şükela:  tümü | bugün
  • erk acarerin gayet güzel incelediği süreçtir.
    https://www.birgun.net/…gonul-yolculugu-189626.html

    maksat ötekileştirme, berikileştirme değil bir ‘fenomenle’ birlikte sosyolojiye dayalı bir gözlem ortaya koymak. doblo sürücüsü, dönemi itibarı ile bir sembol. tıpkı bmw’li kadın ya da mercedes’li adam gibi.

    doblo bir italyan markası. fiat’ın ürettiği ‘ticari’ otomobil. 25 temmuz 2000 tarihinde ilk duyurusu yapıldı. 28 kasım 2000’de avrupa pazarına sunuldu. birkaç yıl içinde türkiye’de yayıldı.

    o birkaç yıl... akp’nin ilk kez iktidara geldiği 16 yıllık serüvenin de başlangıcıydı. ortada, liberal aklın süzdüğü, “aslında gerici de değillermiş” gibi laflar dolaşıyordu. doblo, bu iklime de akp’nin neoliberal politikalarına da uygundu. atası ‘fiat kartal’ gözden düştü. arka camına yapıştırılmış, ‘huzur islam’da’ yazısı ile birlikte kayboldu.

    •••

    ‘ekmeğinde, çorbasında’ orta sınıf, tarikat-ticaret-siyaset ruhuna uygun bir yola getirilecekti. doblo daha çok mal taşımak, daha çok para kazanmak demekti. ‘üretme-sat, ticaretle köşe dön’ ayarının basit şartları vardı: “cuma’yı kaçırma” en önemlilerinden biriydi.

    •••

    malını indiren ‘aracını’, müsait caminin önüne çekiyordu. bir toplum, bir araç ve onun arka camına yazılan slogan üzerinden politikleşecekti. akp’nin ilk yılları, “biz böyle değiliz” takiyesine ayrıldığı için doblo’nun ilk yıllarında arka cam yazısız kaldı.

    •••

    doblo yolunu yavaş yavaş buluyordu. elite kafa tutuyordu. her şeyi, herkesi elit sanıyordu. akp’nin ilk 10 yıllık serüveninde tuhaf diziler, tuhaf replikler ortaya çıkıyordu. ısıtılıp ısıtılıp sunulan zengin kız-fakir oğlan paradoksunun anlatıldığı dizilerden birinde genç adam, arabasını tamir etmiş, kirli elleriyle gelip sofraya oturmak istemişti. kız onu uyarınca karşılık verdi: “bunlar benim emeğim.” kimsenin aklına; “ulan herkes eliyle ve alnının teriyle çalışıyor ama kimse yemeğe böyle oturmuyor” demek gelmedi. yozlaşma alkışlanıyordu.

    akp, “dur kıçıma yer edeyim, sonra sana neler edeceğim” nobranlığıyla yol almaya başlamıştı. ‘yol arkadaşları’ vardı. doblo’nun arka tarafında birikmiş zaman gazetesi bırakmak adetti.

    gezi’deki mağlubiyet üzerinden kutuplaşmanın ilk büyük kırılması yaşandığı vakit, doblo’nun arkasına da bir erdoğan resmi asılıp, altına ‘dik dur eğilme’ çıkartması yapıştırılıverdi.

    artık akp’nin ‘öyle olmadığı’, takiyenin kitabını yazdığı anlaşılmıştı. doblo da rahat bir nefes aldı. çözüm süreci bittiği gibi arka cam kendini buldu: ‘tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan.’ suriye iç çatışmasına odun taşınırken, bir yandan da mısır’daki ihvan’cılar için ağlanıyordu. tek dörtlü, ‘müslüman kardeşlere’ uydu. doblo’nun arka camından ‘rabia’ el sallıyordu.

