şükela:  tümü | bugün
  • ülkemiz insanı zamanının %87.21si bunu yaparak geçirir. (bkz: dizi) (bkz: yabancı dizi) (bkz: yerli dizi)
  • tüm boş vakitleri değerlendirme aracı olarak kullanıldığında uzun vadede, 40-45 dakikayı aşan program, film vb. yapımları takip etmeyi zorlaştıran eylem.
  • yıllardır yapmadığım hiç de eksikliğini hissetmediğim eylem.
  • ikiye ayrılır. yabancı yapım dizileri izlemek, yerli malı yurdum malı dizileri izlemek olaraktan.

    a) yabancı yapım dizieri izlemek, gerçekten dizi mantığına uygundur. takip etmek gerekir, takip etmezsen kalırsın. örneğin en çember kurgulu dizilerden sayılabilecek supernatural bile aradaki o hiç bir ilerleme kaydedilmediği sandığımız bölümleri ileride olayın ana aksına oturtmuş biz de kaçırdığımız bölümler varsa olaydan kopup kalmışızdır. lost, prison break, dexter'dan ve türevlerinden örneğe bile gerek yoktur başını kaçırsan bölümü anlamayabilirsin bile.

    b) türk dizilerini izlemek: kolay bir eylemdir. hatta izlemek deyimi yanlıştır. şöyle bir göz atmak yeter. 10 bölüm kaçırsan bile 10 bölüm sonra en büyük olay iki sevgili ayrılmış olabilir ayrılmış barışmış olabilir. bir de yaşlı ve önemsiz bir karakter belki ölmüştür. daha büyük bir gelişme beklemek yersizdir. bu yüzden ev ahalisinin takip ettiği herhangi bir diziyle ilgili ahkam kesmek sorun olmaz. hiç izlemediğim dizilerle ilgili bile entry girmişliğim vardır. mesela bilgisayar başındayken müziğiyle irkildiğim annem adlı güzide yapımımız örnek olabilir.

    not: komedi yapımlarını değerlendirme dışı tuttuğumu hatırlatmak isterim.
  • zihinsel pause halinde kaybolan bir gecedir.
  • (yabancı diziler için) bir zamanlar en ütopik şekli, bütün bölümleri sırasıyla ve hiçbirini kaçırmadan izliyebilmekti. polis akademisi gibi her bölümü kendi içinde bir bütün olan film serilerinde bile birinciyi izlemeden ikinciyi izlemeyi sevmiyen sıra takıntılı insanlarda stres yaratırdı. dizi saatini kaçırmak şöyle dursun, televizyon kanalının arada bölüm atlayıp atlamadığı bile sorgulanırdı. ama bütün çabalara rağmen mutlaka bir aksilikler olur, dizinin bütününe hakim olunamazdı, en kötü (iyi) ihtimal televizyon kanalı yeni sezonun yayın hakkını filan alamazdı, ki ozaman sezon ve bölüm sayısı diye kavramlardan haberdar diildik pek, en heyecanlı yerde duruverirdi yayın sadece. internet bu sıra düzen takıntısını bigüzel yatıştırdı tabi, hatta bir günün 24 saatini sırasıyla anlatan dizi bile çıktı, gönüller rahat, indirilir izlenir. gel gör ki o telaş pek tatlıymış, onu farkettim buaralar. mesela

    * beverly hills 90210'in yayını durduğu dönemde tv kanalının telefonunu ezberlemek
    * yeni sezon ne zaman başlıycak diye kanaldaki tanıdıklardan bilgi sızdırmaya çalışmak
    * diziyi izlemeye başlamadan önceki bölümlerde noolduğunu öğrenmek için sahafları altüst edip yabancı dergilerin eski sayılarını bulmak (o azimle okulda henüz öğrenilmiyen yabancı dil kalıplarını çözmek, öğrenmek)
    * yurtdışından ziyarete gelen ve oralarda yeni sezonu izlemiş olan arkadaşla koca bi geceyi diziyi anlattırmakla geçirmek ve buna süper bi gece demek
    * öğrenilen her ayrıntıyla kütküt atan bi kalple adeta ufkun genişlemesi
    * daha sonra, anlatılanlara göre akılda defalarca canlandırılmış bir bölümü izleme fırsatını yakalayınca gözlerin dolması

    tabi en büyük etken yaşın küçük olması` : ve brandon a aşık olmak` belki ama, o parçaları birleştirmenin verdiği haz ve interaktivite, pembe bi gençlik dizisinde bile lost ateşini yakalamayı sağlıyodu. bu saatten sonra nostaljik duygular uğruna sıralı dizi izleme lüksünden vazgeçmiyceğimi ve hiçbişey için o heyecana sadık kalmıycaamı göz önünde bulundurursam, ilacın yine lost olduğu da ortada. madem normal hayatta dizi zamanı kırılmıyo artık, dizinin kendisinde zaman kırılsın, geçmişten gelecekten ipuçları aldıkça ağzımız açılsın. bitanesin lost.

