz tövbe edin, ben sizi yine cennette alırım" diye de eklemiş. yani koca allah bile sizin o sikik nefsinize hakim olamayacağını bildiği için böyle bir tedbir almış.

    ne yapmalı peki? şunu yapmalı: hayatınızı diyetlerle cehenneme çevirmek yerine bunu bir yaşam rutini haline getirmelisiniz. temiz beslenmelisiniz, glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmelisiniz, egzersiz yapmalısınız ve kaliteli bir şekilde dinlenmelisiniz ama "ben şunu yemeyeyim ben bunu içmeyeyim, şunu yersem ölürüm nolur yemeyeyim" dememelisiniz. çünkü sizde böyle bir iradesizlik varken yiyeceksiniz de içeceksiniz de, ama kararında yiyip içeceksiniz. ha gönül ister ki hiç yemeyin ama 40 yılın şişkolarısınız öyle bir anda vazgeçmenizi beklemiyorum ben; belki zamanla. o nedenle ayda bir defa bir parça bitter çikolata yemenizde bir sorun yok, yiyin tabii. ama "lan bunu yedim biraz da cips yiyeyim nolacak" demeyin. pisboğazlığın ayılığın lüzumu yok çünkü. yemeyin onu bırakın. çünkü onu yerseniz kolayı da içeceksiniz, sonra bi de pizza söylersiniz üstüne, gözünüz döndü çünkü. dönmesin. onu da başka zaman yersiniz nolacak kaçmıyor ya. gidin bir bardak yeşil çay demleyin kendinize onu için. her şey kararında güzel çünkü.

    neyse, dediğim gibi; bunları yapmadığınız sürece bir aylık üç aylık beş aylık diyetlerin hiçbir faydasını göremezsiniz. zira ne doğru düzgün beslendiniz ne de egzersiz yaptınız. aç kalarak fazla vücut yağlarından kurtulacağınızı sandınız ama yine yanıldınız. eliniz yüzünüz çöktüğü halde bi baktınız o koca göbeğiniz hala tüm ihtişamıyla yerinde duruyor. şaşırdınız. şaşırma. diyetler sonrasında tartıya çıktığınızda kilo kaybettiğini görüp sevindiniz. sevinme. neden peki? şu nedenden: onlar hep vücudunuzdan attığınız su ve düzgün beslenmediğiniz için kaybettiğiniz kas dokusunun ağırlığıydı. o kadar. yani sen kardiyo egzersizi yapıp nabzını yükselterek yağ yakımı yaşamadın, gerektiği gibi beslenip kas dokunu da koruyamadın. ama tartıya çıktığında hafiflediğini gördüp sevindin mal gibi. halbuki millet bir kilo kas inşa etmek için ne çileler çekiyor biliyor musunuz siz. nerden bileceksiniz amına koyım götünüzü kaldırıp spor salonuna gittiğiniz mi var, pasta börek yemekten protein aldığınız mı var. yok. varsa yoksa pislik peşindesiniz. bırakın artık bu işleri. bakın çoğunuzun yaşı geldi de geçiyor, belli bi yaştan sonra metabolizma hızı da yerlere düşüyor, ondan sonra daha da zorlaşıyor her şey. yol yakınken dönün lütfen bu melun uğursuz yoldan. kurtuluş sadece bir adım ötenizde. hadi, başarabilirsiniz!!
  • bir türlü doğru anlaşılamayandır.

    - diyet yapmak, ''hiç acıkmamak'' demektir. gün içerisinde acıkıyorsanız, açlık duygusu hissediyorsanız o diyette bir yanlışlık var demektir. peki nasıl ''hiç acıkılmaz?''; her saat bir şeyler yiyerek. nasıl yiyerek? tıka basa dolmadan yiyerek. neler yiyerek? ticari paketi olmayan şeyler yiyerek. acıkırsam ne olur? acıkırsan o yediklerinin bir kısmı yağ olur. çünkü vücut tekrar aç kalmaktan korkar, stok yapmak ister. vücudu sürekli ama sürekli uyarmak, sindirim sistemini sürekli uyanık tutmak şarttır. diyet yapmak kesinlikle (kesinliklenin altı çizili burada) 2 veya 3 öğün yemek değildir. diyet yapmak 15-18 minik öğündür. bütün sistemlerin sürekli açık kalmasını sağlamaktır.