    •••

    2013 yılında suruç’ta bir doblo içinde üç ışid’ci tesadüfen yakalandı. çok önemli isimlerdi. ahmet güneş, ökkeş durmaz ve mustafa delibaşlar. türkiye’deki katliamlarda izleri vardı. güneş’in, ışid türkiye’nin akıl hocası olduğu söyleniyordu. yola attıkları harddisk içinde infaz görüntüleri bulundu. 5 ay yatıp çıktılar. cezaevinden çıkmalarında mit’ten yollanan bir yazının etkili olduğu belgelendi. musul takası pazarlığında kullanıldıkları ileri sürüldü. arabada ışid sticker’ları vardı. bu da önemli değildi tabii. her sakallının ışid’ci olmadığı günlerdi! belediyeler, ışid mühürlü davetiyeler gönderip, “bu peygamber efendimizin mührü, ışid kullanmasın” takiyesi yapıyorlardı. epey doblo arkası ışid fotoğrafı çektik o zamanlarda.

    •••

    15 temmuz’da... ee hani zaman vardı arkada? yenikapı mutabakatıyla ülkede bir ‘bütünlük’ sağlanınca... gezi zamanında yasaklanan bayrak doblo’nun arkasına şanla şerefle asıldı.

    •••

    atleti egzoza tıkamak suretiyle tank durduran, plaza camında uçak kovalayan nesil, doblo’yu da bir özel harekât timine dönüştürüverdi. arka cama höh yazıdı: halk özel harekât. onu da belgeledik. nedir bu ‘özel doblo’ sorusunun cevabı meclis’te verilmedi. fakat doblo’cu tarafımıza iki satır yazdı: “neyse ne, vatana ihanet eden kurşunu da yer işte!”

    •••

    iki yazı eksik kaldı arka camda. biri, ‘barış sürecindeydi.’ muhtemelen arka cama; ‘yaşasın halkların kardeşliği’ çıkartması düşünüldü. ama herhalde bu kadarı ağır geldi. eksik kalan diğer şey, iktidarın avrupa, amerika kışkırtmasında, ‘portakal pıçaklama mevsiminde’ yazılabilirdi: ‘yaşasın tam bağımsız türkiye!’ bu da genlerde yoktu.

    •••

    sonunda... doblo’nun arkasındaki ‘ümmet bilinci’ ve osmanlı tuğrası bir kenara bırakıldı, atatürk imzası atıldı: ‘izindeyiz, rahat uyu atam.’

    bu arada akp’nin neden atatürkçülük yoluna girdiği tartışmasına da bir parantez açarak kısaca değinmek gerekir. meselenin, 2019’a giderken ‘sanıldığının aksine’ atatürkçülerden oy almanın ötesinde bir anlamı var. amaç onları da “bu ruha bile biz sahip çıkarız” mantığı ile dışarıda bırakmak, tüm muhalefetin önünü kesmek. topluma karşı, ‘daha ne istiyor, neden tatsızlık çıkarıyorsunuz’ algısı yaratmak. daha çok bir el kol bağlama taktiği. parantezi kapayıp sürdürelim.

    •••

    doblo bir semboldür. şüphesiz buradan, akp’lilere özgü bir araçtır ve hedef kitlesi söz konusu seçmendir genellemesi çıkmaz. görünenin basit örneklerle anlatımıdır. bir kez daha yinelemekte yarar var, bu bir ‘ötekileştirme’ yazısı değildir.

    dönüştürülen ve yolunu bulamayan bir toplum yaratan zihniyet! acı olan ve anlatılmak istenen budur... “ben ne dersem o olacaksın” diyen iktidar aklıyla uyumlu tuhaf bir yolculuk, tuhaf bir fanatizm. sen ne dersen o olacak ama… iyi de sen kimsin?

    cevap açıktır: “ben her koşulda seçim kazanmak için, her yola gelen, her yol üzerinde seyredenim!” bugün türk milliyetçisi, yarın liberal, öteki gün atatürkçü, sonra...

    sadece doblo değil elbette...

    türkiye siyasetini arka camdan izliyoruz. akp’nin topluma vaadi nedir? resmi ideolojisi ikiyüzlülük olan siyasi bir ‘iradesizliğin’ vaadi olamaz. akp, biten yolda kalmış araçtaki karmaşık bir ‘arka cam yazısıdır.’

    belki de artık tarihin tamamen o cama siyah film çekerek, yüksek sesle haykırma zamanı gelmiştir: “ticari sağa çek canım!”