şükela:  tümü | bugün
  • tracey emin'in 1997 tarihli bir baskısı. you forgot to kiss my soul'a benzer bir tad bırakan bu iş ve hikâyesi, 5. uluslararası istanbul bienali'nin kitapçığında yer alır. kitapçıkta verilen ilgili metin şöyle:

    // özgün metin
    "it was at the airpot, his big brown bear-like hands were pressed against the glass. as i looked back he was crying. i never saw him again.

    the work i will be showing is a love story -a true love story- deep burning passion between myself and a man old enough to be my father, a turkish man, a fisherman, a mountain man. it was wrong or us to be lovers. his wife became very ill, his children unhappy, he let the apples on his trees rot. he spenst his days making me tapes and writing love letters. he spent the family's money on taking photographs and making long distance phone calls.

    oh, i forgot to say he was an alcoholic. in the summer we'd spend the days drinking izmir red wine getting drunk out of our minds. and at night, we'd go out on the small boat and fuck like crazy in the sea. we'd climnb up hills and sit on top of licean tombs. he would play the "saz" and i would dance. we were like performing bears -performing for each other.

    the last thing he ever sad to me was: make the book good"

    // metnin türkçe çevirisi
    "havaalanındaydık. kocaman, esmer, ayı gibi ellerini cama yapıştırmıştı. dönüp yeniden baktığımda ağlıyordu. onu bir daha hiç görmedim.

    sergileyeceğim iş bir aşk öyküsü -gerçek bir aşk öyküsü. ben ve babam olacak yaşta bir adam arasında yaşanan derin, yoğun bir tutku. bir türk, bir balıkçı, bir dağ adamı. aşkımız bir hataydı -karısı çok hastalandı, çocukları mutsuz oldu. ağaçlarındaki elmaları çürümeye bıraktı. günlerini bana kaset doldurmakla ve aşk mektupları yazmakla geçirdi. ailenin parasını, çektiği fotoğraflara ve milletlerarası telefonlara yatırdı.

    ah, alkolik olduğunu söylemeyi unuttum. yazın gündüzleri kırmızı izmir şarabı içer ve deliler gibi sarhoş olurduk. geceleyin küçük bir sandalla denize açılır, denizde çılgın gibi düzüşürdük. tepelere tırmanır, likya mezarlarının tepesinde otururduk. o saz çalardı ben dans ederdim. gösteri yapan ayılar gibiydik -birbirimize oynardık.

    bana son söylediği şey şu oldu: kitabı iyi yap"

    işin kendisi de şöyle:
    do you remember me ? (beni hatırlıyor musun ?)

    ve belki de en güzeli, baskının sol altındaki detayda yer alıyor:
    remember me (beni hatırla)

    (bkz: confessional art)

    [edit: özgün ingilizce metin ve baskı detayı eklendi]
  • (bkz: do you remember)
    (bkz: marillion)
  • lost for so long.