    - diyet yapmak sağlıklı yemektir. her türlü et, süt, süt ürünü, yumurta, sebze, meyve, yoğurt, baklagiller, kuru meyveler, fındık, ceviz, badem yemek; sıkma meyve suları ve su içmektir. ee bunun adı zaten sağlıklı yemektir. doğada olan şeyleri yemektir. insan yapımı yiyecekleri ve içecekleri; makarna, çikolata, pasta, kek, şeker, kola, gazoz (paketlenmiş yiyecekler) bunları yememek demektir. migros'a girdin mi? heh, paketi olmayan şeylerden al kendine. git, sebze, meyve reyonuna; git et reyonuna, hadi bir yere kadar sütü ve yoğurdu da paketli al eğer ki doğal bulamıyorsan onları. ne diye gofret reyonunda dolaşıyorsun?

    - protein ağırlıklı yemek, kesinlikle karbonhidrat ve yağı da gerekli oranda almak demektir. kalori hesabına kayıtlı kalmamak demektir:
    300 kalori fındığın 8-10 dakikada yanıp kaliteli enerji vereceğini; 300 kalori glikozun yarım saatte yanmayacağını, yansa da kaliteli enerji vermeyeceğini bilmek demektir. neyin kaç kalori olduğunun hiç bir önemi yoktur. ne kadar sürede yandığının önemi vardır. bir anlamda biyolojik değer önemlidir burada. biyolojik değerler nelerde yüksektir? işte bu saydığımız ve benzeri doğal gıdalarda.

    pirinç vs makarna:
    pirinç: doğada vardır, yenebilir. biyolojik değeri %80'lerdedir. yani? makarnaya göre çok çabuk yanar, güzel enerji verir.
    makarna: insan yapımıdır uzak dur. bildiğin hamurdur o. biyolojik değeri %45... hele de ''makarna diyeti'' gibi manasız manasız diyetlerden uzak dur.

    yiyeceğin şeylere ''bunun ağacı var mı?'' ya da ''bu hayvansal bir ürün mü?'' diye bak (komik oldu böyle de). işlemden geçmemiş olmasına dikkat et. (sosis, salam, sucuk vs.) saf olacak yiyeceklerin saf!

    dukan diyetiymiş, aduket diyetiymiş, dhalsım diyetiymiş; bunlardan uzak dur. diyetin adı olmaz. güzel yiyip, güzel spor yaparsan hepsi kendi kendine gelir. tek veya az tip, seni aç bırakarak sana diyet yaptırmak isteyen diyetisyen, seni yağlandırır.

    tartıya bakma, tartıya aldanma. ee nereye bakayım?
    (bkz: #24415851)
    (bkz: #27107939)

    not: işbu bilgiler hormonel bozukluklar, kortizon kullanımı ve çeşitli hastalıklar için doğru olmayabilir.
  • döküm tavada pişirilmiş bonfile yerken canının dandik salçalı makarna * çekmesini sağlayan fantastik olay.

    bugün yanımda cheesecakeler yendi, sıcacık simitler gömüldü. ağlayacak hale gelsem de yılmıyorum çünkü geri dönüşü çok güzel olmaya başladı. kendimi ''bu gıdalar sen doğmadan önce de vardı, sen öldükten sonra bile yapılmaya ve tüketilmeye devam edilecekler. hiçbiri kaçmıyor elbette bir ara yiyeceksin'' diyerek sakinleştiriyorum. çok ama çok işe yarıyor bu düşünceyi benimsemek. benim gibi canı abuk subuk şeyler çeken varsa öneririm. salatadır ettir vs yiyince o tokluk hissi oluşunca canınız hiçbir şeyi çekmiyor çünkü.

    bugün macrocenter'ın mantı ve makarna reyonunun önünde kendimi dudak büzerken yakaladım. hayat çok ama çok zor ajsdfhdjsfhjddjs.
  • handikapi $udur: saglikli bir diyet yapmak isteyen insanin mutfakta gecirmesi gereken süre 10 katina cikar. sokaktan almayayim, fast food yemeyeyim, öglen okula/i$e kendi yemegimi kendim götüreyim, $u tarif hem saglikli hem hafifmis.. derken mutfaktan cikamaz olmak i$ten degil. ba$li ba$ina oksimoron!
  • eğlenceli bir pazartesi aktivitesidir.
  • çok uzun zamandır kilo problemim var, problemden kastım acayip bir göbeğim var, yaşım da 38 oldu, artık başlamam lazım deyip, diyetisyen kontrolünde başladım diyet yapmaya.