    * sezon finaline geri sayım
  • türk dizileri için ..aptal olduğunu belli etmek anlamına gelir.
    yabancı diziler için ise bağımlılık yaratabilir.bnm gbi25 dizi fln izlemeye çalışan bi insan için artık hepsi bir dir..losttaki sawyer supernatural deki dean in kardeşi, gossip girl deki blair new amsterdam daki john un aradığı eş olabilir..önemsemeyin geçer.
  • mühendislik öğrencisiyseniz, aşırı zeki veya fazla rahat değilseniz yapmaya zaman bulamayacağınız eylemdir. * * *
  • hele türk dizileriyse izlenen zihniniz bulanıklaşır, 30. dk dan sonra anlama yetinizde büyük kayıp görülür, eğer devam ederseniz geri dönülemeyecek zararlara yol açar.dikkat etmek lazım.
  • "havay met yor madır izlemen lazım, oradaki herif de sen gibi mimar" lafını ilk kez duyduğumda daha mimarlık bile yazmamıştım, daha dizinin başlamasına bile seneler vardı. bir apartmanın terasında bir şişe ucuz viski içiyor ve geleceği görüyorduk. vat 69 gerçekten de zamanın ötesinde bir zıkkım, ya geleceğe götürüyor ya da geleceği getiriyor yaka paça.

    "ben dizilere katlanamıyorum, lost'u bile 5. sezonunun ortasında bırakacağım" dedim. "lost ne lan?" dedi elindeki şişeye şaşı bakan kadim dost. aynı viskiden içiyor olmamıza rağmen, farklı kesitler görüyorduk. "güzel bir dizi ama insanın kafası karışıyor" deyip bilmeyen adama lost anlatmaya başladım, anlattıkça tiksindim ve boşvermesini, tüm bölümler bittikten sonra bir hafta evden çıkmadan izleyeceğimizi ekledim. "prison break'in ilk sezonu fena değil ama" dedi, kesinlikle konuyu değiştirmem gerekiyordu prison'un ne menem bir dizi olduğunu öğrenmek istemiyordum. viski damarlarımızda dolaştıkça, gelecekteki günlerde dolaşıyor ve anlamsız kareler görüyorduk. playstation 3 ve oldukça büyük bir televizyonu ikimiz de aynı anda gördüğümüzden olsa gerek "ps2 yeni çıktı lan" diye mırıldandık. halusinasyonlar, gece devriyesi gibi etrafımızda dolaşıyor ve açığımızı kolluyordu.

    dünya sahnesinden çok günler geçti, değişmez denilenler ölüme boyun eğdi; hiç akla gelmeyenler hayatı kutsamak için yeryüzüne indi ve lost da başladı, diğerleri de. prison'un ilk sezonu gerçekten iyiydi, lost'u da 5. sezonun ortasında bıraktım.

    "havay met yor madır izlemen lazım, oradaki herif de sen gibi mimar" lafını son kez duyduğumda, ps3 ve oldukça büyük bir televizyonun karşısında oyun oynuyor ve içiyorduk. ucuz viskiden mütevellit kehanet kitabı kelimesi kelimesine tutmuşken 2009 ağustosunda bir evdeydik.

    "dizilere katlanamıyorum, izlemeyeceğim" deyip siktiri yediğimde golü de kendi ağlarımda gördüm.

    bu sabah...

    işe gitmeme daha saatler varken uyandım, televizyonu açıp tembel gözlerle zapping yaparken oldukça güzel bir yüz ile karşılaştım. zeytin ağacının hemen önündeydi, ebruli desenli hafif bir şal vardı boynunda. trt gap'ta oynayan "zeytin dalı"na bir sardım sabah sabah, kalkıp da işe gelemedim ya lan. oyunculuk, mekan ve çekimler çok iyiydi. zeytinlikleri olan bir ailenin 3 kuşağı ile o zeytinlikleri kesip villa yapmak isteyen açgözlü bir müteahit ekseninde gelişen, mazide kalmış bir aşkın çeşni kattığı ve aile geleneklerinin yaşatılmaya çalışıldığı oldukça iyi kotarılmış bir bölümdü. rahmetli tanju korel, altan günbay, bergüzar korel, hülya darcan, mehmet akif alakurt, onur şan hatta semih saygıner bile vardı. bir de ismini bilmediğim güzel gözlü duru bir kadın. lost'a bile katlanamayıp bırakan ben, işe geç kalacağımı bile bile oturdum diziyi sonuna kadar izledim. reklam girdi, kanalı değiştirmeyip reklamları da izledim. her sabah geç kalacağım artık işe ama güzel bir diziyi hesabıma yazdırarak.

    zaten sıkılıyordum bu iyi oldu. 3 dizi bulursam bunun gibi, akşamları iple çekerim.