    ilk gittiğim gün diyetisyenim beni bir tartıya çıkardı, sonuç faciaydı. 20 küsur kilo fazlam vardı, değerlerim benim obez olduğumu gösteriyordu. metabolizma yaşım ise 42 filandı sanırım.

    diyetisyen ne kadar çay kahve içtiğimden, ne kadar yemek yediğime, işimden, hareketliliğime kadar bir sürü soru sordu, elime bir diyet listesi verdi.

    çay kahve azaltıldı, yerine çok fazla su içilmeye başlandı. kahvaltıdan reçeller, yağlar, sucuklar vs. çıkarıldı, yerine klasik bir kibrit kutusu kadar peynir, 5 zeytin, 1 yumurta geldi. aralarda kuru yemişler, kuru meyveler, ana öğünlerde sadece 6 kaşık kadar evde pişen yemekten yenilmeye başlandı. her ana öğüne yağsız salatalar eklendi. her öğünde ise 1-2 şer bardak su içildi.

    ilk günler çok iyiydi, kendi irademe şaşırıp kaldım, sanırım bunda her hafta sınava girecek öğrenci misali o tartıya çıkıp değerlerimin ölçülmesinin de etkisi var.

    sürekli su içmekten ötürü zamanım tuvalette geçmeye başladı, hele ilk günler daha tuvaletten çıkmadan tekrar çişimin geldiği bile oldu. sonra bünyem alıştı sanırım su içmeme. su içmemeyi sadece deterjanla susuz bulaşık yıkamaya benzetiyor diyetisyenim.

    bazı haftalar iş veya gezmek için şehir dışına çıkmam gerekti, bu da diyeti bozmak demek benim için, yolculuk yaparken su içmek tuvalete de gitmeyi gerektirdiği için diyetimi bozdum, gittiğim yerlerde de ben bir kuru yemiş yiyeyim diyemedim, dışarılarda yemek yemek zorunda kaldım. o haftalarda kilo veremedim hiç, ancak almadım da sabit kaldı kilom.

    bir sürü şey öğrendim diyet yaparken, vücutta sadece yağ değil, su birikmesinin de kilodan sayıldığını mesela. çay ve kahvenin de vücutta su tuttuğu için yasak olduğunu.

    4 ayda yaklaşık 12 kilo kadar verdim, memnunum halimden, biraz daha vermem gerekiyor. ancak zorlanmaya da başlamadım değil, canım sürekli bir şeyler atıştırmak istiyor bazen. makarna yemeyi de özledim, arada ödül olarak sadece bir kase kadar makarna yiyebiliyorum. o da beni doyurmadığı için yememeyi tercih ediyorum. kek, pasta, poğaça, fırından yeni çıkmış taze ekmek de özlediğim şeyler arasında.

    bu diyet süreci yemek yapma alışkanlıklarımızı da değiştirdi evimizde, artık hamur işi yok, kızartmaları, fast foodları, pizzaları, dışarıda yemek yemeleri filan unuttuk.

    dışarıda yemek yememiz gerekiyorsa, 2 tane büyük lahmacun serbest veya bir porsiyon kuşbaşı et/tavuk. en çok lahmacuna sevindim sanırım.

    diyetisyenime hayatım hep böyle mi geçecek diye sordum bir gün, eğer ideal kiloma inersem zaten canım yemek yemek istemeyecekmiş. ideal kilosuna inenlerin tekrar kilo alma oranı %15'miş ama eğer diyet yaparken yarım bırakılırsa tekrar kilo alma oranı %80'miş.

    ben senin hayatını düzene koymaya çalışıyorum diyor kendisi, nasıl yemek yemem gerektiğini öğretmeye de çalışıyormuş.

    erkeklerin diyet yapması kadınlara göre çok daha kolay, erkekler eğer diyete uyarsa kilo veriyor, kadınların ise işi (sanırım hormonlardan dolayı) bu anlamda daha zor. diyete uysa bile kilo veremeyebiliyor kadınlar.

    uzun vadede diyet yaparken kilo yavaş yavaş verilince bir şeyleri başardım deyip, insan şevkleniyor, eğer kilo probleminiz varsa diyetisyen kontrolünde diyet yapmanızı şiddetle tavsiye ederim. aslında zor değil, çok temel kurallar var, onları uyguluyorsun, bir bakmışsın kilolar gitmiş.

    çok sıkıcı yanları da var tabii ki, canım çok şiddetli bir şekilde bir şeyler yemek istiyor bazen, ancak bir süre sonra geçiyor. yememeye de çok kafayı takmamaya karar verdim, taktıkça insan daha da fazla yemek istiyor. can bir şeyler atıştırmak istediğinde kafayı çalıştırıp oyalanacak bir şeyler bulmak lazım. eğer kendinizi de çok durduramazsanız yiyin gitsin istediğinizi.
  • yanınızda yemek yiyenler şişmansa çok kolay, zayıfsa çok zor eylem.
  • dün gece rüyamda dev bir patates (baya bildiğiniz müstakil bir ev büyüklüğünde) görmeme neden olmuş eylem.

    ps: açım
  • 2 ayımı tamamlamak üzereyim, söyleyebilirim ki hayatta en sevmediğim şeyleri yiyerek benim için gerçek bir irade sınavıdır.

    karbonhidrat ve şeker ile hayatımı geçirebilecek biriyim. bana yeşillik, sebze, meyve yedirebilecek güç yoktu dünyada, aldığım kilolardan vücudum zorlanmaya başlayana kadar.
    damak zevkim maalesef "hep karb, her zaman karb" şeklinde gelişmiş durumda. diyetin bunu değiştirebileceğini zannetmiştim ama o konuda da 2. aydan bildirebilirim ki hiçbir gelişme yok.

    diyet listemdeki, yemem gereken şeylerden ilk gün ne kadar nefret ettiysem 2. ayın sonunda hala o kadar nefret ediyorum. ha, kilo veriyor muyum? evet. sonuçtan memnun muyum? hem de nasıl.
    ama sonuçtan ne kadar memnunsam, yemek zorunda olduklarımdan da o kadar mutsuzum.

    bu diyet bittiğinde de eski yeme alışkanlıklarıma dönmemem gerektiğini biliyorum. yani aslında hayat boyu bu sevmediğim şeyleri yemek ve sevdiğim şeylerden mümkün olduğunca uzak durmalıyım.

    metabolizması hızlı olan ve dünyaları yese de fit kalan insanlardan nefret ediyorum.

    3 ay sonundan edit: 12 kilo verdim. son 4-5 kilo kaldı. platoya girdim ve tartıda hiç hareket görmediğimden motivasyonum düşüyor ama toplayacağım. son 4-5 kilo gitmeden bırakmak yok.
  • 4 aydır yapıyorum. bir miktar kaybettim ( 12 kilo ), genel diyet izlenimlerimi daha sonra paylaşacağım belki işe yarar diye ama o zamana kadar başka bir meramım var;

    diyet işi gerçekten çok zor. etrafınıza bakın çoğu dar gelirlinin zayıf olmasını beklersiniz ama obezite dar gelirliler arasında çok yüksek keza sağlıklı beslenmek zor ve masraflı.

    bakın her gün ızgara et, köfte, tavuk birinden birini yemem gerekiyor. her öğün salata var. çorba, sebze yemeği, bakliyat geliyor gidiyor menüye değişmeli olarak. ortalama kazancı olan ve sağolsun evinde yemek pişiren annesi olan biriyim.

    makarna, patates, ekmek ile hayatımı geçirmeme izin verecek kadar kazanıyor olsaydım, bu diyeti yapamazdım. dünyada obezitenin genel sebeplerini bilmiyorum ama türkiye'de gelir düşüklüğü başlıca etkendir bence.

    bir tane iceberg marul 4 lira. her gün 1 adet yiyorum neredeyse. geri kalan masrafı siz düşünün. yoğurdu, salatalığı, ızgarası, sebzesi.

    yaşamak gerçekten zor.